05 Kasım 2005

gel-gel

yazmak istiyorum...
uzun uzun...
anlatabilene kadar...
olabildiğince uzun...
kafamı karıştıracak kadar uzun...
öyle uzun olsun ki yine kelimeler anlamını yitirsin, harf topluluklarına dönüşsün...
bol noktalı.. şu yanyana olanlardan...
al işte bi tane daha koydum...
hani anlatmayı beceremediğimde boşluk doldurmaca oynuyordum aslında diyebilmek için kendime yaptığım bi kıyak...
aslında hüzünlü filan değilim.
sadece "gel-git"lerden git kısmında üzüntülüyüm..
keza gel kısmı öyle mi!?
büyük heyecan, kalp çarpıntısı, mide bulantısı.. hani o kelebek denen şeyler olsa gerek. ne kelebeği yahu, taklacı güvercin gibiler.
peki ya gidiş niye o denli oturaklı?
baksana arkadaki şarkıda bile ne diyor "ay gibi, nur gibi yüzüne bakınca nefesim kesilir. sen seveni burada boynu bükük bırakıp gidiyorsun.."
gidişler nevi şahsıma münhasır değil sanırım. bak şairin de bir bölümü gitmiş.
ama dedik ya gel-git diye...
o gidişler sadece küçük gidişler...
yerel zaman olarak küçükler en azından... fakat onu yaşayana sormak lazım gelir.
gece fezaya bakıp gördüğün yıldızların bile en yakını 4.3 ışıkyılı yakınlıkta. ne mi demek bu?
orda içilen sigaranın ateşini sigara yandıktan neredeyse 4.5 yıl sonra görüyorsun.
ağlayan kişinin sesini hiç sorma bile... yaklaşık 4000yıl eder...
bak istediğimi yapıyorum sanırım... yazdıklarımın içinde kayboldum işte... cümleler garip, kelimeler anlamsız gelmeye başladı yine. gel-gitle başlayıp proxima centauriye geçiş yaptım...
geçmem yetmezmiş gibi ordakilere sigara içirdim...
oldu olacak rakı-balık da yapsınlar... benim yerime onlar dağıtsınlar...
bu noktalar tek başlarına olmuyor gibi... tek olduğunda çok korkutucu gelir bana... sanki o ilkokulda öğrettikleri boyutsuzluğuyla her şeyi yutacak gibi... kara delik gibi... kara delik denen cisimler de sadece çok yoğun, çökmüş yıldızlardır aslında... korkulacak bi'şey değiller... yoğunluk sebebiyle ışığı bile kendisine çekiyor sadece...
tamam tamam sustum...
daha astrolog olmaktan öteye geçebilmiş değilim ki nereye bilimsel konuşayım...
3 ay önce fal baktırmıştım...
çıkmadı...
çıkmaz umarım...
çıkmamalı...
ayaklarım yerden havalanır yoksa...
yok yok neşeden değil...
ayaklarım yerden kesilir dedim de kafamın ayak seviyemden aşağıda kalacağını söylemedim tabii... mahvolurum.
bak tek nokta kullandım.. o kadar kesin bi mahvoluş olur yani...
haydi geçmiş geçti, kafanda değiştirmekten gayrı bi'şey yapamıyorsun..
peki gelecekle ilgili tasarıların ne?
buna da cevap yok sanırım...
birden fazla mı tasarın var?
peki hangisini seçmen gerektiği konusunda fikrin var mı?
yok demek
zaman gösterecek ha!
hadi canım sen de!
zaman kabukları temizlesin, zaman moralleri düzeltsin, zaman acıları dindirsin... şimdi bi' de işi gücü yokmuş gibi tercihlerini mi yapacak...
yemek tercihini de o yapsın bari lokantaya gittiğinde... veya hangi çiçeği alacağına karar veremediğinde...
uzak geleceği geçtim. peki yarınla ilgili fikirlerin var mı? 15dk sonrasıyla?
"ben anı yaşıyorum abi"cilerden oldun demek..
peki "an"ı yaşayabiliyor musun yeterince?
öyle düşünüyorsun demek...
sevdiğini anlatabiliyor musun?
peki ya sinirini, nefretini, kinini, öfkeni?
ya acını anlatabiliyor musun?
incindiğini belli edebiliyor musun?
kıskandığını?
alındığını?
darıldığını?
gücendiğini?
sesin çıkmadığına göre cevap "hayır"...
bak yine alt benliğinle konuşmaya başladın zaten. kendi kendine sorup cevaplayamıyorsun...
hadi git yat..
evet o yatakta yat...
belki henüz soğumamıştır...
(hep ısınsın)

3 yorum:

  1. surat asmak yakışmaz takdirlere şayan dirençli yüzümüze
    kurtulgan kalbimiz geleceğe emanet nihayetinde

    YanıtlaSil
  2. bu yazıda bi'şey değişmiş... alpha, proxima olmuş. yanlış mı hatırlıyorum yoksa?

    YanıtlaSil

sana hayranım özgür