01 Aralık 2008

ben kurdum oldu

Kimi zaman aklına çok güzel bir şey gelir de hemen kendince hayâller üretirsin ya, işte öyle bir gündeydim.
Muhteşem bir cümle geldi aklıma. Harika da bir nota yakıştırıp yapıştırdım kafamda. Kurdum, kurdum, kurdum…
Muhteşem ve harikanın birleşmesinden şahane çıkması gerekir ama olmadı.
Hiçbir şey çıkmadı. Çıkamadı.
Uğraştıkça cümlem silikleşti, kayboldu.
Keşke uğraşmasaydım diye lanet ettim.
Keşke o güzel hisle, hayâli duyguyla kavurduğum cümleyi öldürmeseydim.
Nasılsa cümlem öldü; hiç olmazsa o duyguyu notayla yaşatayım dedim.
Çaldım. Tıngırdadı. İki nota, üç nota, dört, beş, altı derken çoğaldı.
Belki bin tane nota oldu ama içimdeki bir tane duyguyu anlatamadı.
Notalar uğultu olmaya başladı sadece.
O uğultuları hayâlimde bile o duyguya yakıştıramadım.
Bak yine hayâl dedim. Ne çok hayâlim varmış meğer.
O kadar kurdum, o kadar yaşadım bitmedi.
Zaten hayâl de garip bir şey. İnsan hayâli yüzünden niye acı çeker anlamam.
Belki herkes çekmiyordur ama benim hayâllerim acı veriyor. Hayâlimdekiler de çoğu zaman acı çekiyor.
Şimdi yaptığım gibi yazmak için uğraştım.
Çalmak için uğraştım.
Hayâlime uzanmak için uğraştım.
Onu biraz olsun veya bir an olsun yaşamak için uğraştım.
Hayâli görürken yaşadığım duygu hep içimde kaldı.
Gerçeğe dönemedi.
Gerçeğe döndüğünün hayâlini kurdum birden.
Hayâlin gerçekleşme hayâli apayrı bir güzellik taşır.
Hayâlim gerçekleşince ne olacaktı diye kurdum bu sefer.
Dedim ya hayâllerinde acı çeken biriyim diye.
Hayâlimde hissettiğim o duyguyu gerçekleştirince birden düşürdüm elimden.
Korkup kaçtım sonra. Suçluluk duygusundan, üzüntüden, kaybetmekten…
Ne çok korkum varmış meğer tek bir hayâldeki tek bir duygu üzerine bile.
Utandım kendimden.
Hani erkek adam korkmazdı.
Kaçmazdı da.
Hayâl ya bu; erkek adam korkar da kaçar da.
Hayâllere gem vuracak halimiz yok ya. Varsın korkup kaçsın.
Hatta dilerse ağlasın bile.
Orada rahat rahat yaşasın hissettiği duyguyu.
Çoğunluğun yaşadığı dünyada duygusunu yeterince gizliyor nasılsa.
Kendisi de istemezdi belki gizlemeyi.
Korktuğu için saklamak zorunda kaldı küçüklüğünden beri.
Nasıl da üçüncü tekil kişiye çevirdim kendimi.
Hayâl dünyasındayız ya. İstersek üçüncü istersek ikinci tekil şahıs olalım. Ne fark eder ki sanki.
Aslında hayâl dünyasıyla ilgili değil bu şahıs karmaşası.
Gerçekçi insan, bene sen diyebilen insan değil mi çoğu zaman.
Kendisine dışarıdan bakıp yargılayabiliyorsa daha gerçekçi değil midir insan.
Soru işaretini kullanmayarak soru cümlelerini bile bir dayatmaya çevirirken kimin gerçekliğinden bahsediyoruz ki.
Benimki başka gerçek seninki başka gerçek.
Herkes kendi gerçeği peşinden koşup diğerlerini de o gerçeğe çekmeye çalışır.
Hayâller hariç.
Oradaki her şey gerçektir.
Çünkü hayâlinin tek tanrısı sensin.
Orada istediğin kaderi yazarsın. İstediğin insanlarına istediğin duyguyu verirsin.
Kim ne diyecek ki.
Yalnızca 3 saniye içinde bir sürü ömrü yaratırsın, harcarsın.
Ne kadar kudretli oldu böyle deyince.
Kendi gerçeğini ve çoğunluğun gerçeğini karıştırdığın zaman da adın meczup oluyor.
Sendeki tanrılığın birazını gördükleri için deli demeye korkuyorlar. Meczup diye geçiştiriyorlar.
Halbuki onların hayâlinde sadece sıradan bir delisin. Hatta hiçbir şey değilsin.
Oysa ortak hayâl kurmak mı?
Keşke

2 yorum:

  1. leyla sensin, sevdiğin hayal değil çocuk
    eski bir sevdadır akıntıya karşı yolculuk

    YanıtlaSil
  2. Sana hayranım Özgür... :)

    YanıtlaSil

sana hayranım özgür