18 Şubat 2009

güneşin oğlu

Hayatta duyduğum en büyük yalan gerçeğin görece olduğu yalanı. Neymiş efendim; gerçek güya kişiden kişiye göre değişirmiş. Herkes nasıl algılarsa öyle inanır. Hâlbuki mühim olan nasıl algıladığımız değil, neyi algıladığımız. Mesela bir insanı düşünün; siz onu aptal olarak gördüğünüz için aptal olduğunu düşündüğünüz anda gırtlağınıza kadar kibre batmışsınız demektir. Bunu nerden mi biliyorum?
Ben o adamım.
Aptal filan da değilim ben. Sadece sizin kadar hızlı düşünemiyorum. Bunun belki de yaşımla ilgisi olabilir. İnsanlar, bilhassa da kadınlar, malum belli bir dönemden sonra yaşlarını gizleme gereği duyarlar. Bunun aslında yaşlılık korkusuyla bir ilgisi yoktur. Ölüm korkusuyla ilgisi vardır ve işiniz öldürmekse ölmekten en çok siz korkarsınız. Öldürülmekten mi demeliyim yoksa. Peki, öldürülmekten diyelim. Ölüm korkusu için hiç kimsenin yapabilecek hiçbir şeyi yok fakat bu sabahtan beri yaşadıklarım bana öyle öğretti ki öldürülmekten korkanların yapabilecekleri bir tek şeyleri var. Kendini hapsetmek. Mesela kendinizi bir odaya kilitleyip dört duvar arasına hapsolabilirsiniz veya bir koruma ordusu beslersiniz, etten bir duvarın arkasına hapsolursunuz. Ama hem özgür olayım hem de duvarın içindeki gibi güvende olayım diyorsanız size önerebileceğim bir tek hapishane var. Kendiniz. Bir doktor arkadaşım anlatmıştı; insan korkuya kapıldığında ilkin kendine kaçarmış ve bir süre sonra kendine yepyeni bir âlem yaratıp orda yaşamaya başlarmış. Fakat demişti doktor arkadaşım; insan çabuk sıkılan bir hayvandır. Zamanla yalnızlıktan bunalmaya başlar ve gömüldüğü kendisinde yeni yeni insanlar yaratır. Sonra onlarla dertleşmeye, giderek didişmeye ve en sonunda da çatışmaya başlar. Peki, o zaman n'apar diye sormuştum. Dışarı kaçar demişti... Ama artık başka bir insan olarak.


(Güneş'in Oğlu filminden)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

sana hayranım özgür