31 Ocak 2009

hayır hayır yüzük kere hayır


yüzük alsanıza bana. ama öyle alyans malyans gibi veya plastiklerden değil. bildiğimiz eski tip, taşlı filan. bariş abi yüzüklerinden.
kendim beğenemiyorum. hediye olursa beğenme derdim kalmaz. denerim, takamazsam güç yüzüğü olarak evde saklarım.

allah rahmet eylesin barış abi. keşke erken gitmeseydin be.
artık nasıl bir tohum ektiysen hala senin şarkılarını dinleyip sözlerinden ders çıkartıyoruz abicim.
ruhun şad olsun.
fark ettim ki benim çocuk sevgimin en büyük kaynağı sensin. geç fark ettim ama anlayabildim sonunda. zor gelir senin gibisi.

28 Ocak 2009

banker bülo

(hemen aşağıdaki) çok şık bi şarkı. tam kadın işi. sözlerin naifliği filan şahane
müzik zaten ayrı bi hoş.
hicazkar makamında nadide bir eser dinledik sevgili radyo özgür dinleyicileri
esen kalın

gül dalında öten bülbülün olsam

Gül dalında öten bülbülün olsam
Ötsem yanık yanık gönlüne dolsam
Aşkını dilesem kalbimi sunsam
Ne olur uğruna sararıp solsam

Baharım, çiçeğim, güzelim, sevgilim
Sar beni kollarına canım vereyim

Bir kuş olsam da pencerene konsam
Aşkın şarkısını sana okusam
Göğsünde yatsam da biraz uyusam
Elemi unutsam neşemi bulsam

Baharım, çiçeğim, güzelim, sevgilim
Sar beni kollarına canım vereyim

(Neveser Kökdeş)

sabi

şarkılarımızdaki, türkülerimizdeki, köçekçelerimizdeki sübyancılık nedir ya
müzik kültürümüzden utanıyorum neredeyse.
eğlenelim zevk edelim kalpakçılar başında güzeller var on üç on dört yaşında
hey on beşli on beşli tokat yolları taşlı on beşliler geliyor yarimin gözü yaşlı
hadi benim şah boylum şebboy çiçek başında benim sevdiğim on üç on dört yaşında
allı yazma başında yavrum kalem oynar kaşında ben bir yeni yar sevdim yavrum on üç on dört yaşında
ağustosta bir su içtim buz gibi benim yarim on beş yaşta kız gibi
benim bir sevdiğim var on üç on dört yaşında haydi güzelim hopla da gel yanıma sarı liralar takayım gerdanına

on üç yaş on dört yaş nedir anasını satayım yaa
boyunuzdan bosunuzdan utanın

saw 5

ta ilk çıktığı zamanlarda indirmiştim testere 5i
az önce izlemeye başladım. yarın sınav var ya. oyalanmam lazım bi şekilde.
çok mülayim bi girişi var. kumaşlar kesiliyor filan. müzik de mülayim. filmin lisanı doğru mu diye ileri aldım biraz ki o mülayimlik birden bire dağıldı. adam kadına öyle bir şey yapıyor ki insanlığımdan utandım.
allah allah diye başka sahnelere baktım ki daha da beterini gördüm. bu sefer 2 tane adam 1 kadına yaptıklarıyla beni insanlığımdan utandırıyor. sonra dedim onlar çekmeye utanmamış da sen niye bakmaya utanıyorsun. böyle işte
kısacası (pek kısa değiller ya neyse) porno çıktı anasını satayım
sağda solda kumaşlar, kesip dikiyorlar, dikiyorlar... bitchiyorlar...
ayıptır günahtır
dandik pornolar çekilmesin.
nerdesin andrew blake? ela dersem çık armut dersem türk kadını

27 Ocak 2009

güllük

yakın zamanda başımıza gelen bi olaydan sonra günlük tutmaya karar verdim.
her ne kadar bu blogosfer günlük gülistanlık yerine geçer desek de daha bi ete kemiğe bürünmüş şeyler de yazacağım.
aslında günlükten ziyade fazla notlu ajanda denebilir. agent smith... simit-ayran

ben ölmeden veya kendi arzumla vermeden okuyanın bacakları ters dönsün, gözleri aksın, burnu içine kaçsın, sümükleri taşsın, dişleri sararsın, göbeği şişsin, eklemleri kırılsın, kulak zarı yırtılsın, omurgası çürüsün, kaburgası çatlasın, pipisi erisin

26 Ocak 2009

insani kapak

1-2 gündür bi bahane bulup da irtibata geçsem dediğin kişiden naber nasılsın diye mesaj gelmesi pis bir şey be. fena kapak oldu.
bu olayı erdem'le de sık sık yaşıyorum. hatta süreyya hoca ile de çok yaşadım.
vefasız biri olduğumu kabul ediyorum.
beni böyle sev seveceksen olduğum gibi... (orhan gencebay mıydı)

bi şekilde necdet yaşar'ın dügah-muhayyersümbüle taksimini bulup dinleyin gari. üşenmezsem ben eklerim ama... neyse... bakarız...
hasta la vista beybi. galiba yatıyorum nihayet
sınavları olan herkese başarılar (bana da bana da)

gönül

Sende bu mecnunluk hevesi varken
Çölünü de kendin yaparsın gönül
Leyla aşkı bana bahane zaten
Yoktan derdine dert katarsın gönül

Her kim el edenden bekleyip çare
Dertlerinden ümit bağlayıp Pir'e
Kerametler icad edip boş yere
İlahlar yaratıp taparsın gönül

(???)

vay dünyanın canına

düşündüm taşındım ve dünyanın sandığımızdan daha denyo olduğuna karar verdim.
bi kere küçük. senin tanıdığın, samimi olduğun biri, geçmişte hiç tanımadığın, tesadüf eseri tanıştığın birinin tesadüf eseri aynı eski okuldan olduğunu öğrendiği birinin çok yakın arkadaşı olabliyormuş.
bunu geçtim de dünya o kadar hızla dönerken üstünde uçmuyoruz. daha ne olsun. resmen çekici bişey lan bu dünya

25 Ocak 2009

güler

güler insanının doğumgünüydü bugün
aradım ama inatla kutlamadım. kutlar gibi yaptım.
bi' de(fena alıştım her şeye bi' de demeye) aradığınızda telefon kapalıysa o çıkan kadın haybeye para almıyor. konuşun arkadaşlar. bırakın notunuzu telekızıma. o da görevini yapmış olmanın verdiği huzurla yatsın

pırlanta tozu

garip bi gündü. ayrıca hemen belirteyim ki saatten anlaşıldığı üzere yine uyku üzerine kurduğum planlar yattı benim yerime.
auswitch misali bok ve çöp temizleyerek başladım güne.
eve gelip yıkandıktan sonra hangi filmi izlerken uyusam planları yaparken pijamaları çıkartıp taksime gittim. az önce geldim işte
bol temizlik, bol hareket, bol konuşma, bol gelişmeli gündü.
bi de sağ omuzuma bişey olmuş eşya taşırken. çok ağrı var. hayırdır inşallah.
çok alakasızca ek yapmak istiyorum.
hani salakça bi soru vardır ya hangi parmağını keselim deseler ayrım yapabilir misin diye. yaparım lan. sağ el serçe parmağımı kesin derim. burun ve kulak karıştırmaktan başka çok az işe yarıyor.
en sona kalmasını isteyeceğim de sol işarettir herhalde. tanbur çalınamaz yoksa. çok zor olur yani.
tabii hiçbirinin kesilmemesi daha güzel bi davranış olur

erdem iyi insan...

24 Ocak 2009

rakı

hay anasını sayın okuyucular
salaklıklar üzerine cenabet gece geçti.
yukardakinin nasıl bi cümle olduğunu anlamadım ama olayı anlatabilirim.
tangoda film izledik, filmden sonra gancho sözüm vardı. tabii yine suyunu çıkardım. 10a 5 kala mı ne çıktık okuldan. milletin karnı açmış, taksimde yemek yiyeceğiz sen de gel dediler. dediler ki keramet kanı haydar... düşündüm taşındım, milleti de beklettim sonra evde yememek için gitmeye karar verdim. uykusuzluğun verdiği deli kuvvetiyle saçma saçma konuşup durdum milletle. hohlasana, üfle üfleee... dönüşte metrobüste karşılıklı 4lü olan koltuklardayım, sakallı makallı şişko bi adam oturdu karşıma. eğer burayı okuyorsan kabul et ki şişkosun. bi yanda ben sızma provası yapıyorum öbür yanda o. cevizlibağ civarlarında tam kafamı yasladım baktım adam ayağıma basıyor. ilk başta açmadım gözümü. sonra baktım hareket yok, bi baktım adam kusuyormuş karşımda. usul usul kustu. yanımdaki adam fırladı kaçtı, ben de üzerime gelmesin diye onun boşalttğı yere geçtim. öyle pis bi koku filan da çıkmadı. garip bi kusuştu. belli ki alkole fazla yüklenmiş. yavaşça anason kokuları yükselmeye başladı. derinden derinden kokuyor. yanında oturan adam kağıt mendil verdi, ağzını sildi filan ama üzerindeki kazağın göbek kısmı kusmuklu... neyse geçiyorum. yenibosnayı geçince baktım kusturgaç adam garip garip hareketlenmeye başladı. bu sefer tazzikli kusar mı acaba diye tırstım kalktım oturduğum yerden. üstümün başımın batmasını istemedim doğal olarak. kapıya doğru gittim aboov bi de ne göreyim. ayakkabılar epey kusmuklu. sefaköyde indim. sildim biraz ama ı ıh. gitmiyor. gece 1i geçtiği için metrobüs de yarım saatte bir. o uykusuzlukla bi de onu bekledim.
sonraki metrobüste bi ara kucağımdkai çantayı yana aldım ve anam dedim. buram buram kusmuk kokuları yükseliyor ayağımdan. ayağım kokuyor diyeceğim de daha da yeni yıkanmıştım. terleyecek bi şey de yapmadım. zaten ayağım anasonlu kokmaz genelde. ıslak köpek gibi filan kokar.
eve gelirken arabadan bol çamura iniş yaptım. bi güzel de çamur yedim. mis gibi misss
gündüz kurduğum bütün planlarım yalan oldu anlayacağın. tek gerçekleşen hala uykusuz olmam. o kadar uykusuzsan ne diye yatmak yerine yazıyorsun diyeceksin. battı balık yan gider anasını satayım. deminden beri ayakkabılarımı yıkıyordum zaten...

23 Ocak 2009

karnım acıktı ama artık mercimek yemek istemiyorum. 1 terence yemeği tek başıma bitirdim neredeyse. gaz bombası gibi dolaşıyorum.
hoş henüz dolaba bakmadım belki başka yemek vardır.
sabah sınava girdim çıktım. güzel geçti
aa gelmez ama ba filan gelir diye düşünüyorum. zaten arasınavdan kaç aldığımı da bilmiyorum. aa şimdi aklıma geldi yeni pasolar çıktı mı diye sormak
bi de ozan beyin bıraktığı fizik sorularını aldım. 100 sayfa lan. nasıl biter o kadar şey 1 haftada?
mintaksla canım mintaksla

uykum da var ama uyumak yok. önce yemek sonra tanbur, sonra tango lesson, sonra ev, sonra zıbar

değişiklik

özer hocalardaydım. zehra tam sıpa olmuş. sürekli gülüp duruyor. psikopatlık da var biraz. evirip çevirince, yere atacak gibi yapınca gülüyor böcek.
özer hoca da değişik bi sürpriz hazırlamış.
ordan çıkış 1i bulunca eve dönüş de biraz heyecanlı oldu
müşerref abla ehliyet ve ruhsatı yanına almayı unutmuş, arabanın tek farı çalışmıyor, arabada bir gazino şarkıcısı ve tanburlu bıyıklı bi adam var, erkek arkadaşından kalma bira şişesi de hemen şöför mahallinin yanında. bunların üstüne polis çevirmesine uğrayıp torpidodan bi dünya korsan taksi broşürü de çıkınca buyrun cenaze namazına. zaten garibimin anasının 40ı dolmamış daha. bi şekilde halloldu. gbt'den de temiz çıktım allaha şükür.
hakan şükür vardı n'oldu ona

yarın tangoda da ders yerine film izleyeceğiz. birazcık ders olacak. the tango lesson.
sabah sınavım var. yatıyorum şimdi. tschüss

sazvesoz.net'in yeni sayısında sürpriz var. şimdiden girip bakın ki o sürprizi kavrayabilin

21 Ocak 2009

uykususuz

bi acayip hallerdeyim son günlerde. uyku düzenim düzüldü kaldı.
bi de kabarmaya başladım yine. kabarık ilacı olarak daha önceki seferlerde kullandığımı buldum. sonra emin olamayıp araştırdım neymiş diye. meğer insidon isimli ilaç sakinleştiriciymiş. ne bileyim. içmiş bulundum. incidal mi ne içmem gerekirmiş.
1taneyle bir şey olmaz şimdilik ama 30drajenin 20den fazlasını içmişim önceden. kim bilir ne niyetine içtim.
garip bi halsizlik var son günlerde. hatta haftalarda. sürekli uykuluyum. geceleri hariç. gece uyuyasım gelmiyor, oyalanıyorum hep bişeylerle. gündüz de kafamı nereye koysam uyuyorum. dün bakırköyden eve dönerken incirli çıkışında kafamı cama yaslamıştım, sonra bi ara sert bi fren oldu, peder bey küfür etti bi açtım gözümü abovv beykentteyiz. aradaki yol tamamen kayıp. halbuki 4-5sn olmuştu sadece.
zaman makinesi güzel şey
su da güzel

19 Ocak 2009

güfte

arada yazıyorum böyle şiirimsi şeyler ya onlar güfte. aramaya üşenmeyenler bulup dinler (youtube.com diye şahane bi site varmış).

tadı yok sensiz geçen ne baharın ne yazın

Tadı yok sensiz geçen ne baharın ne yazın
Kalmadı tesellisi ne şarkının ne sazın
Sarıldım kadehlere derman olur diyerek
Kalmadı tesellisi ne şarkının ne sazın

(Güzide Taranoğlu)

18 Ocak 2009

gevende

uzun süredir duyduğum, aylar önce edindiğim albümü henüz dinledim. yani adamları da ilk defa dinledim açıkçası. beğendim dersem yalan olur. farklı tarz cart curt ama bana değil. en azından şimdilik. daha güneşli günlerde 1-2 parçalık belki

gurbet hikayeleri

gurbet geldi
onunla görüştük. epey bi saat birlikteydik ama toplamda 10dk susmamışızdır. ne çok birikmiş be mübarek.
özlemişim keratayı.
uykum var şimdi. üşenmezsem daha detaylı olarak yazarım sonra. bakarız
(böyle dediysem kesin yazmam)

16 Ocak 2009

büyük yazar

derinde bir yerde duruyor.
en içerde.
tüm seslerin ve hislerin ötesinde.
çıkarmak için uğraştıkça, vurdukça daha da derine gidiyor.
kızar diye gel diyemezsin
acır diye kal diyemezsin
öyle garip bir his işte.
derinde dedim ya
tekin güzelliğinde bi' başına
herkesten uzakta.
tek başına
belki sen herkesten uzaktasındır ya neyse
o da başka hikaye olsun.
ya da bu başka hikaye olsun
başka zamana olsun

privnote

yarışma tüm hızıyla devam ediyor.
yukarıdaki bağlantıda bulunan notu okuyabilen talihliyi sürpriz hediyeler bekliyor.

12 Ocak 2009

zort

ohey
çok seri olarak imha edilmiş not
daha yazalı kaç dk oldu be insaf
bunun yanında sevindim de
oyun oynamak güzel her zaman için

privnote

çok özel bir yazı!
yukarıdaki bağlantıya tıklayınca bir not çıkacak. fakat yalnızca ilk tıklayan kişi okuyabilecek.
çünkü ilk tıklamadan sonra kendi kendini imha edecek bir not var.
gerçekten merak etmeyen, gerçek meraklıların şansını kapatmasın.
özel bir şey yazıyor çünkü. bu yükü kaldıramayacak olan tıklamasın, heba etmesin tek kullanımlık şeyi.

(eğer tıkladığınızda bu yazı imha edilmiştir filan diyorsa ilk okuyan değilsindir. panik yapma. ama emin olabilirsin ki keklemek için filan yapmadım. siteye gir kendin de dene. yalan borcum mu var arkadaşım. elleelleeeh yeeeaa)

bahar

akşamüstü gittim sunum yapmaya. mis gibi bahar havası vardı.
ben öyle sanıyordum yani. evde camlar filan açık oturuyordum. azıcık ayaz vardı. tabii bu gidişin bi de dönüşü olacaktı. oldu da. üşüdüm azıcık. güneşe aldanıp ince giyinen kafama kuşlar sçsın. ya da vazgeçtim. gidip başka yerde hacetlerini gidersinler.
sunum güzel geçti galiba. hepi topu 1 insanın parmakları kadar insan vardı ama hiç çalışmamama karşın fena sayılmazdı.
karnım aç

titan

unutmadan yazayım
yarın (bugün, 12ocak2008) saat 16:00(yanlış değildir inşallah) titan (saturn vi) sunumum olacak okulda.
vakti olan buyursun gelsin. yarım saat civarı sürer. o kadar bile konuşamayabilirim. geçen sene mayısta hazırladıktan sonra 1 kere bile okumadım. hoş o zaman orkun sayesinde epey bi çalışmıştım (şerefsiz herif tüm işi bana yaptırmıştın)...

yer: istanbul üniversitesi beyazıt yerleşkesi astronomi ve uzay bilimleri bölümü

11 Ocak 2009

yıl

1yıl ne kadar garip
son yıl en azından
o kadar çok uç karar aldım ki. aslında uç muç değiller. suç da değiller.
istedim yaptım. hatasıyla doğrusuyla. pişman mıyım diye düşünüyorum da değilim galiba. şimdilik yani.
sadece 1-2 şeyi yapmasam daha iyi olurdu veya onun yerini şunu desem daha şık olurdu diyorum o kadar.
mesela yakın zaman için olan hedefim biraz daa sosyal olmak. önceden pek umursamazdım galiba. bilmiyorum. belki de umursardım ama kendime inat umursamaz gibi yapardım. belki de umursardum ve umursar gibi yapardım. ya da umursamazdım ama umursar gibi yaşardım. bilmiyorum. son dönemler pek çok yeni insanla tanıştım ve gayet de mesudum. hala vefalı birisi değilim. ama insanlar da değil. ayrıca 3-4 yıl önce aldığım karara sadık kaldım. hatta bokunu çıkardım. aramayanları ben de aramayacağım, kimseleri görüştürmek buluşturmak için çabalamayacağım demiştim. iyi de yapmışım aslında. kendime daha çok zaman harcamaya alıştım. şımarıklar gibi yaşıyorum. kendi istediklerimi, kendi istediklerimle yapıyorum. %100 değil ama büyük çoğunlukla. zaten fark ettim ki müziktne başka pek şey de istemiyorum. millet karın ağrısı olmasın yeter. herkesle tadında görüşmeli. can cektiğinde görüşmeli.
sürekli dile getirdiğim gibi ilgi, alaka görmek muazzam keyifli ama o da bi yere kadar. sonrasında benim gibi iflah olmaz cinsin teki oluyorsunuz. lise hayatım yaktı beni.
nerden nereye geldi konu. aslında sadece yeni klavyeyi denemek için yazacaktım.
galiba pillerinde bi sorun var. arada yazmayı kesiyor, sallayınca düzeliyor.
blogaja giren insan varmış sayaç sonuçlarına göre ama acaba kimler giriyor diye merak etmiyor değilim. arada çok alakasız insanlardan tepkiler alıyorum, şaşırıyorum.
bi de buraya milletin girmesi demek memleketçe (kendi çevremden genellemeye gidiyorum) dedikoduya ne kadar düşkün olduğumuzu gösterir. vatana millete hayırlı olacak bi bilgi vermiyoru ki burada. varsa yoksa kendimden, egomdan bahsediyorum. kimse okumasa yazar mıyım yazmaz mıyım onu da bilmiyorum ama kimse okumazken yazmaya başlamıştım. (vistanın dil ayarlarını değiştirince klavye de düzeldi galiba)
koltuğum beni bekler. gideyim

şımarık hisler

dün güzeldi gibiydi öyleydi sanki herhalde galiba sanırım
zor uyanış, verimli tanbur, özer hoca'dan sultanahmet köfte, 3dem'den dinleti, sinleti sonrasında gerçek müziğin başladığı eyif için özer hoca ile birlikte çalıp söyleme, sami ile gazel tanbur atışması, perihan teyze - vecdi amca, süslü milonga, sabaha karşı eve dönüş, koltukta mont battaniyeyle kıvrılıp uyuyuş, ve yeniden 3,5-4 saat uyku

sami'nin gazelle özer hocamın tanburla icrası gerçekten çok güzeldi. yakında görüntü veya ses kaydını atarım bi yerlere.

tangoda da şımarmaya başladım galiba
veya yakında şımarırım. kesinlikle dans edebildiğimi düşünmememe(meme) rağmen dans ettiğim kişiler iltifatta bulunuyor. hatta ya 4-5 tanda dans ediyoruz ya da daha sonra tekrar kaldırılıyorum. bi yerlerim kalkıyor tabii. bi de birazcık dans edebilmeye başlasam neler olacak kim bilir. metin yazır'ın kardeşiyim, fabian salas'ın hala oğluyum diye dolanırım etrafta.
sacada ve nadiren ganchodan başka şey de kullanmıyorum. bu demek olar ki tanbur çalışmak tangoya da faydalı. o zaman haydi kızlar tanbura

08 Ocak 2009

SazVeSoz.net


İlk Türk Müziği e-dergisi olan Bağımsız Türk Müziği Yayını Saz ve Söz E-Dergisi'nin yeni sayısı (2009/01:06) yayınlanmıştır.

Bu sayımız "
Din ve Müzik İlişkisi" çevresinde hazırlandı.

Veysel Dalsaldı ile tasavvuf üzerine söyleşi, Ümit Sakman'ın Hristiyan Cemaatleri üzerine araştırması, Esra Berkman'ın Mevlevi Ayinlerinin çalgısal bölümleri üzerine incelemesi, Murat Özer'in son yüzyıldaki din ve müzik felsefesi üzerine yazısı, klasik koro tenkidi, sanatta mükemmel kompozisyon, albüm ve kitap tanıtımları...

www.sazvesoz.net

Eski sayılarımız için "Künye"nin altındaki arşiv bağlantılarını kullanabilirsiniz.

Saygılarımızla
Saz ve Söz Ekibi

www.sazvesoz.net

bilgi@sazvesoz.net

07 Ocak 2009

değdi saçlarıma bahar gülleri

Değdi saçlarıma bahar gülleri
Nazende sevgilim yâdıma düştün
Sevenin bahtına bir güzel düşer
Sen de tek sevgilim aklıma düştün
Nazende sevgilim yâdıma düştün

Gözlerim yoldadır, kulağım seste
Ben seni unutmam en son nefeste
Ey ceylan bakışlım, ey boyu beste
Gurbette sevgilim aklıma düştün
Nazende sevgilim yâdıma düştün

Sensiz dağ yoluna çıktım bu seher
Öksüz kumru gibi güller lâleler
Sen niye yalnızsın sordular eller
Gurbette sevgilim aklıma düştün
Nazende sevgilim yâdıma düştün

(Azeri Bekirof)

koro

dün koro çalışması vardı
ilk çalışmam oldu. eserlerin hiçbirini geçmemiştim önceden. tanbur deşifresi de kastırdı ve yarısını uydurdum ama kovulmadım daha. hoca iyi bile dedi
bir kaç hafta sürer hepsini çalman dedi ama hırs yapıp yarına hemen hepsini çalmayı düşünüyorum
çok uykum var aslında
yarın işyerinde mi baksam n'apsam

başlık

bugün markette garip bi olay gördüm.
aslında garip değil ama alışık olmadığım bi durumdu
45yaşlarında bir hanımefendi, konuşmalarından annesi olduğunu düşündüğüm 75yaşlarında bir tonton teyzecik ve oğlu olan 12 yaşlarında erkek çocuk.
ürün miktarı çok az olan alışveriş sepetinde ise 12li, geciktiricili, tırnak törpüsü hediyeli prezervatif.
milletin sepetini röntleyecek kadar sapık değilim. kasada önümdeydi ve onun önünde de kilolarca pırasa alıp ayrı ayrı tarttıran garip bi amca vardı. beklerken ister istemez bakıyor insan
benim aldıklarım da farklı gariplikteydi zaten
topitop, duş jeli, elma, bebek götü pudrası, yulaflı püsküüüt, diş macunu
yazınca pek garip gelmedi be

05 Ocak 2009

svs


saz ve söz'ün ocak sayıs gürleyerek geliyor
azıcık daha sabır.
aralıkta çıkamamayı affettirir bence.
zaten elimizde olmayan sağlık sorunları sebebiyle çıkamamıştı aralıkta.
ayrıca derginin aylık olduğunu kimse söylemedi ki size.
nerden bilecekisniz aylık dergi olduğunu
süresiz yayın kendisi.

04 Ocak 2009

kalbe dolan o ilk bakış

Kalbe dolan o ilk bakış unutulmaz
Sevda ile ilk uyanış unutulmaz

İlkbahar, yaz mevsim mevsim
Birkaç mektup birkaç resim
Yıllar geçse o bir isim unutulmaz

Kâh gülünür kâh ağlanır
Yollar gurbete bağlanır
İnsan unuturum sanır
Unutulmaz,
Unutulmaz

(Mehmet Gökkaya)

01 Ocak 2009

3Dem Ensemble Konseri

3Dem Ensemble
"Nefs"
Tarih: 10 Ocak 2009
Saat: 14:00
Yer: Dede Efendi Evi
Adres: Hammâmı-zâde İsmail Dede Efendi Evi Cankurtaran Ahırkapı Sk. No:17 Sultanahmet - İstanbul (Armada Oteli Sokağı)
Ücret: Yok


3DEM ENSEMBLE

"Dünden yeni bugünden eski" diyerek çıktıkları yolda Türk müziğinin geleneksel icra anlayışından beslenerek günümüz seslerini üç ud ile yorumluyorlar. Udun var olan icra tarzını bozmadan her formu kendi anlayışı içerisinde icra ederek üç udun mükemmel etkileşimini arıyorlar. Çaldıkları eserlerde teknik olarak ud sazının sınırlarını zorladıkları gibi yeri geldiğinde de udun kendine özgü mistik sedasını duyuruyorlar. Bekir Şahin BALOĞLU, Bilen IŞIKTAŞ, Sami DURAL; bu üç arkadaş 2004 yılında tanıştıkları zaman üçü de sazlarında belli bir yol kat etmişlerdi. Aylar süren müzik çalışmaları aralarındaki dostluğu pekiştirdi ve bu dostluk onlara bir grup kurma fikri verdi.

Kendi müziklerini yaparken zaman zaman Türk müziğine zaman zaman Batı müziğine başvuruyorlar. Bu müziğin tarifi 3Dem'in tınısında gizli.

Dem kelimesinin üç manası vardır. Zaman, kan ve nefes... Yeni demlerle müziğini arayan 3Dem zaman içerisinde 3Dem Ensemble adıyla yeni kanlarla yeni nefeslerle birleşti... Bugün 3Dem Ensemble; perdesiz gitar, klasik gitar ve kopuzu eşliğinde Altuğ Karakaya ile müziğini sizlere sunuyor...

pınarbaşı

garip bi yıl(sonu+başı) oldu
3-4 farklı davet alıp ev kalabalık olacak diyerek geri çevirdim hepsini.
son gün bize gelecek olanların hepsinin iptal olduğunu öğrendim ve son gün aldığım, hiç sıcak bakmadığım teklifi değerlendirdim (ihale mi lan bu)
tanımadğım insanlar olmasına karşın keyifli geçti.
bi de tükürdüğümü yalamak zorunda kalmayaydım tam şahane olacaktı.
gece artistlik yaptım kalmam, eve dönerim diye. çıktım baktım arabanın her yeri buz. 10dk bekledim camların buzu çözülsün diye. sonra siteden çıktım baktım araba kıç ata ata gidiyor. yeler buzlu. kar lastiği de değil ki lastikler. bildiğin kabak teker. tırstım eve kadar dönmeye. cem bey'i arayıp geri alın beni dedim.
sağ olsunlar açtılar kapının kilitlerini. o kadar beylik laftan sonra yatakta yatmayı da yediremedim kendime gittim koltukta, iki büklüm, yeleğimi battaniye yapıp uyudum. hoş topu topu 3saat uyudum zaten ya neyse.
güzeldi
teşekkürler hanımlar herifler

bi de amorti çıkmış biletime. ilk defa bi' şey kazandım