06 Ekim 2005

bir rüya gördüm bu gece

Bir rüya gördüm bu gece.
Hüzüncük çiçeklerinin güneşi görüp açası geldiği bir rüya.
Ruhumun yer yer parçalı bulutlarını silen bir rüya.
Kuşluk vakti yatıp, tilki bayıltması yaptığım anda gördüğüm bir rüya.
Anamın bir yerlerden bakıp bakıp tebessüm ettiği, sonra da gittiği bir rüya.
Müziğin notalarından kopmuş bir rüya. Tıpkı zamanım çocukluğunun yoyoları gibi.
Denizin poyraz yemiş gibi çaresizce kabarması ve hiçbir şeyi önemsememesi gibi bir rüya.
...
Bu hengamesi bol rüyada hep seni gördüm aslında.
Her karesinde sen varsın bu rüyanın.
Montajını bile ben yaptım. Seslendirmesini de.
Dinle bak;
Hüzüncük çiçeklerinin yapraklarında o güzelim mavi floş eteğini ellerinle bir sağa bir sola savurarak koşuşturuyordun.
Üzerindeki kolsuz bluz ise kara tenini ortaya çıkarmakla kalmamış cılız ama bir o kadar narin kollarının tüm güzelliğini ifşa ediyordu sanki.
Ayaklarındaki apartman topuk terlikler, o sarılası minnacık vücuduna heybet katmak istemiş. Ancak katamamış. Daha bir sevimlilik vermiş.
Saçların ise hüzüncük çiçeklerinin kokusuyla adeta bir yarış içerisinde. Sen etrafta rüzgarın hüzüncük yapraklarını okşaması gibi koşuştururken, inadına rüzgarı kıskandırır oluyorsun. Rüzgar küsüyor ve esmiyor bir an.
Gözlerindeki kaçamak bakışlar yakalanmamak için saklambaç oynuyor hınzırca.
Ama ne olursa olsun bu kaçamak oyun bile gözlerindeki anlamı ve “gel” diyen sıcaklığı saklayamıyor bir türlü.
...
Kendimi sanki kuşluk vaktindeki tilki bayıltmasında bulmuştum bir an.
Uyunası en güzel uyku saati;
Hafif, sakin, huzurlu ve kısa.
Bu koşuşturman, rüyamın içinde kovalamacıya dönmüştü.
Her zaman ki gibi bitip tükenmek bilmeyen bir duygu kovalamacasına.
Kalpten kalbe oynanan “elim sende” oyunu gibi.
Her nedense ebe olan hep ben, kaçansa sen oluyorsun. İzin vermiyorsun dokunmama.
Varsa yoksa rüyama gir, talan et duygularımı.
Gecenin bir köründe can hıraş uyanıp;
“Nasılsın? İyi misin? Seni gördüm yine” diye aramak ve seni derin uykundan uyandırmak gibi.
İşte rüyalarıma da böyle girişler yapıyorsun. Elinde biletin olmadan. Oysa tüm biletler senin, sadece “Bir bilet” demen yeterli.
...
Bir an anam gelir aklıma.
Bana sevgiyi öğreten kadın;
Gözleri güldüğünde sevginin tüm pırıltılarını saçan kadın.
Rüya bu ya;
Ara sıra, gecenin bir köründe dikilir karşıma öylece bakar, hesapsızca.
Tebessümünü eder ve “Sen bildiğin gibi devam et” der, sonra da kaybolur gider.
Senden söz ettim geçen gece ona, kaşla göz arasında.
Bu kez daha güzel tebessüm etti. Dudakları daha bir keyifle yayıldı o yüzünde.
Ve;
“Bu sefer daha iyi, devam et, hiç bırakma” dedi.
Kısacası o bile seni tanıyor. Sevmiş.
...
Eskiden apartman kapısı önünde lastiği kısa ve ucunda avuç içi kadar top şeklinde bir bez ve bu bezin içine doldurulmuş talaştan meydana gelen yoyolarımızla oynardık.
Amaç lastiğin esnemesiyle o ucundaki top olan bezi sürekli avcumuza değdirmekti.
Ne kadar da zormuş meğer. O zamanın tatlı zorluğu işte.
O yoyolarla oynarken bir şarkı dolanırdı dillerimize. Her gün başka bir şarkı.
Ama hepsi de hareketli şarkılar olurdu.
İşte seni onlara benzettim rüyada.
Yerinde duramıyorsun bir türlü.
Gülüyorsun;
Konuşurken heyecanlanıyorsun;
Bir konuyu en ince ayrıntısına kadar anlatıyorsun. Hiç muğlak bir yan bırakmadan. Yoyo gibi işte. Zıp zıp.
...
Sonra bir deniz oluveriyorsun rüyada;
Sakin.
Ama bir bakıyorum ki sonra köpürmüşsün.
Nereden aldın o poyrazı da böyle köpürdün be minnacık şey?
Olsun yakışıyor ara sıra böyle delirmen.
...
Tüm bunlar rüya içinde rüya gibi.
Gün içinde ayaktayken gördüğüm bir rüya gibi.
Sen dolu rüya.
Boynuna taktığım hüzüncük çiçeklerini andıran kolye gibi.
Senin onu sahiplenmen ve kimselerle paylaşamaman gibi.
Gözlerime bugüne kadar kimselerin bakmadığı, kurşunları andıran kararlılıkla bakman gibi.
İlk kez ruhuma bu kadar sokulman gibi.
Mihnet dolu.
Ben bu rüyayı çok sevdim.
Acaba diyorum;
Bir daha görür müyüm...?

sabah ola hayır ola...

ebru yaşar seçen 2005

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

sana hayranım özgür