27 Kasım 2005


sinav oncesi acinacak halim

24 Kasım 2005

küs

istemeden kırarsam eğer seni
kaba adam deyip geç beni
çok denedim ama olmuyor
değiştiremiyorum işte kendimi
üzülüyorum ben ikimiz için de
üzme sakın sen kendini

(fatih erkoç)

25/72

Onlar yalana tanıklık etmezler/yalan söze kulak vermezler. Boş lakırdıya rastladıklarında soylu bir tavırla geçip giderler.

23 Kasım 2005

havadisler

ayrıca fevkalade bir analiz vizesi ve vasat civarlarında fizik vizesi atlattım. üstüne bi de klavyeme ballı süt döktüm. hiç sevmediğim diğer klavyeyi kullanıyorum mecburen.
okulda da tek günün yetersizliği sebebiyle tango pratiklerine başladık cuma günleri. elif, orkun, ezgi... yeni kayıtlar çok fazla çook.
nihayet tanbur dersine başladım geçen pazar. hatta peder beyle birlikte gidiyoruz derslere. ayrıca burçin abiyle de yeniden çalışmaya başladık.
salona kum torbası alındı. düzgün idman çıkıyo artık. gavur ölüsü gibi ağır bişey.
göğsümdeki sancılar artmaya başladı. sanki üstüme fil oturuyomuş gibi oluyo.
her gece milongaya gidip dans etmemiz gerekiyo bir an evvel ;-)

kelej

senin de gördüğün gibi saçlarım gitti blogcuğum.
nazar deydi farkettim.
çekemediler bukle bukle saçlarımın ahenkle dans ederken yaptığı narin salınışları
iş kazası sonucu saçları uzaklara uğurladım ve kafan donuyo dışardayken. olsun bu vesileyle bereyle kaynaştık. soğuk havada iyi geldi.
kal sağlıcakla..

sac? ha ha haa

16 Kasım 2005


carpici saclar

hiyaaaaaa

bıktım ble blog, bıktım
bilgisayar işlerinden uzak durmak istedikçe üzerime üzerime geliyo yeni işler.
çok soğudum şu elektronik ortamlardan.
siteler, grafikler, dosyalar... offf kurtuluş yok galiba!

07 Kasım 2005


m�cadeleci ruhumu uyurken de bile kaybetmem

05 Kasım 2005

gel-gel

yazmak istiyorum...
uzun uzun...
anlatabilene kadar...
olabildiğince uzun...
kafamı karıştıracak kadar uzun...
öyle uzun olsun ki yine kelimeler anlamını yitirsin, harf topluluklarına dönüşsün...
bol noktalı.. şu yanyana olanlardan...
al işte bi tane daha koydum...
hani anlatmayı beceremediğimde boşluk doldurmaca oynuyordum aslında diyebilmek için kendime yaptığım bi kıyak...
aslında hüzünlü filan değilim.
sadece "gel-git"lerden git kısmında üzüntülüyüm..
keza gel kısmı öyle mi!?
büyük heyecan, kalp çarpıntısı, mide bulantısı.. hani o kelebek denen şeyler olsa gerek. ne kelebeği yahu, taklacı güvercin gibiler.
peki ya gidiş niye o denli oturaklı?
baksana arkadaki şarkıda bile ne diyor "ay gibi, nur gibi yüzüne bakınca nefesim kesilir. sen seveni burada boynu bükük bırakıp gidiyorsun.."
gidişler nevi şahsıma münhasır değil sanırım. bak şairin de bir bölümü gitmiş.
ama dedik ya gel-git diye...
o gidişler sadece küçük gidişler...
yerel zaman olarak küçükler en azından... fakat onu yaşayana sormak lazım gelir.
gece fezaya bakıp gördüğün yıldızların bile en yakını 4.3 ışıkyılı yakınlıkta. ne mi demek bu?
orda içilen sigaranın ateşini sigara yandıktan neredeyse 4.5 yıl sonra görüyorsun.
ağlayan kişinin sesini hiç sorma bile... yaklaşık 4000yıl eder...
bak istediğimi yapıyorum sanırım... yazdıklarımın içinde kayboldum işte... cümleler garip, kelimeler anlamsız gelmeye başladı yine. gel-gitle başlayıp proxima centauriye geçiş yaptım...
geçmem yetmezmiş gibi ordakilere sigara içirdim...
oldu olacak rakı-balık da yapsınlar... benim yerime onlar dağıtsınlar...
bu noktalar tek başlarına olmuyor gibi... tek olduğunda çok korkutucu gelir bana... sanki o ilkokulda öğrettikleri boyutsuzluğuyla her şeyi yutacak gibi... kara delik gibi... kara delik denen cisimler de sadece çok yoğun, çökmüş yıldızlardır aslında... korkulacak bi'şey değiller... yoğunluk sebebiyle ışığı bile kendisine çekiyor sadece...
tamam tamam sustum...
daha astrolog olmaktan öteye geçebilmiş değilim ki nereye bilimsel konuşayım...
3 ay önce fal baktırmıştım...
çıkmadı...
çıkmaz umarım...
çıkmamalı...
ayaklarım yerden havalanır yoksa...
yok yok neşeden değil...
ayaklarım yerden kesilir dedim de kafamın ayak seviyemden aşağıda kalacağını söylemedim tabii... mahvolurum.
bak tek nokta kullandım.. o kadar kesin bi mahvoluş olur yani...
haydi geçmiş geçti, kafanda değiştirmekten gayrı bi'şey yapamıyorsun..
peki gelecekle ilgili tasarıların ne?
buna da cevap yok sanırım...
birden fazla mı tasarın var?
peki hangisini seçmen gerektiği konusunda fikrin var mı?
yok demek
zaman gösterecek ha!
hadi canım sen de!
zaman kabukları temizlesin, zaman moralleri düzeltsin, zaman acıları dindirsin... şimdi bi' de işi gücü yokmuş gibi tercihlerini mi yapacak...
yemek tercihini de o yapsın bari lokantaya gittiğinde... veya hangi çiçeği alacağına karar veremediğinde...
uzak geleceği geçtim. peki yarınla ilgili fikirlerin var mı? 15dk sonrasıyla?
"ben anı yaşıyorum abi"cilerden oldun demek..
peki "an"ı yaşayabiliyor musun yeterince?
öyle düşünüyorsun demek...
sevdiğini anlatabiliyor musun?
peki ya sinirini, nefretini, kinini, öfkeni?
ya acını anlatabiliyor musun?
incindiğini belli edebiliyor musun?
kıskandığını?
alındığını?
darıldığını?
gücendiğini?
sesin çıkmadığına göre cevap "hayır"...
bak yine alt benliğinle konuşmaya başladın zaten. kendi kendine sorup cevaplayamıyorsun...
hadi git yat..
evet o yatakta yat...
belki henüz soğumamıştır...
(hep ısınsın)

01 Kasım 2005

evaba

bundan sonra arabada yaşamaya karar verdim. 5+1bagaj yeterli işte. tuvalet sorunu da yok. sadece banyo biraz sorun ama onu da hamamda hallederiz artık.
kimsenin misafirliğe gelmesine de gerek kalmaz. biz gideriz onlar içeri girer. olay çözülür. mis gibi yaşanır
fıtık mı?
o da ne ki?

nazar etme n'olur

korkuyorum blog.. göz var üstümde.. her şey bozuluyo..
şemsiyem kırıldı ulann!!
hayatımda ilk defa şemsiye aldım o da tırtladı işte.