05 Ekim 2009

belgincansuelifsuzi

dün gece Piyanist Hakan (Korg)'un kafamız si... öhm... sigara dumanı gibi zonklatmasının ardından bütüb gece Necdet Yaşar dinleyerek kulaklarımı ancak birazcık arındırabildim. çok rahatsız oluyorum gürültülü ortamlardan sonra. o kadar gürültüden tiksiniyorum. müzik müzik gibi olsa belki bi' nebze daha katlanılabilir ama çok zarar veriyor bana. belki abartıyorumdur ama o kadar gürültüye maruz kaldıktan sonra ertesi gün dahi toparlanamıyorum.
her neyse, dün Suzi geldi. vakit olmadığı için doğal olarak görüşemedik kendisiyle. geçe üçte bugün için sözleştik. kahvaltıdan sonra buluşacaktık fakat kendisi akşamüstü üçte uyandığı için öyle bir şey olamadı. aslında benim de işime geldi. kafamı toparladım biraz. oturdum tanbur çalıştım. Vecdi Seyhun'un nihavend saz semaisi. çok leziz ve faydalı bir eser. tavsiye ederim. bol acelite ve arpej. etüt gibi eser ama ezgisel olarak da güzel.
akşamüstü çıktım Elif'e gittim. kahve içtik ve fal için kapattım. sonra unuttuk. eve dönerken aklıma geldi. geçen sefer de yanlışlıkla yıkamıştı. vardır bi' hayır. gün içinde dedikodu yaptık bol bol. Belgin de geldi. otuz iki gün olmuş. ne otuz iki gün olmuş? sanan lan ampul. kendi kendime söyledim işte.
sekiz gibi Suzi ile buluşmaya gittim. Elif gelemeyecek büyük ihtimalle; aşağıda bir arkadaşın kafesi var, oraya gidip oturalım dedim. önce Halep Pasajı'na uğrayıp oradan Elif'in eve doğru gittik. Suzi'nin yanında Cansu da vardı. tanışıyor olduğumuzu unutup kendisiyle tanışmaya çalıştım. utandım sonra biraz ama fazla çaktırmadım. ayıp oldu kıza. neyse yahu zaten hafıza denen şeyden mahrumum. normaldir. okuldan bir arkadaşın açtığı kafeye gidiyoruz deyip La Maison de Dendelis'e götürdüm. nasıl bir kafe olduğuna anlam veremediler. kapıyı Elif açınca biraz anlam verdiler. sonra ev olduğunu kavradılar.
onlarla da dedikodu yaptık. tüm kirli çamaşırları döktük. yarın iş görüşmesi var. inşallah sonuç olumlu olur da İstanbul'a döner. eski kadroyu topluyoruz a canlar. yalnız anlamadığım ben hâlâ aynı yerdeyken onlar yüksek lisansı filan bitirdiler. çok vefasızlar. ben geçmişiyle barışık biriyim. yneilik getirmiyorum hayatıma. yüzümüzde ufak bir tebessüm olarak küçük bir anı bırakacak kısa bir fıkra ile güzel yazımızın sonuna gelelim dilerseniz sayın okuyucularım.
köylülerden biri bir gün Nasrettin Hoca'ya yaşını sormuş. hoca kırk demiş. aradan yıllar geçmiş bizim köylü yine hocaya yaşını sormuş. hoca yine kırk demiş. köylü şaşırmış, şakayla karışık itiraz etmiş. nasıl olur hoca on yıl önce sorduğumda da kırk yaşındaydın demiş. hoca bu ya, durur mu. hemen yapıştırmış cevabı. delikanlı adam sözünün eridir demiş.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

sana hayranım özgür