09 Ekim 2005

sol taraf mi?

Uyuyordun yanına geldiğimde.

Işık saçan, ruh veren ve aşkla bakan gözler kapalı şimdi.

Sarıya çalan lüle lüle uzun saçların dağılmış. Alnına düşenleri topladım örselemeden, sen uyanmadan.

Öpemedim.

Korktum, uyanacaksın diye. Sadece kokladım karşıdan.

Kaşlarının inceliğine, kirpiklerinin ok gibi düzgünlüğü eklenmiş.

Yanaklarında oluşan pembelikler, huzur içinde uyuduğunu anlatıyor bana.

Alnında biriken birkaç damla ter, geceyle uyumak için giriştiğin çetin mücadeleyi haykırıyor sanki.

Kulaklarındaki kırmızılıklar ise uyuduğun süre içinde nasıl da bir o yana bir bu yana döndüğünün belgesi adeta.

Boynundan yayılan, burnuma kadar gelen saf ve sevgi kokan kokun gözlerimin dolmasına neden oluyor bir an.

İncecik bedenini, gece tüm çabalarına karşı bozamamış, dokunamamış sana. Hakkından gelmişsin.

Ellerin iki yana açılmış, teslim olmuş gibi.

Ama hala o kadar narinler ki.

Dokunamadım.

Korktum, uyanacaksın diye. Sadece kokladım karşıdan.

Oturdum yanına ve uzun bir süre kalkmadım.

Sadece sen vardın şimdi.

Tüm oda sadece sen oluvermişti.

Yattığın yatak, duvarların rengi, tavandaki avize.

Hatta, ortalarda dolaşan oksijen bile.

Saat sana sen vardı, tik takları sen sen diyordu.

Bir an yatağında dönüyorsun.

Gözlerin hala kapalı, nefes alıp vermelerin sık ve keskin.

Alnından boncuk şeklindeki terler yastığa karışıyor.

Lüle saçların tekrar yüzünü örtüyor. Ellerinle düzeltmeye çalışıyorsun ama olmuyor. Geliyorum yardımına, şimdi elim eline dokunuyor.

Uyurken elimi tutuyorsun. Nefes almıyorum, öylece kalıyorum.

Sonra yine derinlere dalıyorsun, elin elimden kaymaya başlıyor yatağın kenarına doğru.

Bırakıyorum elini usulca. Uyandırmadan.

Tekrar kokluyorum boynunu, uzaktan da olsa.

Yetiyor bana.

Sen nefes alıyorsun ya, yanımdasın ya, ben yanındayım ya.

Geldiğimden beri hafif bir müzik kulağımı okşamakta, ancak seni rahatsız etmemekte.

Şimdi seninle dans ettiğimiz şarkı çalıyor.

Hani gözlerimizin sadece gözlerimize tutuklu kaldığı, başkalarını hiç ama hiç görmediği gün.

Ne kadar da çabuk bitmişti, ancak gözlerimizdeki tutukluluk aynen devam etmekteydi.

Zaten hiçbir zaman bu mahkumiyet bitmeyecekti ki.

Sen gidene kadar.

Yıllardır gitmedin.

Hiç gitme olur mu?

Sağlığınla, aşkınla, ruhunla, hep yanımda ol.

Ben seni beklerim baş ucunda, ne kadar beklememi istersen.

Severim, ne kadar sevmemi istersen.

Tüm ömrümü veririm, istediğin yıl kadar.

Tüm ruhumu ruhunun emrine de veririm, istediğin ruh kadar.

Ben...

Ben senden bir şey isteyemem. Sevgini bile.

Kıyamam.

Bunları düşünüyorum ya;

Korktum, sen uyanacaksın diye. Durdurdum düşüncelerimi.

Hayallerimden düşüp de incinme diye.

İyisi mi ben de kapatayım gözlerimi, başımı yanına koyayım, nefesini içime çekmek için.

Bu kez benim tarafıma dönüyorsun ve gözlerin aralanıyor.

Açık ela gözlerin beni görüyor ilk.

O sevgi bakışların hala yerinde, hala bana doğru çevrili.

İçi gülümsüyor gözlerinin, görüyorum.

Bu gülümseme dudaklarına bırakıyor yerini.

Sonra da ‘Seni seviyorum’ sözcüklerine.

Bu kez eskisi gibi burnumu alnına getiriyorum ve tüm kokunu içime çekiyorum, sense dudaklarını boynuma getirip her zaman ki öpücüğünü konduruyorsun.

Bak yine hayat durdu.

Bu sefer her şey sen ve ben oldu.

Yavaş yavaş kapanıyor gözlerin yine. Masumiyetine geri döndün tekrar.

Gözlerim yine seninle, kalbim zaten çoktan senin olmuş.

Derim ya hep;

Ne istersen yaparım diye...

Olur ya, gün gelir de gitmek istersen;

Dur.

Gitme.

Ben giderim senin yerine...


gittiği yere kadar...


ebru yaşar seçen 2005

4 yorum:

  1. sol-sağ-sol-apostos.. ama illa ki sol

    YanıtlaSil
  2. oluur.. ama düzeltiyorum apoftoff

    YanıtlaSil
  3. okulun bilgisayar kaynaklarini somuren zihniyeti kiniyoruz apostoslar olarak
    -apoftoff

    YanıtlaSil

sana hayranım özgür