28 Aralık 2005

firari

firar etmek gerekir bazen..
gizli olmasa da,
herkes bilse de,
gözler önünde olsa da,
yine de firar etmeli..
yediği katıktan,
içtiği sudan,
okuduğu hayattan,
konuştuğu dilden,
duyduğu kinden,
evvelinden, sonrasından..
belki iki kişilik bi firar olur ama firar olmalı..
mukadder emirlerden uzaklaşmak için firar etmeli..
kolay iş değildir öyle firar etmek.
sıkı yürek gerekir.
sevenlerini, nefret edenlerini, üzülenlerini, üzenlerini hepsini
arkada bırakmaktır..
bi gecelik dahi olsa her şeyden kurtulup kendin için yaşamak..
firar etmek öyle sanıldığı gibi bedeni alıp uzaklaşmak da değildir sadece..
yorganını bi geceliğine kafana çek, hayata kıçını dön ve kendini düşünerek uyu..
var mı daha büyük firar?
hadi be git işine diyorsun değil mi?
hiç denemedin çünkü.
kendinle yüzleşmeye cesaret edemedin mi yoksa?
bağır hadi. avazın çıktığı kadar bağır.
sesini duyup yanına gelen kaç kişi var?
kaç tane canın var?
neşelendiğinde de, kederlendiğinde de hep yanında olan?
üçüncü bacağınmış gibi sana destek olup düşmeni engelleyen?
annen mi?
baban mı?
kardeşin mi?
amcan, dayın, halan, teyzen mi?
ne acı. hepsi geçici değil mi!
anneyle babanın görevi sana bekçilik etmek değil. tek görevleri seni büyütmek.
düşüş kalkışlarından sen sorumlusun her zaman. zaten erkenden gitmiyorlar mı ki?
kardeş desen nereye kadar yardım edebilir?
senden çok daha güçlü değil ki.
diğerlerine değinmiyorum bile.
şimdi firar etmeden önce bir kere daha düşünmeye başladın galiba
yok demek öyle bir şey.
firar edememek korkaklık demek ki.
dedim ya. firardan ne anlıyorsun ki.
en fazla bedenini alıp gidersin
korkup kaçan küçük böcekler gibi
yanılıyor muyum?
bedeninin yanında kafanı da götürüyorsun demek ki
aferin bekliyorsun demek ki şimdi de
aferin yerine affedin demen gerekir.
ben de kim mi oluyorum.
"sen"im ben.
belki biraz da "o"yumdur.
azıcık da "şu"nu ekleyelim.
şimdi de kendimle çelişmekle suçlanıyorum demek ki.
önce firar et deyip ardından da korkak diyorum firarilere..
sadece bedenen uzaklaşıp da firar ettim diyelere diyorum onu.
firar gerekli..
ufak firarlar..
anlık kayboluşlar..
hani kalbinin bi kasılışı senin içinse gevşemesi onun için ya..
onunla birlikte tek ruh olarak firar etmek lazım..
çaktırmadan götürmek gerek iki ruhu birlikte
iyi seçmek gerekia ikinci ruhu
öyle çok temiz olmamalı
kirlenmiş de olmamalı
zaman zaman birlikte kirlenip sonra birlikte arınmış olmalı..
çok körpe olmamalı ki seni taşıyabilsin..
çok yaşlı da olmasın ki taşırken kırılmasın..
sakın ha! yabancı olmamalı,
tanıdık, bildik ruh olmalı
bilmedik bi yolda nasıl gözlerin kapalı gidemezsen bilmedik ruhla da
huzura eremezsin..
ne güzel çayır çimen gözüküyor değil mi?
iki adım daha at bakalım
çekinme, yürü hadi
görmüyor musun ne kadar güzel etraf
çimenler rüzgarla birlikte dalgalanıyor,
papatyalar sanki hep birlikte sirtaki yapıyorlar,
nergisler yine sürmüşler parfümlerini,
ya ağaçlara ne demeli..
heybetli kollarını açmışlar, gel salıncaklarımda sallan diyorlar sanki
hele o ayçiçekleri, tsm korosu gibiler
günaydınım, nar çiçeğim...
hadi at sıradaki adımını
evet çok güzel,
bi adım daha.
oldukça başarılı.
korkunu yeniyorsun değil mi?
firarın güzelliğini gördün değil mi?
koş hadi ne duruyorsun ki?
hızlı koş
aman yakalanma
uçarcasına git.
*bum*
hadi şimdi de koşsana
koşamıyor musun?
nefes bile alamıyor musun?
demek söylenenleri bile duyamıyorsun.
gözlerin de görmez oldu demek.
korkacak bir şey yok.
ölmedin.
sadece mayına bastın
evet bacağının teki koptu.
ağır yaralısın. nefes alamaman gayet normal.
kulak zarın da patladı sanırım.
gözüne giren parçacıklar yüzündendir görememen de.
gözüne bir şey girmemişse bile başından süzülen kanlardan göremezsin zaten.
keşke gitmeseydin değil mi?
aldanmasaydın
yüzünü temizle de patlamadan sonra etrafı gör
çimenler gitti tabi ki.
bir iki tane yapraksız papatya kalmış olabilir,
salıncaklar ağaçlarla birlikte yandı
küllerle oynamayı seversen sürünebilirsin hala oraya doğru.
ay çiçekleri de "günaydınım"dan "makber"e geçti
merak etme o burun kıvırdığın
burun kıvırmana rağmen her türlü kıvrımını,
girintisini, çıkıntısını bildiğin ruh sana yardım eder
biraz bekle. gelecektir.
hep gelmedi mi?
daha önce traş olurken yüzünü kestiğinde,
düşüp bileğini incittiğinde,
ayağını masaya çarptığında,
en kötü kabusundan uyandığında hep yanında değil miydi?
babanı hakka yollarken de o yok muydu?
peki anacığını uğurlarken?
ilk maaşını aldığında sevinçle kime koştun?
kocaman sarılıp, başını sıcacık koynuna yasladığında
zaman dursun istediğin nasılsa koşar yanına
peki hak edecek ne yaptın desem?
çok sevdim dersin değil mi?
ama sevgi kaşrılık beklenmeden olmalı
kendi kendine doğmalı
isa gibi doğmalı, muhammed gibi son olmalı..
sahte peygamberler gibi durup durup türememeli.
evet evet şimdi de imamcılık oynuyorum
hep doktorculuk oynanmaz ya.
biraz imam, biraz öğretmen, biraz öğrenci, biraz serseri, biraz polis,
biraz da firari olmalı
ama bunlardan bir şey olurken akıllı olmalı.
orospu da olsan kaliteli ol derdi baban hatırlıyor musun?
firari de olsan kaliteli ol.
bilmediğin yerlerde saklanamazsın.
en iyi bildiğin yerde ol.
en iyi bildiklerinle ol.
hiç mi amerikan filmi izlemedin?
peki ya ucuz roman?
sıkıştığında güvendiklerinden başka kim kurtaracak seni?
güvendiklerin kim peki?
annen mi?
baban mı?
kardeşin mi?
amcan, dayın, halan, teyzen mi?
ne acı. hepsi geçici değil mi!

son vapur gitmeden koş hadi

21 Aralık 2005

firar

bir sihir gibiydi şehre inerken gece
mektubun güvercin oldu vardı gizlice
gel diyor, geç olmadan gel, geçiyor yıllar
böyle başladı, dönülmez bu müthiş firar
madem ki yeminimiz var, madem aşk mukadder
işte geldim, bilmesinler yarına kadar
bil ki artık dönüşüm yok, gitti son vapurlar
sakla beni, bulmasınlar sabaha kadar
belki herkesin dilinde şimdi bu firar
belki verildi kararım, şimdi yoldalar
(incesaz)

20 Aralık 2005

başkadır, başka

leyla sevmek hoştur ama mecnun olmak başkadır başka
şarap içmek hoştur ama ayık olmka başkadır başka
yâre varmak hoştur ama yâren olmak başkadır başka
ateş olmak hoştur ama yanık olmak başkadır başka
talip olmak hoştur ama dengin bulmak başkadır başka
aşık olmak hoştur ama sadık olmak başkadır başka

19 Aralık 2005

gitme

yine sen yoksun karşımda
acılar pusu kurmuş
yine hasretler ordu gibi geliyor üzerime
ay gibi nur gibi yüzüne bakınca nefesim kesilirdi
sen seveni burada boynu bükük bırakıp gidiyorsun
yapma canım
ne olur beni bırakıp da gitme
gitme ne olur bırakıp gitme
sensiz yaşayamam ben böyle
gitme ne olur bırakıp gitme
bir ömür boyu yaşayamam böyle
yine hasretler koydun sen uzanan ellerime
yine yalnızlıklar geziyor yanımda aşk yerine
(f.erkoç)

14 Aralık 2005

hz.omer

şiddet göstermeden güçlü, kuvvetli;
zayıflık belirtmeden yumuşak ol.

27 Kasım 2005


sinav oncesi acinacak halim

24 Kasım 2005

küs

istemeden kırarsam eğer seni
kaba adam deyip geç beni
çok denedim ama olmuyor
değiştiremiyorum işte kendimi
üzülüyorum ben ikimiz için de
üzme sakın sen kendini

(fatih erkoç)

25/72

Onlar yalana tanıklık etmezler/yalan söze kulak vermezler. Boş lakırdıya rastladıklarında soylu bir tavırla geçip giderler.

23 Kasım 2005

havadisler

ayrıca fevkalade bir analiz vizesi ve vasat civarlarında fizik vizesi atlattım. üstüne bi de klavyeme ballı süt döktüm. hiç sevmediğim diğer klavyeyi kullanıyorum mecburen.
okulda da tek günün yetersizliği sebebiyle tango pratiklerine başladık cuma günleri. elif, orkun, ezgi... yeni kayıtlar çok fazla çook.
nihayet tanbur dersine başladım geçen pazar. hatta peder beyle birlikte gidiyoruz derslere. ayrıca burçin abiyle de yeniden çalışmaya başladık.
salona kum torbası alındı. düzgün idman çıkıyo artık. gavur ölüsü gibi ağır bişey.
göğsümdeki sancılar artmaya başladı. sanki üstüme fil oturuyomuş gibi oluyo.
her gece milongaya gidip dans etmemiz gerekiyo bir an evvel ;-)

kelej

senin de gördüğün gibi saçlarım gitti blogcuğum.
nazar deydi farkettim.
çekemediler bukle bukle saçlarımın ahenkle dans ederken yaptığı narin salınışları
iş kazası sonucu saçları uzaklara uğurladım ve kafan donuyo dışardayken. olsun bu vesileyle bereyle kaynaştık. soğuk havada iyi geldi.
kal sağlıcakla..

sac? ha ha haa

16 Kasım 2005


carpici saclar

hiyaaaaaa

bıktım ble blog, bıktım
bilgisayar işlerinden uzak durmak istedikçe üzerime üzerime geliyo yeni işler.
çok soğudum şu elektronik ortamlardan.
siteler, grafikler, dosyalar... offf kurtuluş yok galiba!

07 Kasım 2005


m�cadeleci ruhumu uyurken de bile kaybetmem

05 Kasım 2005

gel-gel

yazmak istiyorum...
uzun uzun...
anlatabilene kadar...
olabildiğince uzun...
kafamı karıştıracak kadar uzun...
öyle uzun olsun ki yine kelimeler anlamını yitirsin, harf topluluklarına dönüşsün...
bol noktalı.. şu yanyana olanlardan...
al işte bi tane daha koydum...
hani anlatmayı beceremediğimde boşluk doldurmaca oynuyordum aslında diyebilmek için kendime yaptığım bi kıyak...
aslında hüzünlü filan değilim.
sadece "gel-git"lerden git kısmında üzüntülüyüm..
keza gel kısmı öyle mi!?
büyük heyecan, kalp çarpıntısı, mide bulantısı.. hani o kelebek denen şeyler olsa gerek. ne kelebeği yahu, taklacı güvercin gibiler.
peki ya gidiş niye o denli oturaklı?
baksana arkadaki şarkıda bile ne diyor "ay gibi, nur gibi yüzüne bakınca nefesim kesilir. sen seveni burada boynu bükük bırakıp gidiyorsun.."
gidişler nevi şahsıma münhasır değil sanırım. bak şairin de bir bölümü gitmiş.
ama dedik ya gel-git diye...
o gidişler sadece küçük gidişler...
yerel zaman olarak küçükler en azından... fakat onu yaşayana sormak lazım gelir.
gece fezaya bakıp gördüğün yıldızların bile en yakını 4.3 ışıkyılı yakınlıkta. ne mi demek bu?
orda içilen sigaranın ateşini sigara yandıktan neredeyse 4.5 yıl sonra görüyorsun.
ağlayan kişinin sesini hiç sorma bile... yaklaşık 4000yıl eder...
bak istediğimi yapıyorum sanırım... yazdıklarımın içinde kayboldum işte... cümleler garip, kelimeler anlamsız gelmeye başladı yine. gel-gitle başlayıp proxima centauriye geçiş yaptım...
geçmem yetmezmiş gibi ordakilere sigara içirdim...
oldu olacak rakı-balık da yapsınlar... benim yerime onlar dağıtsınlar...
bu noktalar tek başlarına olmuyor gibi... tek olduğunda çok korkutucu gelir bana... sanki o ilkokulda öğrettikleri boyutsuzluğuyla her şeyi yutacak gibi... kara delik gibi... kara delik denen cisimler de sadece çok yoğun, çökmüş yıldızlardır aslında... korkulacak bi'şey değiller... yoğunluk sebebiyle ışığı bile kendisine çekiyor sadece...
tamam tamam sustum...
daha astrolog olmaktan öteye geçebilmiş değilim ki nereye bilimsel konuşayım...
3 ay önce fal baktırmıştım...
çıkmadı...
çıkmaz umarım...
çıkmamalı...
ayaklarım yerden havalanır yoksa...
yok yok neşeden değil...
ayaklarım yerden kesilir dedim de kafamın ayak seviyemden aşağıda kalacağını söylemedim tabii... mahvolurum.
bak tek nokta kullandım.. o kadar kesin bi mahvoluş olur yani...
haydi geçmiş geçti, kafanda değiştirmekten gayrı bi'şey yapamıyorsun..
peki gelecekle ilgili tasarıların ne?
buna da cevap yok sanırım...
birden fazla mı tasarın var?
peki hangisini seçmen gerektiği konusunda fikrin var mı?
yok demek
zaman gösterecek ha!
hadi canım sen de!
zaman kabukları temizlesin, zaman moralleri düzeltsin, zaman acıları dindirsin... şimdi bi' de işi gücü yokmuş gibi tercihlerini mi yapacak...
yemek tercihini de o yapsın bari lokantaya gittiğinde... veya hangi çiçeği alacağına karar veremediğinde...
uzak geleceği geçtim. peki yarınla ilgili fikirlerin var mı? 15dk sonrasıyla?
"ben anı yaşıyorum abi"cilerden oldun demek..
peki "an"ı yaşayabiliyor musun yeterince?
öyle düşünüyorsun demek...
sevdiğini anlatabiliyor musun?
peki ya sinirini, nefretini, kinini, öfkeni?
ya acını anlatabiliyor musun?
incindiğini belli edebiliyor musun?
kıskandığını?
alındığını?
darıldığını?
gücendiğini?
sesin çıkmadığına göre cevap "hayır"...
bak yine alt benliğinle konuşmaya başladın zaten. kendi kendine sorup cevaplayamıyorsun...
hadi git yat..
evet o yatakta yat...
belki henüz soğumamıştır...
(hep ısınsın)

01 Kasım 2005

evaba

bundan sonra arabada yaşamaya karar verdim. 5+1bagaj yeterli işte. tuvalet sorunu da yok. sadece banyo biraz sorun ama onu da hamamda hallederiz artık.
kimsenin misafirliğe gelmesine de gerek kalmaz. biz gideriz onlar içeri girer. olay çözülür. mis gibi yaşanır
fıtık mı?
o da ne ki?

nazar etme n'olur

korkuyorum blog.. göz var üstümde.. her şey bozuluyo..
şemsiyem kırıldı ulann!!
hayatımda ilk defa şemsiye aldım o da tırtladı işte.

28 Ekim 2005

hengame

sevilen insanin sevilmeyen insanlari sevmesi ne sevimsiz bi durum yahu. hele sevilen insanin sevilen diğer insani sevmemesi ayri sevimsiz durum..

25 Ekim 2005

zorlu gunler

ah be blogcum..
sabit diskimde sorun oldu ve bütün arşivimi kaybettim. akşam 7den beri bi yandan kurtarabildiğim kadarını kurtarmaya çalışırken öte yandan da iüsdansın tanıtım cdsiyle boğuşuyorum. ikisi de bitemedi henüz. sahur bitti ama onlar bitmedi.. gitmedi.. keşke.. ama gitti :.(
tango video arşivim, mp3ler, tango albümleri, diskografiler, fotoğraflar, filmler... 100gb'ın üzerinde kaybım var.. 120gb kadar olması gerekir.. şimdilik kurtarabildiğim kadarını kurtarmaya çalışıyorum ama çok zor çook..

19 Ekim 2005

semsipasapasaji

benim de artık bir şemsiyem var.
hayatımda ilk defa şemsiye aldım. heyecanlıyım. kelimeler kifayetsiz kaldı yine en iyisi gidip boza içeyim

hu huu

epeydir dislamisim seni be blog. darilmadin umarim.
evin hali biraz karisikti filan o yuzden bilgisayarin basina gecemedim pek fazla. kusura bakma. bi ozet gecmek gerekirse okul acildi, tango dersleri de basladi tabi ki, hatta bugun kadikoyde gosteriye ciktik tekrar. canli muzik esliginde 5 turkce tango. belgin-orkun, suzi-ben. fotolari yollarim bi ara. gosteri yuzunden antrenmana gidemedim, benim yerime gokhan abi ders verecekti. guzel gecmistir insallah. idmandan ziyade incicigin dogumgunune gidemedim ona uzuluyorum. 1 palyaco eksik oldu.. klavyemin ustu notlarla dolmus. ayca, deep wood demis ama yine bilememis kokumu. benim gibi patlicandan bozma burna sahip olsa zorlanmazdi aslinda. neyse iste
benim inciye dogumgunu hediyesi hazirlamam gerekirken o benim icin yazmis "Bir sey daha.. Her palyaçonun içinde bir özgürlük vardır..o özgürlük kabiniyle mutluluğa vesile olur.. Cogunlukla gül kokar pencerenin altında.. "
kabul ediyorum; vefasiz bi arkadas, hayirsiz bi komsu olabilirim ama seviyorum bu kizi be.
simdilik bu kadar blogcu. gorusuruz sonra yine

09 Ekim 2005

sol taraf mi?

Uyuyordun yanına geldiğimde.

Işık saçan, ruh veren ve aşkla bakan gözler kapalı şimdi.

Sarıya çalan lüle lüle uzun saçların dağılmış. Alnına düşenleri topladım örselemeden, sen uyanmadan.

Öpemedim.

Korktum, uyanacaksın diye. Sadece kokladım karşıdan.

Kaşlarının inceliğine, kirpiklerinin ok gibi düzgünlüğü eklenmiş.

Yanaklarında oluşan pembelikler, huzur içinde uyuduğunu anlatıyor bana.

Alnında biriken birkaç damla ter, geceyle uyumak için giriştiğin çetin mücadeleyi haykırıyor sanki.

Kulaklarındaki kırmızılıklar ise uyuduğun süre içinde nasıl da bir o yana bir bu yana döndüğünün belgesi adeta.

Boynundan yayılan, burnuma kadar gelen saf ve sevgi kokan kokun gözlerimin dolmasına neden oluyor bir an.

İncecik bedenini, gece tüm çabalarına karşı bozamamış, dokunamamış sana. Hakkından gelmişsin.

Ellerin iki yana açılmış, teslim olmuş gibi.

Ama hala o kadar narinler ki.

Dokunamadım.

Korktum, uyanacaksın diye. Sadece kokladım karşıdan.

Oturdum yanına ve uzun bir süre kalkmadım.

Sadece sen vardın şimdi.

Tüm oda sadece sen oluvermişti.

Yattığın yatak, duvarların rengi, tavandaki avize.

Hatta, ortalarda dolaşan oksijen bile.

Saat sana sen vardı, tik takları sen sen diyordu.

Bir an yatağında dönüyorsun.

Gözlerin hala kapalı, nefes alıp vermelerin sık ve keskin.

Alnından boncuk şeklindeki terler yastığa karışıyor.

Lüle saçların tekrar yüzünü örtüyor. Ellerinle düzeltmeye çalışıyorsun ama olmuyor. Geliyorum yardımına, şimdi elim eline dokunuyor.

Uyurken elimi tutuyorsun. Nefes almıyorum, öylece kalıyorum.

Sonra yine derinlere dalıyorsun, elin elimden kaymaya başlıyor yatağın kenarına doğru.

Bırakıyorum elini usulca. Uyandırmadan.

Tekrar kokluyorum boynunu, uzaktan da olsa.

Yetiyor bana.

Sen nefes alıyorsun ya, yanımdasın ya, ben yanındayım ya.

Geldiğimden beri hafif bir müzik kulağımı okşamakta, ancak seni rahatsız etmemekte.

Şimdi seninle dans ettiğimiz şarkı çalıyor.

Hani gözlerimizin sadece gözlerimize tutuklu kaldığı, başkalarını hiç ama hiç görmediği gün.

Ne kadar da çabuk bitmişti, ancak gözlerimizdeki tutukluluk aynen devam etmekteydi.

Zaten hiçbir zaman bu mahkumiyet bitmeyecekti ki.

Sen gidene kadar.

Yıllardır gitmedin.

Hiç gitme olur mu?

Sağlığınla, aşkınla, ruhunla, hep yanımda ol.

Ben seni beklerim baş ucunda, ne kadar beklememi istersen.

Severim, ne kadar sevmemi istersen.

Tüm ömrümü veririm, istediğin yıl kadar.

Tüm ruhumu ruhunun emrine de veririm, istediğin ruh kadar.

Ben...

Ben senden bir şey isteyemem. Sevgini bile.

Kıyamam.

Bunları düşünüyorum ya;

Korktum, sen uyanacaksın diye. Durdurdum düşüncelerimi.

Hayallerimden düşüp de incinme diye.

İyisi mi ben de kapatayım gözlerimi, başımı yanına koyayım, nefesini içime çekmek için.

Bu kez benim tarafıma dönüyorsun ve gözlerin aralanıyor.

Açık ela gözlerin beni görüyor ilk.

O sevgi bakışların hala yerinde, hala bana doğru çevrili.

İçi gülümsüyor gözlerinin, görüyorum.

Bu gülümseme dudaklarına bırakıyor yerini.

Sonra da ‘Seni seviyorum’ sözcüklerine.

Bu kez eskisi gibi burnumu alnına getiriyorum ve tüm kokunu içime çekiyorum, sense dudaklarını boynuma getirip her zaman ki öpücüğünü konduruyorsun.

Bak yine hayat durdu.

Bu sefer her şey sen ve ben oldu.

Yavaş yavaş kapanıyor gözlerin yine. Masumiyetine geri döndün tekrar.

Gözlerim yine seninle, kalbim zaten çoktan senin olmuş.

Derim ya hep;

Ne istersen yaparım diye...

Olur ya, gün gelir de gitmek istersen;

Dur.

Gitme.

Ben giderim senin yerine...


gittiği yere kadar...


ebru yaşar seçen 2005

06 Ekim 2005

bir rüya gördüm bu gece

Bir rüya gördüm bu gece.
Hüzüncük çiçeklerinin güneşi görüp açası geldiği bir rüya.
Ruhumun yer yer parçalı bulutlarını silen bir rüya.
Kuşluk vakti yatıp, tilki bayıltması yaptığım anda gördüğüm bir rüya.
Anamın bir yerlerden bakıp bakıp tebessüm ettiği, sonra da gittiği bir rüya.
Müziğin notalarından kopmuş bir rüya. Tıpkı zamanım çocukluğunun yoyoları gibi.
Denizin poyraz yemiş gibi çaresizce kabarması ve hiçbir şeyi önemsememesi gibi bir rüya.
...
Bu hengamesi bol rüyada hep seni gördüm aslında.
Her karesinde sen varsın bu rüyanın.
Montajını bile ben yaptım. Seslendirmesini de.
Dinle bak;
Hüzüncük çiçeklerinin yapraklarında o güzelim mavi floş eteğini ellerinle bir sağa bir sola savurarak koşuşturuyordun.
Üzerindeki kolsuz bluz ise kara tenini ortaya çıkarmakla kalmamış cılız ama bir o kadar narin kollarının tüm güzelliğini ifşa ediyordu sanki.
Ayaklarındaki apartman topuk terlikler, o sarılası minnacık vücuduna heybet katmak istemiş. Ancak katamamış. Daha bir sevimlilik vermiş.
Saçların ise hüzüncük çiçeklerinin kokusuyla adeta bir yarış içerisinde. Sen etrafta rüzgarın hüzüncük yapraklarını okşaması gibi koşuştururken, inadına rüzgarı kıskandırır oluyorsun. Rüzgar küsüyor ve esmiyor bir an.
Gözlerindeki kaçamak bakışlar yakalanmamak için saklambaç oynuyor hınzırca.
Ama ne olursa olsun bu kaçamak oyun bile gözlerindeki anlamı ve “gel” diyen sıcaklığı saklayamıyor bir türlü.
...
Kendimi sanki kuşluk vaktindeki tilki bayıltmasında bulmuştum bir an.
Uyunası en güzel uyku saati;
Hafif, sakin, huzurlu ve kısa.
Bu koşuşturman, rüyamın içinde kovalamacıya dönmüştü.
Her zaman ki gibi bitip tükenmek bilmeyen bir duygu kovalamacasına.
Kalpten kalbe oynanan “elim sende” oyunu gibi.
Her nedense ebe olan hep ben, kaçansa sen oluyorsun. İzin vermiyorsun dokunmama.
Varsa yoksa rüyama gir, talan et duygularımı.
Gecenin bir köründe can hıraş uyanıp;
“Nasılsın? İyi misin? Seni gördüm yine” diye aramak ve seni derin uykundan uyandırmak gibi.
İşte rüyalarıma da böyle girişler yapıyorsun. Elinde biletin olmadan. Oysa tüm biletler senin, sadece “Bir bilet” demen yeterli.
...
Bir an anam gelir aklıma.
Bana sevgiyi öğreten kadın;
Gözleri güldüğünde sevginin tüm pırıltılarını saçan kadın.
Rüya bu ya;
Ara sıra, gecenin bir köründe dikilir karşıma öylece bakar, hesapsızca.
Tebessümünü eder ve “Sen bildiğin gibi devam et” der, sonra da kaybolur gider.
Senden söz ettim geçen gece ona, kaşla göz arasında.
Bu kez daha güzel tebessüm etti. Dudakları daha bir keyifle yayıldı o yüzünde.
Ve;
“Bu sefer daha iyi, devam et, hiç bırakma” dedi.
Kısacası o bile seni tanıyor. Sevmiş.
...
Eskiden apartman kapısı önünde lastiği kısa ve ucunda avuç içi kadar top şeklinde bir bez ve bu bezin içine doldurulmuş talaştan meydana gelen yoyolarımızla oynardık.
Amaç lastiğin esnemesiyle o ucundaki top olan bezi sürekli avcumuza değdirmekti.
Ne kadar da zormuş meğer. O zamanın tatlı zorluğu işte.
O yoyolarla oynarken bir şarkı dolanırdı dillerimize. Her gün başka bir şarkı.
Ama hepsi de hareketli şarkılar olurdu.
İşte seni onlara benzettim rüyada.
Yerinde duramıyorsun bir türlü.
Gülüyorsun;
Konuşurken heyecanlanıyorsun;
Bir konuyu en ince ayrıntısına kadar anlatıyorsun. Hiç muğlak bir yan bırakmadan. Yoyo gibi işte. Zıp zıp.
...
Sonra bir deniz oluveriyorsun rüyada;
Sakin.
Ama bir bakıyorum ki sonra köpürmüşsün.
Nereden aldın o poyrazı da böyle köpürdün be minnacık şey?
Olsun yakışıyor ara sıra böyle delirmen.
...
Tüm bunlar rüya içinde rüya gibi.
Gün içinde ayaktayken gördüğüm bir rüya gibi.
Sen dolu rüya.
Boynuna taktığım hüzüncük çiçeklerini andıran kolye gibi.
Senin onu sahiplenmen ve kimselerle paylaşamaman gibi.
Gözlerime bugüne kadar kimselerin bakmadığı, kurşunları andıran kararlılıkla bakman gibi.
İlk kez ruhuma bu kadar sokulman gibi.
Mihnet dolu.
Ben bu rüyayı çok sevdim.
Acaba diyorum;
Bir daha görür müyüm...?

sabah ola hayır ola...

ebru yaşar seçen 2005

teoman alpay

bir gece sabrım taşmış
başıma vurmuş bahar
dudakların yaklaşmış
benim ne günahım var

kader seçmişse bizi
senin ne günahın var
bağlamış ikimizi
benim ne günahım var

gözlerin izin vermiş
elim koynuna girmiş
böyle sevişilirmiş
benim ne günahım var

kader seçmişse bizi
senin ne günahın var
bağlamış ikimizi
benim ne günahım var

bir aşk yolu tutturmuşuz
bütün gece gitmişiz
sabahı unutmuşuz
benim ne günahım var

kader seçmişse bizi
senin ne günahın var
bağlamış ikimizi
benim ne günahım var

04 Ekim 2005


o kadar uzak degil

cennet mi?

27 Eylül 2005

sifa

mukemmel bi tedavi yontemi!
portakal-greyfurt-limon suyu ucgenine 1-2 kasik bal ekleyin.
hemencecik iyileseceksiniz.
oyle umuyorum yani. en azidan denedim. etkisini gosterirse haberdar ederim. balli sut daha mi iyiydi yoksa. olsun yahu tadi o kadar da kotu degil ki zaten.. guzel hatta
ohh sifa niyetine

tangojean

az once tango deyince aklima geldi.
taksimde vakkonun karsi sokaginda tangojean var. 7/24'e yakin tango yapilabilecek yer. kahvaltidan gece 2ye kadar. cuma, ctesi ise 4e kadar.
cuma ve ctesi haric ucretsiz. cuma gunu ucret vereler ise ctesi gunu ucretsiz girebiliyo.
gorusmek uzere. caniniz sikildikca ugrayin. irfan bey'e selamlar ve tebrikler bol bol. cesurca bi yaklasim.
vakkonun karsisindaki sokaktan ilerleyin bi'bucuk'un ust kati, cambazin caprazi

simdi okullu olduk

yeniden okul zamani geldi yahu.
aci gercegi sabah uyaninca gidip kayit tazelemem gerektigini farkedince kavradim
aslinda guzel bisey okulun acilmasi. memnunum yani ama bu sene adam gibi ders calismaya karar verdigim icin sikiliyorum o kadar. bunca yildan sonra ders calismak zor olacak. hos yazin 1-2 haftalik donem calismistim yaz okulu sebebiyle ama ne bileyim iste. garip bi his..
haydi tangoya.. kulupte gorusuruz..

sniff sniff

grip mi nezle mi?
ne bu be?

21 Eylül 2005

Ala

Sana, en kolay olanı kolaylaştıracağız.
Eğer hatırlatmak yarar sağlarsa hatırlat/öğüt ver!
İçine ürperti düşen, öğüt alacaktır.
İçi kararmış bedbaht ise ondan kaçınacaktır.
En büyük ateşe girer o.
Sonra orada ne ölür ne de hayat bulur.
Benliğini arındıran, kurtuluşa gerçekten ermiştir.
Rabbinin adını anmış, dua etmiştir o.
Doğrusu şu ki, siz şu iğreti hayatı yeğliyorsunuz.
Oysaki sonraki hayat daha mutlu, daha kalıcıdır.
Hiç kuşkusuz, bu Kur'an, ilk sayfalarda da elbette vardır.
İbrahim'in ve Mûsa'nın sayfalarında.

19 Eylül 2005

3un1i devam

hala bitmedi.. bitmiyo.. biter mi acaba

3un1i

off ne uzun gundu be. gecmiyo hala.. bitmiyo bi turlu.. lanetli gun galiba. 3 gunu 1 gunde yasadim resmen.. bit be bit aaa

yaz

sonbahar dallarında yüreğim ayaz
kış ortasında hüzünlerim bembeyaz
bahar gelsin sen aşkını yüreğime yaz
şimdi kuşluk vaktidir, günlerdense yaz
sevdim kendimce aşkların en güzeliyle
bir akşam vaktiydi, günlerdense yaz...

18 Eylül 2005


mintaksla canim mintaksla senlikleri

13 Eylül 2005

offf

sciyorum mutemadiyen.
sadece kendi hayatima scsam neyse. milletinkini de b.k ediyorum.
kafam durdu.. bunlari niye yaziyorum onu da bilmiyorum.. aglama duvari gibi hissettim birden..
sctir git ozgur

12 Eylül 2005


Gule gule Gurbet..

nasil yani

kah is, kah eglence sebebiyle 1 hafta boyunca eve gec gelindiginden oturu valideyle pek fazla gorusememenin akabinde bi gece de hic eve gelmeyip arkadasta kalinca evdekiler tarafindan unutulabilrisiniz. yasanmistir
balkonda ablayla birlikte oturan validenin yanina gittim ve tepki olarak
-aa sen bizim evde mi oturuyodun?
diye sordu.
dumurun alasini yasadim. meger evde miydin demek istiyomus.
aman diyeyim unutuldum. ben de can'la yasarim

11 Eylül 2005

mırav

zaman durdu sanki beklerken seni
ben bir tek sevgiye bağladım kalbimi

07 Eylül 2005

nijed

mutluyum, mutlusun, mutlu be gunluk

isaretli diller

isaret dili ogrenmeye basliyoruz 2 hafta sonra.
+hi
-hi
+what is your name?
-my name is ozgur. and what is your name?
+my name is ozgur too.
-nice to meet you
+nice to meet you too

03 Eylül 2005

hodeve

bu sene bencil bi ozgurle karsi karsiyayiz efendim.
kendi zevklerim pesinde kosucam artik.
bugun serkan abiyle idman yaparak basladim mesela. tangoyu da, gitari da, neyi de bilgisayar islerini de kendim icin yapicam artik. ehyteer beaa.. koreldim yahu
artik alisi kuvvetli olucam, cikar iliskisi arkadasliklar beni beklesinnn
boyle artik

30 Ağustos 2005

komsu

bu arada ozlemisim be inciyi. sozde yan kapida oturuyolar. en son 15tatilinde gorusmustuk. ayip benim yaptigim, ayip..

mikrop

annemden aldigim son haberlere gore is yerindeki bilgisayarlara "mikrop" girmis.
aman dikkat edin.. sizin bilgisayariniza da bulasmasin bu "mikroplar"
ayrica bunu diyen bu mesajlasmaya da istirak etti
- Bu gece gelmiyorum. burda kalicaz vs..
- TAWAM

27 Ağustos 2005



24 Ağustos 2005

!?

garip seyler oluyo blog..
korkuyorum..

23 Ağustos 2005

dejin

...dinle böceğim, uzun bir seyahate çıkacağım, hareketimden evvel bazı şeyleri söylemek arzusundayım. Yokluğum fazla uzayabilir, zaman zaman, dediklerimi dinleyerek, saptarsın ki: hayatta kimse kimseyi anlayamaz, kimse kimsenin yerini tutamaz; aşk dediğimiz, ya vahim bir yanlış anlaşılmadır, ya kötü bir hayal kurma tarzı: iki kişinin ikisi de, öbürünün yerine hayal kurulmaya kalkışıldığından, sukut-u hayaller eksik olmaz! Sen dediğime kulak ver, kendimizden başkasını sevemiyoruz; sevdiğimiz, şahsiyetimizin dışlaştırılmılş, bir başkasının üzerinde somutlaştırılmışhayali; o başkası da kendisini üçüncü bir şahıs üzerinde dışlaştırır, somutlaştırır: arada ahenk kurulamaz, nasıl kurulsun, sevdiğimizle sandığımız farklı! Muvaffak bir çift, yalnızlığa tahammülü yüksek iki insan mânasını taşır: çift demek, yanyana iki yalnızlık demek, beraber bile olamamış, kesişmesi bile zor! Onun için böyle bir hayatı, içine girip kurbanı olmadan yaşayacaksın, yani uzaktan. Uzaktaki, soyut, hemen hemen yok bir şahsı sevmekten güzelini tasavvur edemiyorum. Yakında olmayan sevgili tahayyülde yaşatılır, hayalde yaşatmak az evvel açıkladığım kaideye uygun olarak, onu kedine benzemektir; yanında bulunmayacağından, o buna ne itiraz edebilir, ne müdahale: sevdiğini, hayalinde değiştirdikçe, kendine benzettikçe daha çok seversin, böylece denge, korunmuş olur. Sevmek! Sevmek esasında alıp başını gitmektir, sevgiliden uzaklaşan mutlak aşka yaklaşır, sevdiğini gönlünde kendi bildiğince yeniden yaratarak...

attilâ ilhan (fena halde leman'dan alıntı)

21 Ağustos 2005

mlng

yorgunum be blog. yoruldum

18 Ağustos 2005

su

"su1"in yeni surumu geliyor.
sabirla beklediginiz icin tesekkur ederiz.
henuz 50 parca secildi

16 Ağustos 2005

ugh

galiba oluyo. az kaldi. bekliyoruz

acaba?

yakında hayatımda oturaklı değişiklikler olabilir. ama bu sefer önceden olabilir edebilir diye açıklayarak bozmak istemiyorum. olursa olur, öğrenir herkes; olmazsa da olmadı derim o kadar.
inşallah olur be yav.
kızancıklara selam edesin

ebruli


aman kaptan
sıkıldık buralardan
usandık limanlardan
bıktık beklemekten
yolculuk ne zaman

11 Ağustos 2005

bir sehri terketmek

bir şehri terketmek...
bi yaşamı terk etmek...
henüz güneş doğarken kalkıp çantadan bozma bavulunu son kez yoklayıp; fazla, gedik ne varsa son defa bakıp belki, şehirle birlikte geride bırakacağın, o her zaman lanetler yağdırdığın dolaptan son kez bir kazak alarak tamamlayacağın "çanta irisi"ni yağrenlik alarak koyulacaksın yola.
arkandan uğurlayan olmayacak biliyorsun.
sen şehri terk ederken peşin sıra su dökecek kimse de olmayacak orda.
hatta insanların umrunda bile olmadan önce küçülecek sonra bir nokta olup ufukta kaybolacaksın. herkes bu şehirde hayatına devam ederken sen uzaklarda ve tek başına olacaksın.
peki, acaba sen mi onları terk ediyosun yoksa onlar mı seni bırakıyor, gözden çıkarıyor...
elveda diyerek, gitmemen için boynuna sarılıp yalvarırcasına göz bebeklerini sana kilitleyecek bir sevgili mi bekliyorsun şu koca şehirden?
hah işte yalnızlığını sonuna kadar, bütün kalabalığıyla hissedeceğin noktaya yaklaşıyorsun demek ki..
evden çıkmadan önce dinlediğin şarkıda ne diyordu "yalnız, yalnız, yapayalnız, kimsesiz değil insansız.."
n'oldu hüzünlendin mi yoksa?
niye?
hakkın var mı ki hüzünlenmeye?
nasıl? hüzün değil mi hissettiğin
ya nedir hüzün değilse. sevinçten böyle mahsun değilsin ya.
pişmanlık demek.
demek ki ancak pişman oldun kırdığın, insanlar için..
sadece kırdıkların da değil demek.
arayıp sormadıkların. yokmuş gibi davrandıkların için de pişmansın yani.
bence de seni seviyorum diyemediklerin için daha çok pişman olmalısın.
moral mi vermem gerekiyo? niye şimdi ihtiyaç duyuyosun ki? seçimlerini sen yaptın. kimse seni yabaniliğe itelemedi.
sus, sus.. haklı çıkmak için mazeretin olmadığını sen de biliyorsun. bari çırpınıp da haybeye ter dökme.
haklısın aslında sen de.
yani şimdi mi arayacaksın
yapma canım saçmalama. giderken mi seni seviyorum diyeceksin. bu kadar mı korkaksın.
nasıl?
ellerin mi titriyo. ellerini bırak sen bu sesle konuşamazsın zaten.
gitmeden önce son bi parça daha mı dans etmek istiyosun. ha ha ha güldürme lütfen beni. titreyen kalbinle mi adımlarını cesurca atacaksın..
haklı mıyım? hayır sadece sen çok haksızsın. o sebeple haklı gözüküyorum.
tamam tamam daha fazla üstüne gelmiyorum
yeni bir hayat kurabilirsen eğe..
niye kestin cümlemi
geri mi geleceksin? ne zaman?
2 gün?
defol

bale de yaparim gerekirse

09 Ağustos 2005


kumlarin arasinda tango mu olurmus

08 Ağustos 2005


haydi cocuklaaar hep birlikte sayiyoruz simdiiii. 3..1..4..2.. eemm 5 evet evet 5, 5

07 Ağustos 2005

5

dört kişilik 5 düşü

05 Ağustos 2005

yandim anam

evden cikmak icin son 1 saat. hatta daha bile az
henuz calismadigim icin acaba yaradana siginip cumaya filan mi gitsem diye dusunuyorum. veya sinava girerken 2 tane okunmus akide sekeri attim mi agzima is tamamdir. evet evet hemen akide sekeri okutmali haci teyzeye. 3 kuluvallah bi penalti...

draje ciklet

ah be sigircim sen daha [(x.dx) / (1+x^2)^2]'nin integralini almayi beceremiyosun. gec integrali filan da serilere bak bari. 35 alsan cc ile filan gecersin dersten.
kapiya dayanmadan baslasan olmuyo di mi. cok degil yahu 3 gun once basla yeter. sigir herif

salak

tam bi gerizekali ornegi olarak 3 saat sonra baslayacak sinavim icin yeni basliyorum asil konulara calismaya. arasinav da iyi gecmisti halbuki. salak iste. bokubokuna yukseltemicem dersi.
gerzek ozgur
mal ozgur
okuz ozgur
armut ozgur
sigir ozgur
riemann integrali, darboux toplamlari, integrasyonda parametre degisimleri, yakinsak ve iraksak seriler, raabe testi, dirichlet testi, kuvvet serileri, taylor serileri ve kacirilan 2 ders daha... 3 saate sikistirabilecek miyim acaba hepsini (tabi bu 3 saatten 1 saatlik yol suresini de cikartmam gerekiyo)
peki ben ne yapiyorum!? hala salak gibi netteyim ve yetmezmis gibi muzik dinleyip kendi kendime dans ediyorum.
malsin ozgur. her sey mustahak sana

31 Temmuz 2005

..

tutamiyorum zamani

kiro olmayan

taaaangoooo taaangomio

13:00'dan ertesi gun 03:30'a kadar tango.
uzerine de eve donerken e-5in yaninda azgin kopeklerden kosarak kacmak.. yorucu faaliyet vallaha

28 Temmuz 2005

dinle

fatih erkoç - sensiz ömür
ilk dinleyişte fantezi müzik gibi gelip sonradan ohey dedirtiyo.
ah ne gelir elden,
sevmiyorum dersen
sensiz ömür benden vazgeçiyor

25 Temmuz 2005

bunalgul

eskiyi ozleyip daralmak. eski gunlerden nerdeyse kimseyle gorusmemek sebebiyle bi hayirsizlik hissetmek ve kendi hayirsizliginin disinda digerleri tarafindan da aranmadiginin farkina varip daralmak. darim darim darildim ulan su dunyada.
bitsin artik. yetti gayri anlik yasamlar
ama sozum var bunalima da giremem

17 Temmuz 2005

bass

kurulmasi hedeflenen 3 kislik orkestra icin parca duzenlemesi yapmaya karar verdim. oturdum basslar icin kafa patlattim ama aci gercegi kavradigim da artik cok gecti.. grupta bassci yok..

ders

viziden bir gun once ders calismaya calismak ama her defasinda sizip kalmak.
gece film izledikten sonra, kahvaltidan sonra, banyodan sonra, onlem olarak gidip enerji icecegi aldiktan sonra...
atilla koc'tan beter oldum

11 Temmuz 2005

ev mi?

evin seklini semalini unutmak.. eve girince evi yadirgamak.. aile ile ayni sehirde yasamak.. aile ile ayni evde yasamak.. eve arada sirada ugramak.. ugrayinca dumur olmak.. evin sekli sanki garipmis gibi gelmek.. yuzsuz olmak.. baskasinin evinde kalmak.. ama ders calismak adam gibi..

02 Temmuz 2005

aciktim

karnim ac. dunden beri yemek yemiyorum. sadece armutla besleniyorum.
yardimlarinizi esirgemeyin

23 Haziran 2005

yov yov ben suzinem.. yov

road runner, bugs bunny, sylwester ve tweety
tazmanya canavarı, dafidakla ileri
saçıma yüzüme her yerime
şampuanım benim arkadaşım
yıkanırken oynayacağım
jöle sürdüm havalandım
parfüm sıktım kokulandım
parfüm, jöle, şampuan
ben onlarsız yapamam...
bizim için...

ışın kılıcım nerde

22 Haziran 2005

ispanyolca2

Y nerede? = ¿Dónde está ...?(tekil) / ¿Dónde están ... ?(çoğul)
Y'ye nasıl gidebilirsin? = ¿Por dónde se va a ... ? veya ¿Cómo puedo llegar a ... ?
Haritada nerdeyiz? = ¿Dónde estamos aquí en el mapa?
Uzak mı? Buraya yakın mı? ¿Está lejos? ¿Está por aquí?
y için bakıyorum = Busco ...
Nerden taksi(otobüs)ye binebilirim? = Dónde puedo coger un taxi (un autobús)?
Kayboldum. = Estoy perdido (bayanlar için perdida)
İspanyolcadan pek anlamıyorum =
No entiendo bien el español
Lütfen daha yavaş konuş =
Hágame el favor de hablar más despacio.
İngilizce konuşabilen kimse var mı? =
¿Hay alguien que hable inglés?
kuzey, doğu, batı, güney =
norte, este veya oriente, oeste veya occidente, sur

ispanyolca1

1. uno
2. dos
3. tres
4. cuatro
5. cinco
6. seis
7. siete
8. ocho
9. nueve
10. diez
11. once
12. doce
13. trece
14. catorce
15. quince
16. dieciséis
17. diecisiete
18. dieciocho
19. diecinueve
20. veinte
21. veintiuno
22. veintidós
23. veintitrés
24. veinticuatro
25. veinticinco
26. veintiséis
27. veintisiete
28. veintiocho
29. veintinueve
30. treinta
31. treinta y uno
32. treinta y dos
33. treinta y tres
40. cuarenta
41. cuarenta y uno
42. cuarenta y dos
50. cincuenta
60. sesenta
70. setenta
80. ochenta
90. noventa
100. ciento
101. ciento uno
102. ciento dos
103. ciento tres
110. ciento diez
199. ciento noventa y nueve
200. doscientos
201. doscientos uno
202. doscientos dos
203. doscientos tres
251. doscientos cincuenta y uno
252. doscientos cincuenta y dos
300. trescientos
400. cuatrocientos
500. quinientos
600. seiscientos
700. setecientos
800. ochocientos
900. novecientos
1.000. mil
2.000. dos mil
3.000. tres mil
3.333. tres mil trescientos treinta y tres
1,000,000. un millón
1,000,000,000. mil millones

tango

arjantin insanlarinin düğünlerde toplanıp "gel dayıoğlu, biz biliyoz da mı oynuyoz"(tabi ispanyolca
söyleyince siz de karizmatik bişey dediğini sanıyorsunuz) demesinin akabinde karşılıklı olarak
sarılıp ayrılamamalarının -yine anlamadığımız için- karizmasıdır. Arada sırada bacaklarına filan
tekme atarlar ve "oo kayınço"(gancho) diye kahkahalar savururlar düğün salonunun ortasına. İlerleyen saatlerde sıkılmaya başlayan çift birbirine türlü şakalar yapar. mesela en sık yapılanlardan biri karşındakini kandırıp "aha aha ha ha nasıl kandırdım" demek için yapılan harekettir. bunun yapılması durumunda dans eşiniz "kandırmaya çalıştın ama aha ben de böyle yapar toparlarım"(boleo) der. diğer bir şaka unsuru ise kısaca "soktum ayağımı cart diye araya" (sacada) olarak tabir edilen bir nevi çelme takma hareketidir. evet çelme takmaktır asıl kasıt fakat alkol ve yorgunluğun etkisiyle bir türlü adam akıllı tutturamaz ve eşlerini düşüremezler

sorarım sizlere; hepimiz bir dayıoğlu, kayınço, birader, hemşeri değil miyiz zaten şu fani hayatta..?

milango vs. milonga

milonga'nın dans klüplerinde, balo salonlarında vs (profesyonelce) olduğunu
biliyoruz. ama bilmediğimiz birşey var o da milangonun aslında yanlış bir
söylem olmadığı, böyle bir şeyin gerçekten varolduğudur. eski dönemlere
bakarsak (bkz: lale devri) dans gecelerinin ihtişamlı saraylarımızın
bahçelerinde, balo salonlarında yapıldığını görürüz. lakin burjuvaziden
uzak, halk çocuğu insanların böyle ortamlara girebilmesi imkansız gibidir.
onlar da bu "milonga"lara alternatif olarak "milango"lar düzenlemeye
başlarlar kendi aralarında. bu "milango"lar kulübelerinin bahçelerinde,
apartmanlarının bodrumlarında ve hatta evlerinin salonlarında; küçük
ortamlarda samimice düzenlenirdi. öyle ki insanlar bermuda ve sandaletle
bile katılabilirlerdi isterlerse. tabi ki buralarda "milonga"ların ihtişamı,
gösterişi, yüksek kalitesi yoktu lakin "milango"larda yakalanan samimiyet ve
eğlence hiçbir sarayda yakalanamamıştır. insanlar dans etmenin yanında
oturup bi bardak çaya bisküvi banıp, simitin içine peynir koyarak yerken öte
yandan birbirleriyle kaynaşıp dostluklar kurarlardı. belki müzik imkanları
çok iyi değildi fakat hepsi eğleniyordu. dans gecesinden ziyade dans
hakkında toplanmak da denebilirdi ama hepsi bildiklerini tekrar edip
birbirlerinden yeni şeyler öğrenebiliyordu. çünkü aralarında sahte samimiyet
ve gösteriş merakı yoktu. bağdaş kurup yere oturabilirlerdi birlikteyken.
bu kadar avamlık tangonun ruhuna ters diyebilirsiniz fakat tangonun doğuşunun
bir bar fahişesi için iki erkeğin yaptığı bir tür düello varsayımını
hatırlatmak isterim.

hoooo

blog blog blog