30 Mart 2009

hoh

fener beter bir durumdayım (fener ile ne alakası var bilmiyorum. öyle diyesim geldi)
zaman yettiremez oldum. niye böyle oldum bilmiyorum. zaman yetse bedenim yetmiyor. göğsüm daralıyor sanki. şaka lan şaka. o kadar değil. canım sıkılıyor sadece. dramatikleştirmeye çalıştım biraz.
ayın 1ine dergiyi yetiştirmeye çalışıyoruz fakat henüz bitiremedim yazımı.
açık öğretimde sınavlar geldi çattı ama henüz kitapları bile almadım.
tanbur işi ciddiye binmeye çalışıyor fakat vakit bulup çalışamıyorum.
yeni insanlara vakit ayırmam gerekiyor fakat vakit ayıramıyorum.
kickboxa etkin olarak dönmek istiyorum fakat zaman ve enerji ayarlayamıyorum.
ülkeyi kurtaramadık bari şehri kurtarayım diyorum, verdiğim oy yetmiyor.
projelere başlıyorum fakat yetişemiyorum.

bu zamansızlıkta ne diye buraya yazı yazıyorsun diyen zibidiler illa ki çıkacak. nefes alıyorum biraz. dikkatini çektiyse bir süredir yazamıyordum blogcuğum.
bu yakın dönemde (kime göre neye göre) çok iyi anladım ki beş para etmez herifin (bugün doğacak çocuğunuza isimler: kız olursa elif; erkek olursa herif) tekiymişim. millete isteyerek veya istemeyerek bir sürü ümit verip sonra götünden donunu çekiyorum. cıscıbıl (?) ortada kalıyor. insan ayrımı yapmadan yapıyorum bunu. ayağınızı denk alın bana yaklaşırken.
gmail bile doldu taştı. dünyalar kadar silmeme karşın 50tane okunmamış duruyor.

gider ayak reklamımı da yapayım
Farmadans'ta cuma günü yeni kurun dersleri başlıyor.
ozguraltun.net'te veya facebook FARMADANS'ta diğer detaylar mevcut.

saal (aka. val; amerikanın köpeğiyim) için haberler yakında gelecek.

1 tabak mantıya 2 büyük diş sarımsak çok mudur?
zaten sarımsaklı yoğrut yapayım diye sarımsaklı ayran yaptım. üzerinde rondo yazan ufak tefek şeyin içine sarımsak ve yoğurdu koydum. kafasına bastırdım. o da bana ayran verdi.
gittim blogosman. işim gücüm var.

25 Mart 2009

kavgam

bildiğiniz kavgam değil. Hitler ile alakası yok. benim kavgam bu.
kabak dolması ile yaşadığım derin kavga.
işin garip kısmı kabak dolmasının da büyük taaruzlarda bulunmuş olması.
daha önce masamın başındaki hemen her şeyi döktüğümü yazmıştım. uzun süredir her şeyi değil de pek çok şeyi döker olmuştum ki bu da benim için bulunmaz nimetti. bunca başarımı kıskanan kabak bana kalleşlik yaptı ve çatalımdan aşağı atlayıp, kamikaze dalışı yaparak etrafı yağ içinde bıraktı. daha ütüsü bozulmamış gömleğim dahil. gömle ne kelime, atletime kadar ıslandım. ıslandım derken bildiğimiz su değil. yemeğin yağlı suyundan bahsediyorum. küfürü basıp değiştiridim üstümü. sağı solu sildim. kalleş dolmayı zor da olsa haklayıp mideme indirdim. tepsiyi götürüp dergi işlerine devam edeceğim sırada dolmanın gazabından kurtulamadım. tepsi yamuldu ve tabakta kalan bolca su etrafa çılgınca koşturmaya başladı. üstüm yine battı anasını satayım. bu sefer hırs yaptım ve gidip kendisini yok ettim. şu anda iski'nin atık su tesislerine doğru olan yolculuğunun sonuna gelmek üzeredir. bulaşık deterjanı köpürürken hiç bu kadar keyif almamıştım. savaşın verdiği sarhoşlukla odama dönerken de yerdeki kilimsi şeylere takılıp uçuma tehlikesi atlattım ama bu zaferi kutlamamı kimse engelleyemeyecek.
kendimi ödüllendirip erkenden yatacağım.

işte hendek işte deve




evimize şato havası vermek için bahçeye hendek yaptırıyorum. içine de timsah ve piranalar koyacağım. üşenmezsem resmini çeker koyarım şimdi.
sıkıysa hrsız girsin bundan sonra.
vay be resmi sona ekledim başta çıktı. vallahi sonradan ekledim hee

22 Mart 2009

üstüme basıp geçme

Bıraksan da elimi sevgim bana yeter
Susarım öpüşüne, avunur da söylemem
Belki yalandır, oyundur derim ya
Yine de korku basar

Yazık ki ağır ağır çökmüş yüreğine
Nefret değil mi bu yalan sevişmeler
Sen değilsin sanki yarısı yatağımın
Üşürüm sarılsam bile

İsyânım yanışıma ölüm bile susuyor
Ardına dönüp giden sen misin a kadın
Gururum yere düşer, yeter ki bak yüzüme
Üstüme basıp geçme yâr

(Gökhan Kırdar)

gökhan kırdar

Özer hocanın kayıtlarını derleyeyim diye yeniden Gökhan Kırdar'a sarmış bulunmaktayım.
tüm parçları değil. elektroniklerini sevmiyorum.
hatta neredeyse sadece 4-5 şarkısına sarmış durumdayım.
şimdi de tüm sevenleri için üstüme basıp geçme gelsin...

fayton

Yoksun diye geldi esti bahar
Yoksun diye yandı aşkına can
Gözümün önüne geldi meşk-i zaman
Gecemi sarhoş ederdi hoş bir edan

Sensiz neyleyim dalda çiçek
Günler yıllara oldu da denk
Kapıda nöbete durdu yaşlı seyis
Salına salına geldi aşk-ı haber

Çek faytonu yârime uzanalım
Çağırıyor güllerin hasreti
Ah dize getirdin yüreğimi
Hadi uzat ellerini, sevişelim sabaha dek

(Gökhan Kırdar)

garibal

garip bi keyifsizlikle birlikte garip bi keyfim var şu sıralar.
keyifsizlik, hasta olamamaktan ve pek çok sorumluluğu ertelemekten geliyor galiba. hasta olamamak niye keyifsizlik yapsın diyenlere de ne bilem diyebilirim. adam gibi hasta olup yatsam tamam ama hasta desen hasta değil, sağlıklı desen sağlıklı değil. mal gibi dolanıyorum. boazda ufak yanmalar, kırgınlık... işin kötüsü her gün de böyle değil. bi gün çok iyi ertesi gün kaka gibi.
iş, eş, aş, oş, öş, ış, üş, uyşşş bakımından yeni girişimlerde bulunma eğilimindeyim.
aman şimdiye kadar kim bilir kaç defa yeni hayata başlıyorum dedim sana. sen de inanma artık blogort. yalan yani. hayatım hep plan kurmakla geçiyor senin de bildiğin gibi. olan ise hiçbir şey.
dün Barbi'nin askerlik öncesi son konseri vardı. oraya gittik. içeri almadılar. mor ve ötesi kosneri mi ne varmış galiba aynı zamanda. sonra gruplarının ismini söyleyemeden, afişten göstermeye çalışarak girdik Orçun'la beraber. girince çok garip ve yabancı hissettim kendimi. içeri girmeden önce 1 saat boyunca makam müziğinin eksikleri, yapılması gerekenler hakkında tartışıp, ezgi-arel sistemi, kantemiroğlu filan dedikten sonra elde tanburla studio live'a girmiş olmamın etkisi de vardır herhalde. bilemiyorum. çok gürültülüydü. sonra Ayça da geldi. bi de arkadaşı vardı ama ismini hatırlamıyorum. zaten uzak durdu bizden. Barbi bas gitar çalmaya başlamış.
az önce son konserleri vardı filan dedim ama grupları olduğunu bile bilmiyordum. yıllardır görmüyordum bile lan Barbi'yi. en son 3 yıl önceki iftarda görmüştüm galiba. bir de geçenlerde istiklal'de yürürken karşılaşmıştık. 30-40sn filan konuşup yallahlaşmıştık.
rok müzik ortamlarında veya genel olarak barlarda niye o kadar açık ses olur anlamıyorum. Orçun'la birlikte tam mallık yapıp peçete tıkadık kulaklarımıza. en azından epey azalttı gürültüyü. hem böylece Barbi'yi daha iyi duyduk. ne de olsa peçete tizleri daha fazla kesiyor.
böyleyken böyle işte. bunlara ek olarak melis sayesinde tiyatroya bulaştım yeniden.
tango içn de şehirlerarası çağrılar mevcut.
hala yorgonun diktesini bitiremedim. ne zaman ona başlasam başka şey yapmam gerekiyor. evde de pek duramadım şu sıralar

(lan Barbi'ye not: ola ki okursan burayı unutma ki sen de asker dönüşü bir takım veya fasıl veya mevlevi ayin dinletisine katılacaksın)

17 Mart 2009

yüzük

az kalsın unutuyordum söylemeyi. bu sabah ablam aradı. rüyasında ananemi görmüş. git özgüre bakırköy'den yüzük al demiş. ablam "o takmaz ki öyle şeyler" deyince "takacak. sen git al mutlaka" falan filan demiş. ablam da "yazık, kadıncağız zaten öldü, 2dk.lığına zar zor gelebiliyor onda da kırmayayım" demiş içinden.
ben de şubatta yazdığım ve derin araştırmalar yaptığım Barış Abi yüzüklerinin resmini gönderdim. kısacası yakında yüzüğüm olacak sanırım.
ananemin ölüsü bile işe yarıyor be. helal olsun kadıncağıza. Alf'im de hâlâ her kece yanımda yatıyor.
kendisi tanıdığım pek çok kişiden yaşlı. 88 veya 89'dan beri benimle birlikte uyuyor zirzop Alf. alfonzo
ruhu şâd olsun Meloş'umun

dün gece başka biriyle

dün çok garipti.
akşam için enfes planlarım vardı önce georgios'un mülakatını bitirecektim, ardından da kendi özel hayatımla ilgili yapmam gerekenleri halledip erkenden uyuyacaktım.
akşamüstü Onur aradı. babasının hayrına aramaz ki herifçioğlu. nerdesin dedi, dükkandayım sen nerdesin dedim. sizin apartmandayım dedi. anlamadım. ha!? dedim. sizin apartmandayım yukarı çıkıyorum şimdi dedi veya buna çok benzer şeyler söyledi işte.
neyse akşam olup da ben eve gelene kadar unuttum bu herifin buralarda olduğunu. eve girer girmez oturdum yorgonun yazısının başına. 3-4 dakikalık bölümü yazdıktan sonra annem gelip "oğlum arkadaşın aşağıda, ayıp değil mi git uğra bari" dedi. aa Onur gelmişti di mi deyip aradım. "Altuğlara gidiyoruz, öpüp geri geleceğim" dedi. "ben dün gece öptüm, size iyi öpüşler" dedim. yalan da değil. önceki gece sabaha karşı eve gelmiştim Altuğlar'dan. nasıl gideceksiniz filan deyince "otoparktayız daha sen de gel istersen" dedi. gaza geldim salak gibi üstümü başımı değiştirmeden gömlek ceketle gittim. yeme bile yememiştim lan.
neyse işte gittik çay içip laklak yaptıktan sonra hadi çıkıp Onur'a etrafı gezdirelim dedik. neresini gezdireceksek. bildiğin büyükçekmece sahili işte.
kıyıda mal gibi yürüdükten sonra "yürüyün bizim mekana gidelim" dedik Altuğ ile birlikte. bizim mekan dediğimiz de sadece sevişmeye gelen 1-2 çiftin, bazen de içmek için gelen baltaların olduğu, ıssız, izbe kayalıklarımız. ne hikmetse sürekli oraya gidiyoruz. sonunda biri öldürecek kayalarda. günler sonra çıkacak cesetlerimiz. Onur, Neşe, Altuğ ve ben olan şahane kadro kayalıkların oraya kadar gidemedi çünkü yol çamurdan geçilmez durumdaydı. biraz saplanır gibi olup çıktık.
dahiyane bir fikirle çok güzel bir yer olduğunu iddia ettiğim beylikdüzü sahiline gidelim dedim. dedim de oraya hiç gitmediğimi ilk başta söylemedim. sadece 1-2 kişiden duymuştum. yolu bulamayınca hiç laf çevirmeden itiraf ettim zaten bilmediğimi. ta ebesinin nikahına kadar gittik. güzel, fıstık gibi sahil vardı. kum, sandallar filan... sert kuma park ettik arabayı indik aşağı. ohh mis gibi. şahane yer. yeni mekanımız burası olsun vs dedik.
denizin sıcaklığına bakmak için elimi sokayım dedim. kumsala geliyor dalga; 2-3 tanesini izledim, vardığı en uzak noktayı gözüme kestirip ıslanmayacağımdan emin olduğum için sylvester'ın köpeğin zincirli olduğu kulübenin önüne çizgi çekerek yaklaşması kıvamında ilerledim ve eğildim. hesaplarımda yanılmadım. dalga düşündüğüm yerden bile geride durdu. elimi ıslatamadım. biraz daha yaklaştım dalga çekilirken. biraz daha, biraz daha... sonra baktım ki ayaklarımda bir ıslaklık var. ne kadar hoplayıp zıpladıysam da kâr etmedi. ayağım sırılsıklam oldu. bundan gaza geldim çıkardım papucu çorabı girdim suya. biraz üşüyünce arabaya koştum. sobayı sonuna kadar çalıştırıp ayakları kurutmaya çalıştım. ayak kurudu ama çorap nanay. ıslak ıslak giydim. böylelikle denyoluklar faslını başlatmış oldum. gecenin matemini üzerimize çöktürdüm.
Onur her zamanki gibi resim çekip duruyordu. taş kaydırmadan konu açıldı Onur taş aldı yerden. veya o yerden taş alınca taş kaydırma konusu açıldı. emin değilim...
gülle gibi taşı fırlattı denize. o taşı atarken Altuğ ve ben başka bir şey yapıyorduk. hatırlamıyorum. denize bakınca taşın düştüğü yeri gördüm. o esnada Neşe ve Onur kahkaha atmaya başladı. anlamadık niye güldüklerini. sonra Neşe'nin demesine göre o kadar gerinip attığı taş denize bile gidememiş, kumsala düşmüş. yalan lan. gözümle gördüm denize düşüp foşurt diye su fışkırtmasını. allah allah filan derken Onur gidip olayı araştırmaya yeltendi. gerçekten de kıyıya düşmüş ama düşen attığı şey değil fotoğraf makinesiymiş. taşla birlikte cebindeki fotoğraf makinesini de fırlatmış denyo.
zaman ilerledi, üşüdük hadi dönelim dedik. tıkıştık arabaya fakat ufacık bir sorun sezinledik. araba kuma batmış. azıcık itsek kurtulur filan derken nah kurutul gibi kesin bir sonucumuz olduğunu kavradık.
Neşe'yi arabaya oturtup üçümüz hayvan gibi arabayı zıplata zıplata itmeye çalıştık. 1-2 metre başarılı şekilde ilerlettik. sonra Neşe'den dâhiyane bir fikir çıktı. ne kadar saçmalama desem de deneyeceğim dedi ve arabayı tamamen kuma sapladı. hem de ilk olduğumuz yerden çok daha beter bir yere. 2adım ötede dünyanın sayılı limanlarından biri, öbür taraf alabildiğini ıssız. gelen hepimizi öpse kimsenin ruhu duymaz. polis molis gelsin desen hak getire. zaten olduğumuz yeri tarif etme ihtimalimiz de yok. biz bilmiyoruz ki nasıl geldiğimiz, kimse tarif edeceksin.
tek bir iyi gelişme vardı benim için. çoraplarımın ıslaklığı önemsiz olmuştu. çünkü kum gibi muhteşem bir katmanla doluydu ayakkabımın içi. yalnız benim değil. arabayı iten herkesin aynı şekildeydi. 1,5 saat kadar uğraştıktan sonra pes edip sigorta şirketini arayıp çekici istedik. hemen geliyorlar dediler. nah gelirler. yolu bilmiyorlar ki.
o sırada arabanın biri geldi 20mt ötemize. aha dedik bizi doğramaya geldiler. içinde sırık gibi bi çocuk indi elinde bira kutularıyla. neyse içmeye gelmişler deyip rahatladık biraz. ardından arabanın iç ışığı yandı ve sarışın bi gacı belirdi içerde. haaa dedik. sevişmeye gelmiş çift. baktık sevişmiyorlar, çekici de aradı arayacak. gitik bunların yanına. yaklaşırken "size güzel bir soru sorabilir miyim" dedim. gayet kibarca tabii ki dediler. "biz nerdeyiz?" diye sordum. anlam veremediler. durumu açıkladık. anaa gelip itelim filan gibi oldukça candan bir teklifte bulundular. 1,5 saattir yeterince ittik ettik birşeyler yaptık dedik. neyse öğrendik ki kuzenmiş bunlar. candan erkek arkadaşından ayrıldığı için kafa dağıtmaya gelmişler. kimsiniz nesiniz diye konuşurken trt gençlik korosundan olduğunu öğrendik. bizim Bekir'i tanıyormuş. oha lan deyip epey muhabbet kurduk. o sırada çekici aradı ama tarif etme imkanımız yok. gittik Candan'ın arabasıyla çekiciyi aldık. Emin abi sağ olsun gelip çıkardı arabayı. hadi gidip kokoreç yiyelim dedim. gaza geldim herkese ısmarlayayım diye. önce Candanlar, ortada biz, arkada emin abi ve çekicisi gidiyoruz. bizim arabadan garip sesler gelmeye başladı. lastik biraz inikti o yüzdendir dedim. girdik benzinciye. gittim hava pompasını aldım, arka tekere doğru gittim sonra acaba pompayı nereye basabilirim diye düşünmeye başladım. zira lastik mastik yoktu anasını satayım. bildiğimiz dış lastik çok dış lastik olmuş. 2ye ayrılıp parçalanmış. patlamış filan değil, damdan düşen karpuz gibi yarılmış ikiye.
Canan gelip bedevilerle akrabalığımızın olup olmadığını sordu. akrabalığım olmadığını, bizzat kutup ayısıyla yakın ilişki kurduğumu söyledim.
bu bahsettiğim zaman gece 3 dolayları.
açık lastikçi nerden buluruz derken bulunduğumuz benzincinin hemen 2 metre yukarsında lastikçi olduğunu fark ettik. gidip cep telefonu filan baayım belki 24 saat hizmet vardır dedim. çıktım yukarı, araç girmesin diye gerilmiş belim seviyesindeki zincirin üstünden yavaşça geçip kapıya doğru gittim. telefon numarası ararken garip bi ses duydum, ardından üzerime koşan 2 tane bekçi köpeği gördüm. o girişteki yüksek zincir minicik kaldırım taşı oldu benim için. nasıl uçarak atlayıp kaçtım bilmiyorum. arkama bakarken köpeklerin boyunlarının zincirli olduklarını gördüm ama çok geç oldu anasını satayım. karizma marizma hak getire. bildiğin olimpiyatçı gibi engelli koşuyu dereceyle bitirip arabaya gelmiştim. kime ne diyeceksin.
Onur ve Neşe'yi Cananlara kakalayıp Altuğ ile birlikte Emin abi'nin çekiciye bindik. gittik yaptırdık beylikdüzü migrosun arkalarında bir yerde. hadi kokoreç yemeye gidiyoruz dedik ama Emin abi istemedi bu sefer. bu saatte boşverin dedi. halbuki saat daha 4e geliyordu. biz de Onur'u arayıp in aşağı dedik. onu da alıp gittik kokoreççiye. 2şer yarım yedik. 5gibi eve girdik. sırayla yıkanıp (aynı anda değil hee) zıbardık.
sabah 8de de işe gittim.
hafiften midemi üşütmüş olmaktan başka şikayetim yok. Georgios'u da unutmamak lazım. bitemedi hâlâ. çok uykum var ve mideyi üşüttüm.
derneği arayıp midemin kötü olduğunu söyledim. kötü de gerçekten. çok kere helaya gittim içimi döktüm.
ıhlamura yüklendim şimdi. böyle işte. buraya kadar okuyan olduysa helal olsun. işiniz mi yok kardeşim. milletin özel hayatını niye okuyorsunuz.
pis sapıklar
(şimdi aklıma geldi. Cananlar da bizi sevişmeye gelmiş insanlar diye düşünmüşler. hatta yazık lan kıza demişler. sonuç olarka ne onlar sevişti ne biz.)

15 Mart 2009

balitango

özlemişim bailatangoyu bologçugum(yazıldığı gibi okunur)
çok kalabalıktık. İlkan ve Aykan beyler de teşrif ettiler. ancak gelebildim eve. yatıyorum şimdi. yorgunum anacım

14 Mart 2009

facebook hele buraya

tam alıştım diyorum kullanmaya, adamlar tasarımlarını değiştiriyor. hala çözememiştim diğerinin tüm özelliklerini. şimdi iyice çorba oldu. inşallah koalylaşmıştır kullanımı
milongaya gidiyorum şimdi. konuşuruz sonra koçum.

12 Mart 2009

demem câna beni yâd et

Demem câna beni yâd et
Ne zulm istersen icâd et
Ricâmı dinle imdâd et
Beni öldür de azâd et
Kimi ister isen şâd et

(Hamdi Bey)

11 Mart 2009

istanbul için itiraf vakti

büyük bi itirafta bulunacağım şimdi blogco
hani sürekli tanbur çalışıyorum filand iyorum ya yalana slında hee. yok öyle bir şey. yani tamam alıyorum elime ama o kadar. seyirden başka bir şey yaptığım yok.
şimdi adam gibi çalışmaya çalışınca ne kadar gerilediğimi fark ettim. kondüsyon bitmiş. elde derman kalmamış. geçen sene 3-4 ay gerçekten çok sıkı çalışmıştım ama neredeyse 1 yıldır köfteden çalışıyorum.
niyetim yeniden çalışmaya başlamak. artık aşama kaydetmek.
böyle işte. içimi döküp rahatlayayım dedim. yoksa gerizekalı filan değilim yani o kadar çalışmaya hala çalamayayım. yetenekli olduğumu iddia etmem asla. hatta yeteneksiz olduğum bile aşikar fakat saz çalmak yetenekten ziyade disiplin işidir.
yetenek tabii ki çok büyük bir hızlandırıcı ama ben çok çalışan mı yoksa çok yetenekli mi daha çok çalabilir dersen çok çalışan derim. hatrı sayılır kişilerin de git 100tanesine sor 80'inden fazlası bunu söyleyecektir.
yetenek işi ayrı bir olay. işin sanatsal kısmında devreye giriyor, taksimlerde devreye giriyor, güzellemelerde devreye giriyor. ben temel olarak sazını yenmekten bahsediyorum.
eğer bu kadar süre adam gibi çalışsaydım şimdiye çoktan uçmuştum. ciddi söylüyorum.
yetenekleri çok kısıtlı birisi olarak bunu görebiliyorsam yetenekli olanların ta eline...
kıskanıyorum lan. ne diyeyim daha.
keşke yalancılıktan başka şeyde de yeteneğim olsaydı.
spor için deliler gibi çalıştım vaktiyle. öyle böyle değil. yıllarca sabah güneş doğarken, karda, çamurda çıktım sporumu yaptım. millet uyanıp okula gitmeye üşenirken ben çıkıp koşup yıkanıp giderdim. idmanlarda deliler gibi çalışırdık Tamer hocamla. çoğu zaman çift idman yapardık arka arkaya. son 3-4 yıldır spor yapmamama rağmen hala o günlerin ekmeğini yiyorum. yetenekli değidim ama hayatımda herhalde hiçbir şeye çalışmadığım kadar çalıştım spor için.

dans desen keza öyle. 1,5 yıl geçtikten sonra baktım yürümek şöyle dursun ritmi bile duyamıyorum; bırakıyordum. hatta bırakmıştım ama İlkan ve Aykan kardeşler sağ olsunlar geri döndürdüler. ardından ona da deli gibi çalıştım/çalıştık. geceli gündüzlü tango yapar oldum. az buçuk yürüyebilir olunca maddi ve manevi bazı sebeplerden ötürü bırakmak zorunda kaldım. 6yıl oldu ama hala dengeli bir dansçı değilim. yeterince idare edemem karşımdakini.

tiyatroda yetenek metenek yok zaten. oynadığım roller dikakt çekiciydi sadece. o yüzden oynuyormuşum gibi gözüküyordu. yoksa ne anlarım oyunculuktan. telaffuz zaten yok. kelimelerin yarısını yuvarlarım. duruş desen hepten bozuk. e daha ne olsun anacım. yalan söyleyebilmekten yırtıyordum biraz. doğaçlamalarda işe yarardı o kadar. (hayat bir sahne değil mi şekerim ha ha haayyt)

müzik desen hep fiyasko oldu. çünkü hiçbir zaman istikrarı yakalayıp da ben bunu yapacağım diyerek çalışamadım. bünyeye yerleşmiş tembellik sayesinde -müzik ulan bu, müzik, sanat yani- müzik ödevlerimi bile son anda ya yaptım ya da derste bakıp yapmaya çalıştım. ilk defa tanburda bu istikrarı gösterdim. bundan sonra da sazımın değişeceğini sanmam. eklenir tabii başka şeyler ama tanbur tamamdır artık. belirli bir seviyeye gelmeden bulaşamam başka saza. işte zaten tüm bunları yazmama sebep olan durum da az önce vuku buldu. ben böyle çalışıyorum diyerek kendimi kandırırsam nah gelirim o arzuladığım seviyeye. oturup adam gibi çalışmam gerek.
interneti mi azaltırım, ne yaparım bilimiyorum ama yeniden verimli çalışmaya başlamak zorundayım. hırs yaptım. becereceğim bu işi. ama öyle ama böyle olacak bir türlü.

kazmayım mazmayım ama bak vallahi çok güzel yalan söylerim.

10 Mart 2009

hort

canım sıkıldı be bolok.
yazı yazdım. şahane oldu.
şimdi n'apacağım bilmiyorum. (şaka lan şaka biliyorum. kolumun yorgunluğu geçtiğine göre tanburu elime alacağım)
bulaşıkları yıkadım (makineyi çalıştırıdm yani. yıkanıyor hala)
çok su içtim bugün. hep çişim geliyor. akşam koroda altıma yapmasam bari.
abovvv dernek için götüreceğim evrakları hazırlamayı unuttum. işin kötüsü neler gerektiğini de hatırlamıyorum. nasıl unuttum yav. ikametgah gerekiyordu. 3 resim... başka ne vardı acaba. neyse sorarım akşam
çav bella blogosman

yol

dün gece oradaydım.
oradaymışım daha doğrusu.
aslında bilmiyordum nerede olduğumu.
tek başıma oturmuş kuruyordum.
sonra nasıl olduysa trene binip ta oraya kadar gitmişim.
nasıl gittim bilmiyorum. aslında hatırlıyorum biraz ama emin değilim.
eskiden kader ortaklarımla yürüdüğüm caddeden geçmişim.
hala -mişim diyorum.
caddenin sonundaki sokağa gelene kadar nerede olduğumu bilmiyorudum.
o sokağa girip soluk alınca ayıldım ve kaldırımın ortasında kalakaldım.
ne yapmam gerekir diye düşündüm.
gecenin bir yarısı.
soru sorsalar niye orda olduğunu açıklayamazsın.
tekrar nefes alırken yokuşa sinmiş kokuyu hissettim.
özlemle kavruluş, baharatlı kokuyu
hâlâ enfes kokuyordu.
o kokuyu niye özlediğimi de anlamıyorum zaten. her yalnız kaldığımda burnumda oluyor.
yalnızlık da alışkanlığa binecek kadar sık olduğuna göre ne diye özleyeyim ki?
anlamsız. en az orada olmam kadar anlamsız.
sonra cebimden telefonumu çıkardım.
gecenin bir vakti...
yaza nazire hafif bir rüzgar dalların arasında o eski kokuyu örüyor sanki
bu saatte de aranılır mı hiç
gündüz bile aramak için binbir defa düşünürken dolunayın altında mı arayacaksın
koy o telefonu yerine.
boş pencereyi göz ucuyla izle ve geri dön
yoo hayır
bu sefer öyle olmayacak.
numarayı çevirdim
çalar çalmaz açıldı
türkiye'nin en çok konuşturan gsm operatörüne...
gören konu komşuya rezil olmayayım diye telesekretere karşı sanki onunla konuşur gibi yapıp o yokuşu yavaş yavaş tırmandım.
yokuşa örülmüş kokuyu içime çekip yukarı baktım.
yıldızlar oradaydı yine.
ya nerede olacaklardı!
telefonu kapattım. kendime küfür ettim.
kulağımla dudağımda bir şarkıyla geri döndüm.
gözümü açtığımda yataktaydım.
sıkışmıştım. kalktım helaya gittim. sonra tekrar yattım.
gözümü açtığımda sabah olmuştu ve yine çişim vardı...

08 Mart 2009

tits

hızlı özet. Necdet hocanın Mustafa Nafiz diktesi bitti. webeste.com'dan Deniz'e oy verdim. siz de verin. okulda 2titan sunumu daha geçti. sonra canım sıkıldı Serkan'ın sunumuna salça oldum. ordan salak gibi taksime gittim insanlarla birlikte. 20kişilik bir grup ne yapabilirse onu yaptık. hiçbir şey. Aziz'le gruptan kaçıp kokoreç yedik. kaybolduk ayağına yatıp tekrar katıldık. türkü bara gidiyoruz dediler. bizimkiler de başka ere gidelim dedi. hoppalacıl 3e bölünüp 3te 2si türkü bara gitti. 3ün1i de astronomcuklarla kaldı. mal gibi galatasaraya kadar geri yürüyüp rezervasyonsuz girilmediğini öğrenip kb'ye kadar tekrardan mal gibi yürüdük. mal gibiydik gerçekten. mal. bildiğimiz mal. zar zor oturacak yer bulundu. konuşurken kızlardan 1(belki2dir)'inin 2yıl önce Orkun'la yeditepe dans kongresinde yaptığımız gösteriyi izlediğini veya haberdar(anlamadım orayı) olduğunu öğrendik. sipariş ettiğim kahve gelmedi bi türlü. sonra daraldım. kalktım. yarın sabah idmanım var. yatıyorum şimdi. yoruldum zaten.
oh my god, huge juicy tits.

07 Mart 2009

aşkınla sürünsem yine aşkınla delirsem

Aşkınla sürünsem yine aşkınla delirsem
Bilmem ki ne yapsam da senin kalbine girsem
Bir gölge gibi ruhunun altında belirsem
Bilmem ki ne yapsam da senin kalbine girsem

(Mustafa Nafiz Irmak)

lindy hoppala

yok anacım yok benim lindy hop yapmam lazım
özeniyorum lan izledikçe

06 Mart 2009

lindy hop

sevgili arkadaşlar lindy hop hatunu bulsanıza bana. havaya atam, tutam, çevirem, fırlatam, çekem... videodakileri yapabilecek avrat aranıyor. ha ben yaptırabilecek miyim sanki ama olsun 1-2 fırlatırım stress mitres kalmaz. hatun bulamıyorsanız aranızda para toplayıp lindy hop kursu bursu ayarlayın bana. gider kendim bulurum
onu da yapamıyorsanız hoptekçi de mi yok anasını satayım
pencereden at beni
in aşağı gız tut beni
öyle gülesim geldi
hadi gıdıkla beni
yine geldi erken yaz
dallarda var bol kiraz
gel yanıma ya biraz
hadi gıdıkla biraz
hadi gülelim biraz
aldım yanıma seni
sardım incecik beli
aşkın oldu sevda seli
hadi gıdıkla beni
(? erkan ocaklı)

rapor

günün raporunu erken vereyim.
kek yedim. ıhlamur, biberiye, karanfil ve illa ki tarçın çayı içtim. yere döktüğüm kekleri sildim.
sonra camları silmeye başladım. salon ve mutfak camlarını sildim. en gözde yöntemimle. Süreyya hocanın hediyesi su tabancası ve gazete kağıdı kullanarak pırıl pırıl temizlik.
ardından banyodaki aynayı da sildim. sonra dün bahsettiğim sazlar çalınır çamlıcanın bahçelerinde'nin in çık kısımlarına baktım biraz. ezberledim ama daha hızlı olabilmek için çalışmam lazım. tabii eserin geri kalan bölümlerine de bakmam lazım. her neyse
sonra Necdet hocanın Mustafa Nafiz konuşmasının diktesini bitirmek üzereyim. yarın yapacağım titan sunumuna da baktım. şimdi grindhouse, death proofu izleyeceğim. keyifsizlik var biraz. istemiyorum hasta olmak.
ben olmuşum ruh hastası. bi de grip olsam n'olur sanki değil mi
nah işte
nah size.

ha unutmadan söyleyeyim ki bu hafta olabilir dediğim sürpriz yetişmedi sanırım. haber gelmedi çünkü. Karakaçan'ı bekliyorum heyecanla. gelsin hemen haber vereceğim.
yarınki tanbur dersi de iptal oldu. Özer hoca'nın dayısı vefat etmiş. adapazarı'na gitmiş o da. kalanlara sağlık olsun.

cırcır böceği

yarına mehtemelen cırcır olacağım sevgili blogosfer.
gündüz adaçayı, biberiye, zencefil, karanfil ve illa ki tarçınlı çay, öğlen dandik pastane pizzası ve simit, akşam yeşil mercimek, şimdi de aç karnına elma, yarım litre ballı sıcak süt, bol kek ve incecik penyeyle geçirilmiş uzun süre. burnum yenidne akmaya başlayınca fark ettim üşüdüğümü. ayakları da üşüttüm zaten. e geriye ne kaldı ki. ha mısır yeyip(yiyip. garip geldi gözüme) soğuk taşa oturmuşum ha bunları yapmışım. bakalım yarın ne olacak
Emel ablanın kekinden başka keki de pek sevemiyorum be. Ebru abinin demesiyle yaptığı tek güzel şey.
şeker kıvmaı güzel oluyor. iç baymıyor. her neyse. kalıbıyla yollamış bu sefer. ne zamandır yapacağım yapacağım deyip kandırıyordu beni.
zvort zvuurrtt bodorrfff

05 Mart 2009

özgür üstadımız

dernektekiler sağ olsunlar büyük tanburileri bana sürpriz yapmışlar bugün.
uzun süre gidemedikten sonra geçen gün gittiğimde parçaların değiştiğini öğrenmiştim. hatta galiba yazdım bile buraya. her neyse.
yeni eserlerin sadece 2-3 tanesine birazcık bakıp gittim bugün yine. aşmış tanburiyim ya deşifre çalarım nasılsa(vay anam vay). eseri ezberlememe ne hacet. zaten Özer Özel'in öğrencisi her akortta deşifre çalabilmek zorundadır (der hocam). eserin hızı filan da önemli değil. peşrevden sirtoya, meyhaneden tavernaya her şeyi deşifre, süslemeli, hatasız çalıyorum nasılsa (af buyur!?). dediğim gibi bolahenk nısfiye çalmamamız sorun değil(yerinden olsa çalacaksın sanki he mi?). her yerden her şekilde çalarım (ıslık çalmayı bile beceremiyorsun be). gerekirse deşifreyi bile gözüm kapalı yaparım (uçtu anacım. bizim çocuk uçtu gitti. balata malata kalmadı). ilk bölüm fasıl olarak geçildi. eser isimlerini verip kendilerini rencide etmek istemezdim ama yazayım bari.
1. yıllar ne çabuk geçti o günler arasından
2. aşkı seninle tattı hicranla yandı gönül
3. yad eller aldı beni
4. yeşil gözlerini ufkuma ger ki
5. ey büt-i nev eda olmuşum mübtela
6. sazlar çalınır çamlıcanın bahçelerinde
7. benim yarim gelişinden bellidir

biraz ciddi olalım arkadaşlar

ilk takım böyleydi. ey büt-i nev edaya kadar kör topal geldim. kah dinledim kah eşlik ettim ama koptum ordan sonra. sazlar çalınırda perdeleri bile bulamadım nerdeyse. ulan denyocuk özgür insan gitmeden bi bakar di mi parçalara. hangisi nerden nereye kadar gider gelir, aceliteleri ne alemdedir. yok anacım. evden çıkmadan önce notaları bulup yazdırdım. dosyama koyup senfoni orkestrasına gidiyorum deyip çıktım evden.
neyse ikinci bölümde daha edepli, daha kaliteli olarak nitelendirilebilecek eserler başladı.
1. sislendi hava tarf-ı çemenzare nem aldı
2. dil yaresini andıracak yare bulunmaz
3. zannım bu ki cana beni kurban edeceksin
4. kaçıncı fasl-ı bahar bu
bunlarda nispeten biraz daha çaldım. çünkü geçen gittiğimde bunları 4-5 defa geçmişlerdi. hem kulak aşinalığım var hem de orda çalışmış olmuştum. bi de zannım bu ki cana beni kurban edeceksine çalışmıştım dün. o parça olmasa namusumu kurtaramazdım zaten. insanlar biraz duysun diye iyice abana abana çaldım. kaçıncı fasl-ı bahar bu'yu hiç dinlemedim şimdiye kadar ama onun acelite kısımlarına bakmıştım dün. bildiğimiz beleşçi forvet misali sadece sazların olduğu hızlı kısımlara baktım eseri baştan sona geçmeden. o kısımlarda yüklenip sanki hepsini çalmışım izlenimi uyandırayım diye. çakalım ya. ama o parça çalınmadı. galiba hiç çalınmayacakmış da. o sebeple akıllarda vay anasını özgür tanburu inletti gibi kaldım resmen (he yaa. ah be özgür iki dakika özüne dönmüştün de şimdi nerden çıktı yine bu ego)
sonra ara verildi. hoca bana arka taraftan kalkıp ön uca geç ki ben de yarım dönük olmayayım dedi. allah allah anlam veremedim. gittim paşa paşa en başa(kafiye oldu), sahnenin dibine oturdum. o sırada öğrendim ki chp belediye başkan adayı ve heyeti gelecekmiş. onlara çalacakmışız ve takriben 15dk içnde başlanacakmış. herkesin bildiği şeyi bi ben bilmiyormuşum. içeri ilk girdiğimde de hocaya hayırdır hocam bugün çalışma yok mu. farklı bi kalabalık var demiştim. içime doğmuş demek (temiz kalplisin ya olur öyle şeyler).
çıplak vatandaş gibi allaaaaah diye bağırarak koşasım geldi ama Özer Özel'in öğrencisi olmak ağır sorumluluk gerektirdiğinden koşamadım. 2dk bakayım çalarım yaa deyip çalamadığım eserlerin (7tane filan) en çalamadığım kısımlarına göz attım. bakmadım yani. öyle göz ucuyla okşayıp geçtim. o sırada öztekin amcayla hicaz sirtoyu filan çalıp goygoyla zaman geçirdik. ben bu işi okulda da yaptığım için bitiremedim ya zaten. sınavdan önce 15dk baksam yeter mantığıyla yaşadım hep. yetti de vallahi. sınıfta kalmak için 15 dk bile fazlaymış. onu öğrendim. hiç uzun uzun zaman kaybetmeye gerek yokmuş.
adamcağız geldi. unuttum şimdi adını. temiz yüzlü birisi. kendisi de müzisyenmiş. piyano ve akordeon çalıyormuş. kızı yarı zamanlı konservatuvarı bitirmiş, çellistmiş. diğer çocuğu veya belki yine aynı kızı tiyatrocuymuş. sürekli turnelere filan gidiyormuş. falan filan işte.
başladık çalmaya. anam dedim yine. nasıl bir kendine güvenle çaldıysam insanlar ağlamaya başladı (yalan tabii ki. sadece benim içim kan ağladı). sazlar çalınıra kadar idare ettim yine ama orda yeniden koptum. sonra anladım ki dikkatle ilgili bir durum değilmiş. eser hızlı lan. bildiğimiz koştur dur. gam in gam çık.
neyse dedim ikinci bölümde kurtarırım nasılsa. naaah kurtarırsın. ikinci bölüm olmadı çünkü. son parçayı bile çalmadan kesti şef.
konuşmalar falan filan geçti. siyasete girmeyeyim şimdi

işler bitince Öztekin amca ile konuştuk biraz. ben tanburla gelmesem o tanbur çalacakmış. şimdi keman çalıyor benim yüzümden. Vecdi amca'nın başka türlüsü. çok iyi birisi. zaten nerdeyse sadece onunla muhabbetim var. asıl sazın hangisi Öztekin amca diye sordum. 50yıldır keman çalıyorum, 40yıl önce uda başladım son 30 yıldır da tanburla uğraşıyorum dedi. sonra yaptığı hesaba göre bu onluklar halinde söylediği yılların epey de küsüratları varmış. cevap olarak ben de 23 yaşındayım diyebildim (yaşımı küçültmedim. 2009a girdiğimiz sonradan aklıma geldi)
sonuç olarak parçaları ezberime alabilrisem dağıtırım ortalığı. herkes mahçup olur karşımda. o kadar yani
ne de olsa Özer Özel'in öğrencisiyim ben. dağılın şimdi. hocama söylerim ense kökünüze çığırır

04 Mart 2009

seyreyle güzel

Seyreyle güzel kudret-i mevlam neler eyler
Canan canan
Allah'a sığın adl-i tealam neler eyler

Meyl eylemezem gayrısına tövbeler olsun
Canan canan
Hem yüzleri dost, özleri düşmandan usandım

Suları şikest meyleri kalp hazreti Hak'tan
Canan canan
Bir ane değin ettiğim isyandan utandım

(Hace Muhammed Lutfi)

zonta

yazlığa gidiyor zonta
dondurması elinde
çorap üstü sandaletler
freebagi belinde
oturmuş güneşlenmişsin
kalkmazsın yaz bitmeden
amele yanıkların ha
görünür kırk metreden

zonta zonta zonta zonta zonta zontasın
kıllarını tararsın da bize hava atarsın
sen var ya harbi zontasın, var ya harbi zontasın
kıllarını tararsın da bize hava atarsın

kafaya koydum bu yaz bronzlaşacağım
şambreli aldım belime, denize girerim çimmeye
karılara bakarım, kumlarda yatarım
plajdan hatunları kaptım mı
gece diskoya atarım
henüz yapmadım ama bir gün mutlaka yaparım
ulan ozon bile delindi de kızlar hala naz yapıyor
koşun kollarıma kızlar, erkeğiniz tatil yapıyor

plajın orta yerinde yine çadırı kurmuşsun
bikini mayo görüp de iyice kudurmuşsun
kolibasilinde betersin denizi kirletirsin
küçüğünü yaptın bari büyük abdestin kalsın

zonta zonta zonta zonta zonta zontasın
kıllarını tararsın da bize hava atarsın
sen var ya harbi zontasın, var ya harbi zontasın
kıllarını tararsın da bize hava atarsın

(Grup Vitamin)

zannım bu ki cana beni kurban edeceksin

Zannım bu ki cana beni kurban edeceksin
Verdim sana can işte, ne ferman edeceksin
Derdim büyüdü dilde ne derman edeceksin
Verdim sana can işte, ne ferman edeceksin
(Mahmut Celalettin Paşa)

ha dikte ordan

içim dışım dikte oldu
mustafa nafiz'in diktesi yarılandı ama daha sırada gerorgios var.
of anam off

koro repertuvarı değiştirilmiş. çok sevindim. piyasa parçalar yerine şevki bey eserleri geçiliyor. bak söylerken bile fark ediyor. birine parça öbürüne eser... fasılvari bir şey olacakmış sanırım. yerel seçimler dolayısıyla konser salonu ayarlamada sorunlar çıkabilirmiş gibi bir şey duydum sanki ama uydurmuş da olabilirim.

bak şimdi yatıyorum. sabaha tüm dikteleri bitirmiş ol. bozuşuruz yoksa.
ballı süt ve uyku. beni bekleyin anacım.

02 Mart 2009

das experiment

ne zamandır izleyeceğim izleyeceğim diyordum en sonunda izledim.
hem de yapmam gereken onca işi bırakıp izledim. pişman değilim. güzel filmmiş. izleyin arkadaşlar. gerilin birazcık.
daha dün Altuğ ile müzikle uğraşan insanlarda elin öneminden bahsederken o sahneyi görmek güzel bir tesadüf oldu. izleyen anlar hangi sahneyi dediğimi.
kendimi denemek için kara kutuya bir süreliğine girmeyi isterdim. tabii ki benim kontrolümde olarak.
işkence görmek kötü şey lan blog.
allah düşmanımın başına vermesin (boşbakana verebilir)

01 Mart 2009

sırt sındığı savaşı

tamamdır blog
sırtım yere gelmezmiş artık
Serkan'dan bir tane daha varmış. arayıp beni niye saymıyorsun diye azarladı. adı Ayça imiş.
dikkat ettiysen son dönemlerde özel isimleri büyük harfle yazma kuralına uymaya başladım. yakında gerekli noktalama işaretlerinden sonraki büyük harfle başlama kuralına da riayet edebilirim.