10 Mart 2009

yol

dün gece oradaydım.
oradaymışım daha doğrusu.
aslında bilmiyordum nerede olduğumu.
tek başıma oturmuş kuruyordum.
sonra nasıl olduysa trene binip ta oraya kadar gitmişim.
nasıl gittim bilmiyorum. aslında hatırlıyorum biraz ama emin değilim.
eskiden kader ortaklarımla yürüdüğüm caddeden geçmişim.
hala -mişim diyorum.
caddenin sonundaki sokağa gelene kadar nerede olduğumu bilmiyorudum.
o sokağa girip soluk alınca ayıldım ve kaldırımın ortasında kalakaldım.
ne yapmam gerekir diye düşündüm.
gecenin bir yarısı.
soru sorsalar niye orda olduğunu açıklayamazsın.
tekrar nefes alırken yokuşa sinmiş kokuyu hissettim.
özlemle kavruluş, baharatlı kokuyu
hâlâ enfes kokuyordu.
o kokuyu niye özlediğimi de anlamıyorum zaten. her yalnız kaldığımda burnumda oluyor.
yalnızlık da alışkanlığa binecek kadar sık olduğuna göre ne diye özleyeyim ki?
anlamsız. en az orada olmam kadar anlamsız.
sonra cebimden telefonumu çıkardım.
gecenin bir vakti...
yaza nazire hafif bir rüzgar dalların arasında o eski kokuyu örüyor sanki
bu saatte de aranılır mı hiç
gündüz bile aramak için binbir defa düşünürken dolunayın altında mı arayacaksın
koy o telefonu yerine.
boş pencereyi göz ucuyla izle ve geri dön
yoo hayır
bu sefer öyle olmayacak.
numarayı çevirdim
çalar çalmaz açıldı
türkiye'nin en çok konuşturan gsm operatörüne...
gören konu komşuya rezil olmayayım diye telesekretere karşı sanki onunla konuşur gibi yapıp o yokuşu yavaş yavaş tırmandım.
yokuşa örülmüş kokuyu içime çekip yukarı baktım.
yıldızlar oradaydı yine.
ya nerede olacaklardı!
telefonu kapattım. kendime küfür ettim.
kulağımla dudağımda bir şarkıyla geri döndüm.
gözümü açtığımda yataktaydım.
sıkışmıştım. kalktım helaya gittim. sonra tekrar yattım.
gözümü açtığımda sabah olmuştu ve yine çişim vardı...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

sana hayranım özgür