29 Haziran 2009

seko

Serkan'la görüşemiyoruz edemiyoruz derken bütün gün çifte kumrular gibi birlikteydik.
alışveriş yaptık, sinemaya gittik, alışveriş yaptık, sinemaya gittik.
yanlışlıkla iki kere yazmadım
aynen öyle yaptık. önce Serkan'a pantol aldık. sonra Terminator -Kurtul (valalhi böyle yazıyordu filmin ismi. ver kurtul) izledik. sonra bana pantol ve Serkan'a penye aldı ve gidip Last House on the Left'i izledik.
paramız bol değildi. ikimiz de olabildiğince çulsuzuz hatta. beleş sinema davetiyem vardı 4 tane. biz de hepsini kulandık. kıyafetler de ucuzluktan zaten.
böyle işte
dikkatini çekerim ki fizik sınavından hiç bahsetmedim. hakkında konuşmaya değmez. selenoid insanlar sizi. seleeenaa sellenaaaa
bakalım yarınki derste ne yapacağım.

Beylikdüzü taraflarında kiralık işyeri arıyoruz. ufak tefek ve ucuz kiralı. bilgisi olan varsa haberdar etsin.

28 Haziran 2009

benolsaydımöperdim

gerçekten çok kötü bir reklam ama insanı meşhurmuş gibi yaptığı için keyif veriyor.
sadece reklamın başındaki ilk 3 görüntü akıl oynatır cinsten

bitti

yoğun sezon artık hepten bitti lan blog
tango ve koro bitmişti. dün tanbur dersleri ve tiyatro da tatile girdi.
e geriye ne kaldı?
hiç.
oyun komik oldu dün. sonra anlatırım. üşendim şimdi.
eğer bugünkü oyun da oynansa yaylı tanbur çalacaktım. ona üzüldüm. o sokakta yaylı çalmak istiyordum ama hep sabah dersinden sonra gittiğim için yaylıyı götürme fırsatım olmamıştı.
uzun bir süre votka içmem artık.
perşembe günü toplanılacakmış. bi manim çıkmaz da gidebilrsem ondan sonra şeytan görsün yüzlerini. şaka lan şaka. ne işimiz olur şeytanla meytanla. iyi insanlar hepsi. Melis hariç. uyuz oluyorum o kıza. salak mıdır nedir anlamıyorum ki. tutturmuş tiyatro da tiyatro diye. git mesleğini yap uğraşma bu işlerle diyorum. ha ekliyorum "tabii çok istiyorsan yine yap ama hobi olarak yap" diye. yazıktır günahtır. gençlik elden gidioyor. halbuki çocuklarımın anası olacaktı. yüzüğümüz hâlâ duruyor. geçen gün 0,5 kalem ucu ararken toz içindeki kalemliğin derinliklerinde gördüm. üstüne bir şeyler dökülmüş sanırım. mum olabilir. elime yapışır belki diye ellemedim. candır, can. iyidir Melis. biraz denyo ama olur her insanda o kadar

hemen yeni meşgaleler bulmak zorundayım.
aslında buldum bile diyebilirim. salı ve perşembeleri Mustafa Saka ile çalışmaya başlıyorum. bi' sorun çıkmazsa 1-2 ay çalışmak istiyorum. dükkanla ilgili de gariplikler var. belki eve yakın biryerlere taşınabiliriz.
finaller başladı zaten.
bu arada açıköğretimle ilgili şahane bir ortalama tutturmuşum. 3 tane dersten 52 ile geçmişim. geçer not 50. astronomide de yapsam ya aynı şeyi. atam tutam ben seni, finale katam ben seni.

Erdem'in verdiği çok işlevli hediyeleri henüz kullanamadım. kısmet... belki bir gün... zor lan. olmuyor işte. beceremiyorum.

sabah mutfaktaki bir pakette koruyucu madde ile korunmamıştır gibi abuk bir ibare gördüm. salakça şeyler geldi aklıma
bi' paket düşünün. koruyucu madde ile korunmuştur yazıyor. açıyorsun, içinden prezervatif çıkıyor veya doğum kontrol hapı. hatta bokunu çıkartıp spiral buluyorsun. az korunan ürünlerden ise ertesi gün hapı çıkıyor.
dedim salakça şeyler geldi aklıma diye.

daha anlatacağım şeyler vardı ama aklıma gelmiyor şimdi.

26 Haziran 2009

hey corç versene borç

Michael Jackson ölmüş.
sözlükte saatlerdir dönüyor ama ben yine kolpa sanıp bakmadım bile. az önce öğrendim. maykıl ceksın ölmüş. harbiden ölmüş bu sefer. vallahi bak.
mübarek adammış, kandilde gitti.
(yersen)

25 Haziran 2009

nikâh

Tanser abi ve ablam evleniyormuş.
sizleri de aramızda görmekten mutluluk duyarız.

şaka lan şaka. niye mutluluk duyayım. bana mı takı takacaksınız sanki. taktırmam kendime. ayıp.

1-VIII-2009 Cumartesi günü 4'te veya 14'te (annem emin değilmiş. ilk başlarda hep 4 dedi. sonra 4 mü 14 mü diye sorunca "hee onu bilmem. 4'lü bir şey işte" dedi) Ataköy Yunus Emre Kültür Merkezi'nde.
muhtemelen orda olurum. gelenlerle görüşürük.
çok sevindirici bir haberim var ki düğün yapmayacaklarmış. vallahi billahi sevindim.
10dk nikâh tamamdır. gerisine gerek yok. günüm ölmeyecek lan.

24 Haziran 2009

kızıl gül

aşağıdaki şarkıyı uzun süredir takılmış durumdayım.
durup durup söylüyorum filan. üstüne de geçen gün çok hoş kızıl saçlı birini görünce aklıma geldi ki ben hiç kızıl biriyle birlikte olmadım. 72 milletten 9 kavimden kız arkadaşım oldu da kızılı hiç olmamış anasını satayım.
yadırgadım.
beyaz tenli, kızıl saçlı ve kapkara gözlü hatunlar! size sesleniyorum. gelin bana

alakasız bir konuya atlayıp bilimsel tespitte bulunacağım. hasatlığın ismini ben koyuyorum. bankacı götü hastalığı.
bankacıları tenzih ederim (özellikle garanti bankası beykent şubesindeki ahu gibi hanımefendiyi) tabii. sadece onlara has değil. oturarak çalışan herkeste olan bir hastalık.
tanımlamak gerekirse; bir adet değirmen taşı düşünün. sonra bu düşündüğünüz taşı alıp bir bayanın pantoluna, eteğine sokun. aha işte bankacı götü hastalığı.
anacım o şey kalça filan olamaz. bildiğin yamulmuş, biçimsiz, lömbür lömbür et parçası. ayıp ayıp.
eğer işin fiziksel kusurlar yaratıyorsa bu kusurları gidermek için harici oalrak çaba sarfetmek zorundasın. bahanesi yok bu işin.
zaten -gerçekten biyolojik bir sorunu olanları tenzih ederim- şişmanlığın salaklık olduğunu düşnüyorum. çalış lan. yemeyerek adam gibi vücuda sahip olacağını mı sanıorsun?
spor yapacaksın. yok bunun başka yolu. bilim adamları bin yıllardır uğraşıyor ama spordan başka çözüm yok işte. spor yapmak için spor salonuna filan gitmeye gerek yok. evinde oturur yaparsın. aşırı fazlan varsa günde yarım saatini ayır. aşırı değilse 10dk bile idare ederin çok üstünde bir fiziğe sahip olmak için yeterli. niyetine girmek önemli.
bunlar nerden çıktı derseniz çok kızarım size de.
etrafınıza bakın lan. her yer işkembe dolmuş. bizim nesilden zaten ümidi kestim ama yeni nesil bizimkilerden de beter. giderek kötüleşiyor fizikler.
selülitten nefret ediyorum. pörtleyen göbeklere bakınca gözümün önüne sadece işkembeleri geliyor. bok lan onlar.
kimse bahane uydurmasın -gerçekten biyolojik bir sorunu olanları tenzih ederim- çalışsın.

ha bi de sayın işkembeler dar, göbeği açık, götü bacağı ayrı pörtleten şeyler giymesin.
kimse önemli olan iç güzellik edebiyatı filan yapmasın. sokakta gördüğüm insanın içine mi bakacağım allaasen hee
karpuz mu lan bu yarıp içine bakayım

sinirlendirdiniz yine beni. dağılın şimdi

zalim

Ten beyaz, saç kızıl güller
Kahkahasında bülbüller
Kirpiği kapkara tüller
Ben o afete vuruldum
Göz değil nakış mübarek
Bendeki aşk değil, ibadet
Elleri sevdi nihayet
Ben ebedi saadetten kovuldum

Gölgemi aldım yanıma
Vurdum hasretin yoluna
Benzedim bahtsız mecnuna
Yüce mevlaya sığındım

Seyret perişan halimi, bende akşam olmakta
Dostalar seyrelmiş, beyhude lafla vakit dolmakta
Avare oldum, serseri oldum terk-i diyarda
Zalim, senin Allah'ın yok mu?

Yârin gözü yüksekte, benim bir kuru aşkım var
Düşmanlarım nispette be hey kara vicdanlı yâr
Yağdı saçlarıma genç yaşımda lapa lapa kar
Zalim, senin Allah'ın yok!

(Sezen Aksu)

vakfıkebir

ne zamandır oturup da adam gibi bir şeyler yazasım yoktu. yazmadım o yüzden.
1-2 sefer yazasım oldu ama onda da vaktim olmadı.
şimdi de yazasım yok ama çok ara verdim diye yazıyorum.
pek sık milongaya gider oldum son dönemler.
perşembe günü TangoPoint, dün de Vakıftepe Kır Milongası'na gittik.
Güralp gerçekten güzel beceriyor bu işi. Vakıftepe şahaneydi. boğaza nazır, çimen, ağaç, ıhlamur kokuları, tepede yıldızlar, hoş müzikler (Yüksel Şişe'ye teşekkürler) falan filan ama boştu lan. millet denyo mudur nedir. 20kişi yoktu bile. üzüldüm. öyle bir yerin milongası uzun sürmeli. katılım çok olmalı.

okuldaki tango dersleri nihayet bitti geçen hafta. niye nihayet dediğimi bilmiyorum. içten içe sıkılmışım demek ki. vallahi bak kendi kendine çıktı nihayet lafı. yoksa keyifliydi.

açıköğretimde ikinci sınıf olabildim nihayet.51'le mi 52 ile mi ne geçmişim. bütünlemede de muhasebeyi veririm tam olur. muhasebenin ne ara ne de son sınavına girebildim. not olarak 666 gözüküyor. aöf bize bir şey anlatmaya çalışıyor galiba.

köf'te (kapalı öğretim fakültesi) sınavlar başladı. ne yapacağım bilmiyorum.
bu sene öss sonucu ve devamı istediğim gibi olsa bari. zil takıp oynamam ama çok sevinirim. Sübaneke işalla yareppim sübaneke işalla dinimiz amin

tekrar tekrar söylüyorum. biriniz unutursa öbürünüz uyarsın herkesi (lan sanki kaç kişi okuyor ki); öldüğüm zaman arkamdan mevlütler, dualar olmasın. kesinlikle istemiyorum. mezarımın başında da canlı müzik istiyorum. canlı çok kastırır derseniz Erkan Oğur dinletin. dallama imamlarla uğraştırmayın. yanlarında seyyar amfi taşıyor herifler yaa. bilmem hangi meleğin sorduğu sorulara kolay cevap verebilmesini nasip et diyen imam mı olur? sen kimsin lan?
ösym hazırlasın bari soruları. bak yine tepem attı. istemiyorum öyle zibidi cübbeli. Sami gelip 2 kelam okusun başımda daha iyi. vallahi istemiyorum öyle şeyler.
kastamonulu'nun dediği gibi "gömün .mna koyayım"
ne uğraştrıyorsunuz.
yedisi, otuzu, kırkı, ellisi, ayaklısı filan da istemiyorum. çok niyetine girerseniz onlarda da müzik dinletisi ayarlayın. olmasın başka bir şey. kimseye işkence çektirmeyin. bak aklıma ne geldi. tabutum taşınabilecek şekilde ölürsem tabutu taşıyanlar arada birbirlerine sacada filan yapsın. hatta tabutla colgado çok şık olabilir. meyyit namazı öncesinde de dans edenler (o kadar uğraşıyoruz tangoyla. 2-3 çift de gelsin artık cenazeme) eşleşip "adios nonino" eşliğinde dans etsinler. ortama yakışır parça seçtim ama hee. meraklı olanlar parçayı araştırıp hikayesini öğrenir. benden bu kadar. aramaya teşvik ettim işte.

iş yerindeyim şimdi. çok boktan iş yeri. yani sakattayız. yangın merdiveni yokmuş diye ruhsat sorunu çıkartıyor belediye. binayı bilen bilir. yangın merdiveni yapılması imkansız bir yapı. olmaz yani. ay sonuna kadar süre verilmiş durumda. bi' hal çaresine bakılacak artık.
kötü lan böyle bürokrasiler.

şimdi işe döneyim biraz. yazasım yok deyip 10 sayfa yazdım zaten.
daha sonra ten beyaz saç kızıl güller diye yazacağım. günlerdir aklımda

21 Haziran 2009

begüm

perşembeden beri yazamadım galiba. var anlatacak şeyler ama şimdi bugün Erdem'in dinlettiği ve anında hayran kaldığım güzide eseri paylaşmak istiyorum.
diğer şeyleri unutmaz ve üşenmezsem yazarım



Begüm Begüm huuu
Suçu kendine at beybi
Begüm Begüm huuu
Kalbim seni ignore etti

Baydın ha!
Bu ne diyalektik!?
Bileydim baştan ben kızardım derdim git!
Bıktım ben pantomimden
Bak izi kalmış yüzümde n'ettin sen?


Manitaya nakit de yetmiyor
Hatasını kabul de etmiyor
Manitada terso bitmiyor
İteklesen de gitmiyor
Anormaliz valla (Begüm)
Kız nolur artık sus (Huuu)
Adama garson ver
Hop diye sorsun ne ulan o?
Kes Be-güm

18 Haziran 2009

hüsnükuruntu

Kibariye deyince Hüsnü Şenlendirici'nin bi' mülakatı aklıma geldi
doğal olarak soru cevap şeklinde ilerleyen mülakatta "müzik hayatın boyunca arkasında en çok çalmak istediğin, ona da çalsam benim için tamamdır dediğin birisi var mı?" diye soruyorlar.
cevap tam kapak
"hayatım boyunca en çok Kibariye'ye çalmak istedim. ona da 11 yaşımdayken çaldım"

kibariye

çok fena sardım Kibariye'ye
muhteşem ses
çalıştığı sanatçılar desen zaten fevkalade.
her şey Kiboş'un tüm albümlerini indirmemle başladı... gerisini hatırlamıyorum

16 Haziran 2009

kusura bakmayın

az önce aklıma geldi
dün birisi aradı iş yerini
her zamanki gibi "altun sigorta, iyi günler" diye açtım telefonu
bir bayan "numarayı yanlış almışım galiba. özür dilerim" dedi
ben de "estağfurullah, kusura bakmayın" deyip kapattım.
ne demek istediğimi düşündüm. tam anlamadım.

milango

dün muhteşem bir milango oldu
meğer Elif ile anlaşamamışız. kızcağızın haberi yokmuş onun evinde olacağımızdan.10 kişi toplanıp gittik ama Elif ortada yok.
pazartesi için Suzi ile konuşup haber vereceğim demiş bana.
her neyse. biraz bekledik, geldi. nihayetinde güzel geçti.
gece de orada kaldım. Belgin hanımcığım da kaldı. kalakaldık
kısacası dün bir adet Suzi göremedim

15 Haziran 2009

astronomy / music

additive from Wojciech: one of the famous so called "damned poets", Edward Stachura, wrote: "i say to you, worthy and just is to follow stars and play violin - astronomy and music - that's what one should keep up"


hope to see you

össtaciz

it was an interesting weekend.
şaka şaka. ha ha haa ingilizce yazacağım diye tırstınız değil mi lan?
yazamadım bir süredir. her gün birşeyler oldu. inşallah unutmamışımdır.
perşembeyi yazmış mıydım hatırlamıyorum. Didem sağ olsun öss için çalıştırdı galiba. soru çözmeye çalıştık. 30-35 civarında bıraktık. adam olana çok bile.
yanarım yanarım da matematik kitabına verdiğim 24liraya yanarım. sadece 1 veya 2 sefer tuvalete girerken yanıma alıp kapağını açtım. onda da konu başlıklarına bakabildim sadece. uykusuz okumak daha cazip geldi. kenefte mizah dergisi okunur arkadaşım. ıkınmanın bünyeye etkilerini düşün... gülerken de istemsizce ıkınırsın. işin kolaylaşır... her neyse
cuma günü telefonu evde bırakıp gitmişim tangoya. keyifli ders oldu. Ortaçgil cd'si hediyesi geh pisi pisii... aldım. danke dir, Burçak.
bi'şeyler daha olmuştu o gün ama unuttum şimdi. her neyse
cumartesi sabahı benden beklenmeyen bir şey oldu ve tanbur dersine erken gittim.
hem de 20 dk filan erken gittim. bende şans yok ya. bu sefer de hoca geç kaldı. gayet verimli ders oldu.
çıkışta yine aldım votkamı tiyatroya gittim. oynuyoruz ediyoruz. Mehmet Ali Alabora, nam-ı diğer Memoli geldi seyirci olarak.
akşamüstü amcamın biri Ece'ye merhaba demiş. o da merhaba tanışıyor muyuz diye sormuş. kaç haftadır izliyorum sizi filan demiş. eli yüzü, giyim kuşamı düzgün bi adammış. 1 saat kadar sonra son seyirci geldiği esnada Ece'ye saldırmış aynı adam. kolundan tutup duvara yapıştırmış. tam o sırada Utku ve seyirci onların yanına gelmiş. Utku adamın üzerine yürüyüp kurtarmış kızcağızı.
oyun giderek lanetini mi sarıyor üzerimize anlamıyorum ki.
2 hafta önce de Melis zor durumda kalmıştı. geçen hafta Betül'ün kolu yandı. bu hafta bu olay oldu. 3 hafta önce de masa çalınmıştı. gerçi sonradan bulundu ama geçmiş olsun yani.
haftaya ne olacak merak ediyorum.
Vecdi Amcalar bizdeydi haftasonu
iyi k geliyorlar da karnım sıcak aş görüyor. börek mörek de yapıyor Perihan Teyze. iyi oluyor yani. gelsinler sürekli.
sabah kalkıp ÖSS'ye gittim. son 2-3 haftadır aşırı trafik oluyor diye erkenden çıktım. 7 buçuğu biraz geçiyordu. o kadar erken yani. anasını satayım yol bomboştu. 15dk.da Sefaköy'e vardım. 15-20 dk da okulu aradım.
1,5 saat önce gitmiş oldum kısacası.
sağda solda oturup hatun keserim diye düşündüm ama yok anasını satayım. o da yok. çok köfte bir nesil yetişiyor. herkes patates gibi. kıçını başını geçtim, yüzlerine bile bakılmıyor lan.
çok yüzeysel oldu galiba ama durum böyle. üniversite terkler olur, tekrar tekrar sıava girenler olur diye düşünmüştüm halbuki. ya küçükler ya da arkanı dön kaç tipleri var.
dönüşte ablama gittim. Tanser Abi filan bize geldik hep birlikte.
Tanser Abi'nin dizüstü bilgisayarıyla boğuştum. ilk defa bi dizüstünün bütün parçalarını söktüm. kafayı yedim. Toshiba'dan nefret ediyorum artık. dandik lan. ilerde bir gün dizüstü almak zorunda kalırsam (nefret ediyorum hepsinden) kesinlikle Toshiba'yı tercih etmeyeceğimi biliyorum artık.
haa bunları yazarken sınavı anlatmayı unuttum. zaten her şeyi unutmuşum. barajı ancak geçerim. o kadarı bile çok zaten. ne işim var yıllarca hiçbir şey yapmadıktan sonra sınavda mınavda.
akşam oldu, yattım. sabah oldu kalktım.
tükkandayım şimdi de.
dün Serkan, Yusuf, Burçin Abi, Cansu ve daha nicelerinin doğum günüydü. ne bereketli günmüş. Cansu Bacı'yı aramayı unuttum. şimdi yazarken aklıma geldi.
bu akşam Suzi göreceğim.
Elif'te milangodayız.
haydi rast gele.

12 Haziran 2009

bir sanatkâr asla ayı değildir

İsterse sanat karın doyurmasın
Yemek sanatkâra iyi değildir

Aç ayı oynamazsa oynamasın
Bir sanatkâr asla ayı değildir

Her gün doysa karnı apışıp kalır
Rahat sanatkâra iyi değildir

Bir oyun kurar her daim aldanır
Oysa hayat oyun değilse nedir?
Seyredeni ağlatıp güldürse bile
Alt tarafı onun adı hokkabaz
Kurulsa sofraya bir zengin ile
Aklından çıkmaz köfteyle piyaz

Bu yaşta bile bir hatıradır
Boşuna mı geldik fani dünyaya
Br gün hikayemiz yazılacaktır
Yaşayacaktır bu seyyar kumpanya

(Haldun Taner)

10 Haziran 2009

sıcak çarpması

millet cozutmuş.
telefona mesaj geldi. sezercik konuşmasıyla epey uzun bi' kısa mesaj. sonunda da bunu 3 kişiye göndermezsen bilmem ne yazıyordu.
kim olduğunu da bilmiyorum zaten.

elifba

"yetiş anam yetiş bubam ah mezerim tahtalandı" kısmı feci be. ölmek ne garip. öldün, haydi toprağa. hobaaa. ne alâ.
vasiyetimdir arkadaşlar. öldüğüm zaman keisnlikle hoca, mevlüt, zart zurt istemiyorum. 40'ı 50'si yılı gibi şeyleri yaparsanız hakkımı helal etmem.
tek isteğim birisi gelsin ve mezarımın başında müzik yapsın. müzik gibi müzik yapsın. serdar ortaç filan getirmeyin yani. osuruktan mevlüt gibi şeyler yapmayı isterseniz onun yerine dinleti tertip edin. kimseye işkence çektirmeyin. dua mua isteğim yok kimseden. hayatta olanlar kendileri için dua etsin. pamuğu bana tıkadıktan sonra arkamdan ettiğinizin bana ne faydası var anasını satayım.
hele geçen günkü cenazede imam zibidisine çok pis küfür ettim. bilmem ne meleğiyle arkadaşı geldip de soru sordukları zaman merhumenin bildiği soruları sorsunlarmış. öss mi lan bu?
oraya çalışamamıştım diye bir şey mi var?
telafi sınavı da vardır Allah bilir. nasıl bir saçmalıktır bu ya. Allah'ın hesabı kitabı yok mu? kullarını tanımıyor mu da kalkıp onlara soracak. cennet cehennem girişlerinde akbil de geçerli olsun. bende aylık var.

türküyü Özer Hoca'dan dinleyin bir de diyeceğim ama büyük çoğunluk bu ve diğerlerini (asiye, elif şarkısı, acem kızı, hekimoğlu...) kurtlar vadisi film/dizi müzikleri sayesinde ilk defa dinlediği için muhtemelen Özer Özel'den dinlemiştir zaten.

elif türküsü

Elif dedim be dedim
Kız ben sana ne dedim
Kuş kanadı kalem olsa
Yazılmaz benim derdim

Elif'im noktalandı
Az derdim çokçalandı
Yetiş anam yetiş babam
Mezarım tahtalandı

(anonim)

ölüm

şu sıralar birileri ölecek. benden söylemesi.
garip bi' sıkıntı var içimde günlerdir. bakalım şanslı nefes alanımız kim?
ya aslında ölüm, sevdiğin birinin ölümü üzerine uzun uzun yazmak için oturdum ama o sırada gmail suzi says... diye yanıp sönmeye başladı. yurda dönmüş nihayet. İzmir'deymiş şimdi ama 3 gün sonra İstanbul'a geliyormuş. iş hayatına da İstanbul'da atılacakmış. hayırlı uğurlu olsun
Gurbet'i de İstanbul'a transfer ettik mi on numara olur.
Erdem'in tayini de buraya çıksa daha ne isteyeyim lan.

içim daralıyor bloğastrof. feci bi' sıkıntım var.

atam atam sen kalk ben yatam

şu atasözünü hiç duymamıştım daha önce. hayran kaldım.
herkes sakız çiğner ama, Çingene kızı tadını çıkarır: severek yapılan iş, insanı mutlu eder.

çok sade, çok şık.

09 Haziran 2009

korkunun ecele faydası yok

Korkuyla İlgili Beyin Hücreleri

Korku ve endişeye dayalı rahatsızlıklar birçok insanın hayatını olumsuz yönde etkiliyor, alkol ve ilaç kullanımı, evlilik ve işyerinde sorunlar veya intihar gibi sonuçlar doğurabiliyor.

Savaşa katılmış askerler üzerinde yapılan çalışmalar sonucu, beyindeki amigdala adlı bölgenin bu askerlerdeki aktivitesinin çok yüksek olduğu gözlendi. Beynin bu bölgesinin korku ve endişeyle doğrudan ilgili olduğu biliniyor. Daha önce yapılan araştırmalar, insanlarda ve hayvanlarda amigdala bölgesinin, doğuştan gelen yılan ve örümcek gibi korkularla birlikte, tecrübeyle edinilen korkuların dışavurumu sırasında etkin olduğunu gösteriyor. 
Rutger Üniversitesi’nden Profesör Denis Pare, amigdala bölgesinde, korkuyla ilgili hatıraların uzaklaştırılmasında rol oynayan bir bölümü tanımladı.

Laboratuarda yapılan çalışmada, ünlü bilim insanı Pavlov’un köpekler üzerinde yaptığı deneylere benzer yöntemler uygulandı. Deney farelerine, korku yaratacak ufak şoklar verilmesiyle aynı zamanda bir ses çıkarılarak, bu sesi hayvanların korkuyla ilişkilendirilmesi sağlandı. Daha sonra şok verilmeksizin bu ses tekrarlanarak korkuyla ilgili tepkilerin zamanla yok olması sağlandı.

Ancak korku hafızası tamamıyla yok olmuyor. Bunun yerine yeni öğrenilen korkunun gereksiz olduğu hafızası tarafından bastırılıyor. Bu yüzden, korkuyu bastıran hafızanın aynı ortamda yeniden yaşanması gerekiyor. Örneğin farelin duyduğu ses, korkuları bastırıldıktan sonra başka bir ortamda tekrar verilirse, fareler tekrar korku belirtileri gösteriyor.

Denis Pare, amigdaladaki ilgili nöronların, bu tür hafızaların tutulmasında etkili olduğunu ortaya koydu. Farelerde bu bölge yok edildiği zaman, farelerin korkularının yok edilemediği gözlendi.

Derleyen: Sinan Erdem
Kaynak: http://www.physorg.com/news134969685.html

08 Haziran 2009

össelametle

öss'ye girecek arkadşalara başarılar diliyorum. bugün testi açıp baktım ve neredeyse hiç bir soruyu çözemedim.
ilk bölümü yaptım sayılır ama ikinci bölümden yaptıklarımı tek elin parmaklarıyla sayabiliyorum.
barajı bile geçemeyeceğimi anladım. alt tarafı 3 yıldır hiçbir ders görmüyorum. geçen sene nasıl yapmışım anasını satayım.
keşke eşit ağırlıktan girseydim. türkçeleri yapardım en azından.
kafama s.çayım

saygısız, insanlık dışı nefes çürütenler

çok fazla küfür edesim var. insanlıktan çıkmış, küçücük çocukların yanında dahi o embesil çubuğu, ahmak otunu tüttüren saygısız, kendini bi bok zanneden aciz yaratıklardan öldüresiye nefret ediyorum.
o gerizekalı tütününü kendilerine verilmiş bir hak olarak görebilmeleri ise hepten acınacak bir durum.
bu cahiller de bir gün ne bok olduklarını anlarlar umarım.
dumansız, malsız bir dünya dileğimle. allah hepinizin cezasını versin.

07 Haziran 2009

sebeb sensin

çok fena bir güfte ve beste. her dinlediğimde kötü oluyorum
bir insan hangi ruh haliyle yazabilir bunu anlamıyorum

Gönlümdeki bu karışıklığın sebebi; beni sonsuz üzüntülere, dertlere sürükleyen sensin. Ezelden beri bu aşk belasının ateşine tutkunum fakat belki de bu bir hayâldir...
Bana çektirdiğin eziyet ve zulümlerle mutluyken etrafa alevler saçan bu haykırışım neden dursun. Beni sonsuz sıkıntılara düşürsen de bu dünyadaki dileğim sensin.


şimdi de Necdet Yaşar'ın yorumu gelsin.

"Onun ikinci güftesi Mustafa Nafiz’indir. Birinci güfte Râtıp Âşir’in. Senin cevrin senin zulmünle şadım / Niçin dursun figan-ı şûle-zâdım diye giden kısmı Nafiz’indir. Bu şarkının ara nağmesi de Neyzen Niyazi Sayın’ındır."
"Mustafa Nafiz’in şu şarkısını dinlediniz. Şu şarkı ölümsüzlüğün imtihanını aşmış bir şarkıdır. Bu millet yaşadıkça, bu müzik yaşadıkça ne zaman bir şevkefzâ gündeme gelse böyle bir şarkı herkesin hemen anında gönlüne, zihnine, diline gelir. Birçok şarkılar besteleniyor. Ortalık yıkılıyor. Allah Allah! Çalınıyor, söyleniyor CD’ler kasetler reklâmlar falan filan. Bakıyorsun üç beş ay sonra, altı ay sonra tarihin çöplüğünde kayboluyor. Bir takım şeyler de ne olursa olsun ölmek bilmiyor. İşte o imtihanı aşanlar sanatın ölümsüzlüğünü kazanmış demektir. Bakın asıl işi şairlik, güfte yazarı olan adamın şu şarkısına bakınız. Ölümsüz bir şarkı. Yeter kendisine. Birkaç tane daha güzel şarkısı var, yok değil yani ama bu şarkı bile yeter ona. Şunun için söylüyorum; bestekârlığa heves edenler veya içimden bir şey geldi yazıyorum besteliyorum diyenler için titiz olmalarını tavsiye ediyorum. Yüzlerce yazıyorlar. Hiç kimse ne okuyor ne dinliyor. Yazıyor, yazıyor, yazıyor… İki tane olsun üç tane olsun ama böyle yaşama gücüne sahip olsun diyorum."

sebeb sensin gönülde ihtilâle

Sebeb sensin gönülde ihtilâle
Sürüklersin beni sonsuz melâle
Bilirsin müptelâyım ben ezelden
Belâ-yı ateşe, belki hayâle
Senin cevrin senin zulmünle şâdım
Niçin dursun figânı-ı şûle-zâdım
Benim sensin bu âlemde muradım
Düşürsen de beni sonsuz melâle

(Ratip Aşir Bey)

hassıkıntıbastı

sıkıldım lan
şu anda ders çalışıyor olmam gerekiyor ama o kadar baydım ki (bak şuna yaa sanki sürekli ders çalışıyor da bayılmış, daralmış. kitap kapağı açmadın lan daha. hayırsız it) elime tanbur alasım bile yok neredeyse. dikkatini çektiyse kitap demiyorum. ondan ümidi zaten kestim.
haftaya sınav var. bakalım ne olacak. ondan sonra da okul sınavları başlıyor.
dua etsem hepsinden başarılı olur muyum acaba

"sübaneke işalla yareppim sübaneke işalla dinimiz amin"
-fırat

Tiyatro Artı; ‘Bir Takip Oyunu’

sanatkop'ta çıkan yazı


tiyatroarti Tek Seyircilik kurgusu ile Türkiye’de ilk kez denenen bir oyun türü olma özelliği taşıyan “Oyun - Bir Takip Oyunu”, her Cumartesi, Pazar Galata yollarında seyirciyle buluşuyor.

Farklı kurgusu, ilginç sahneleme teknikleri ile seyircisine “tek” başına daha önce hiç yaşamadığı bir serüvene sürükleyen “Oyun - Bir Takip Oyunu”, Tiyatro Artı tarafından Tünel ile Karaköy arasında, farklı ve görülmeye değer mekânlarda sergileniyor. Mekân kullanımı açısından farklı bir teknikle oynanan oyun, seyirciyi hareketli kılarak, yürüterek farklı mekânlarda farklı sahneler izlemesini sağlıyor…

“Oyun - Bir Takip Oyunu”nda, oyuna katılan “tek” seyirci “Siyah” adında gizemli karakterin kim olduğunu bulmaya çalışıyor. Oyun, onu yollar boyunca takip etmesini, bulmasını ve bu arayış esnasında İstanbul’un tarihi gizemine bir yolculuk yapmasını içeriyor.

“Farklı bir yolculuğa var mısınız? Takibe var mısınız? Galata sokaklarında ilerlerken ‘Siyah’ın kim olduğunu bulmaya var mısınız? Ya yeni bir keşfe? İlginç bir maceraya? Yürümeye hazır olun… Takibe Hazır olun… Siyah’ı ve yolu keşfetmeye hazır olun…”

Tasavvuftan, varoluşçuluktan, Hayaletler öyküsünden ve temelini oluşturan İstanbul büyüsünden yola çıkarak oluşturulmuş olan “Oyun - Bir Takip Oyunu”nun yazımı esnasında çeşitli kıssalardan, mesnevilerden, İstanbul tasvirlerinden ve Galata tarihinden yararlanıldı.

2005 yılında kurulan Tiyatro Artı, bu tarihten beri ara vermeden çalışmalarını sürdürdü. Yenilikçi ve deneysel çalışmalar üzerine eğilerek, XXI. yüzyıl tiyatrosu üzerine arayışını sürdürmeye devam eden Tiyatro Artı, çeşitli projeleri hayata geçirdi ve oyunlarını Türkiye’nin çeşitli sahnelerinde ve katıldığı tiyatro festivallerinde sergilemeye devam etti. Tiyatro Artı, İzmir’de başlattığı çağdaş tiyatro serüvenine İstanbul’da, Galata sokaklarında devam ediyor. Paul Auster‘ın New York üçlemesi içinde yer alan “Hayaletler” öyküsünden yola çıkılarak hazırlanan “Oyun-Bir Takip Oyunu” Nisan ayından itibaren her Cumartesi, Pazar seyirciyle buluşuyor.
“İzleyen kim? İzlenen kim? İzleyen öykü anlatıcısı mı? Anlattığı öykü kimin öyküsü? Kendi öyküsü mü, izlediği kişinin mi? Peşinde olduğu kişinin geçmişini araştırırken kendine, kendi geçmişine yönelmesi neden?”

“…İşte Galata tüm bu yorgunlukları üstünde taşırken; şimdi seni Siyah’ın izinde gençleştiriyor. Siyah yine gözden kaybolurken; adım senin…”

“…Çaba… Sıkıntı ve Yorgunluk… Herkes uyurken, neden bu ayıklık?… ”

“İşte sen de bir yoldasın. Sende ise bir Siyah ve aşman gereken duraklar var…Adım senin…”

“…Sen yola düşüncesiz girdin. Kana, pisliğe âşık oldun. İnsanın yolu asıl kendi yoludur…”
Konsept, Kurgu, Yönetim: Ufuk Tan Altunkaya
Metin: Betül Altındal, Ufuk Tan Altunkaya
Reji Asistanı: Filiz Polat
Proje Koordinasyon: Melis Avçil
Ses Tasarım: Zeki Elveriş
Kostüm-Aksesuar: Aslı Özdemir, Betül Altındal

Oynayanlar: Aslı Özdemir, Betül Altındal, Deniz Gencal, Didem Kaplan, Filiz Polat, Mehmet Kavalcı, Melis Avçil,Nermin Koçak, Onur Cenk Balçık, R.Özgür Altun, Şennur Orta, Ufuk Tan Altunkaya, Ümit Doğru

Gösteri Süresi: 55 Dk

Tarih: Her Cumartesi, Pazar
Saat: 14:00 - 18:00 saatleri arasında 15 dakika arayla yeni bir oyun başlar.
(Günde 16 temsil)
Başlama Noktası: Tünel

Biletler:
Tam: 20 TL. / İndirimli: 15 TL.*
*Oyun için rezervasyon yapılmalıdır.
Daha fazla bilgi ve rezervasyon için:
0212 236 54 29

bu oyunun tek seyircisi sizsiniz

bu da zaman gazetesinden y.gündüz'ün 06-VI-2009 tarihli yazısı.


Bu oyunun tek seyircisi sizsiniz
Taksim Tünel'de başlıyor her şey. Kulaklıktan gelen ses yönlendiriyor sizi. Bir anda karşınızda bitiveren 'siyah'ın kim olduğunu soruyor önce; sonra sizi onu takibe davet ediyor. Siyahın arkasından yollar aşıyorsunuz.

Yürürken Galata'nın eski zamanlarından bahsediyor kulaklıktaki ses. Yol boyunca birçok farklı durakta bırakıyor 'siyah' sizi. Her bir durakta farklı bir karakterle birlikte farklı bir hikâye eşlik ediyor yolculuğunuza. Durduğunuz yerde size verilen keseleri Karaköy'de biten yolculuğun sonunda kullanmak için saklamanız gerekiyor. Tabii 'siyah'ın kim olduğunu merak ediyorsanız...

Bugünlerde Tiyatro Artı oyuncuları klasik tiyatro seyircisinin çok da alışık olmadığı bir oyuna imza atıyor. Bu oyunda ne sahne var ne ışık. Dekor ise bizim bildiğimiz Galata sokakları. Öyle koltuğa kurulup sahneyi beklemek de yok. Seyircinin şehrin ara sokaklarında yürümek zorunda olduğu 'Hayalet-Bir Takip Oyunu'nun iki kuralı var. Birincisi verilen kulaklığı asla ama asla kulağınızdan çıkarmamanız, ikincisi ise size yol boyunca kılavuzluk edecek olan 'siyah'ın peşini bırakmamanız. Taksim Tünel'den başlayan macera Galata'dan Karaköy'e inen yokuş boyunca devam ediyor. İlk başlarda merak ve huzursuzluk ağır bassa da bir süre sonra gidişin ritmine kaptırıyor kendini izleyici. Nitekim bu oyunda seyirciye, seyirci olmanın ötesinde çok da bir rol biçilmiyor. Takip oyununda Karaköy'e ininceye kadar birçok farklı durakta konaklamak zorundasınız. Her durakta Mesnevî'den hikâyeleri gizemli karakterlerin ağzından dinleyen izleyiciye karakter tarafından yolda lazım olacağı için bir de kese veriliyor. Yol boyunca da takipçilere kulaklıktan Galata'nın tarihî izlerini anlatan bir metin eşlik ediyor. Yolculuğun ritmine ve duraklara göre devam eden bu metnin içinde müziğin de etkisiyle bir hayal âlemindeymiş gibi yürüyorsunuz. Herkesin günlük hayatına devam ettiği sokaklarda seyircinin 'siyah'la beraber yaptığı yolculuk vakit geçtikçe biraz da maceraya dönüşüyor. Nereden, ne zaman, nasıl bir hikâye ve karakter çıkacağının bilinemediği oyun Karaköy Tünel'e gelince son buluyor.


Oyuna katılmak isteyenler randevu almak zorunda. 20 TL olan biletler öğrenciler için 15 TL.

Ufuk Tan Altunkaya'nın yönetmenliğinde sunulan Hayalet-Bir Takip Oyunu Türkiye'de ilk kez denenen bir tarz. Paul Auster'ın New York üçlemesinden biri olan Hayaletler'den esinlendiklerini belirten Altunkaya, oyunun içindeki 'siyah'ın Auster'a bir saygı nişânesi olduğunu söylüyor. Niçin Galata'yı seçtiklerini sorunca mekânın tarihî dokusu ve döngüsel yapısının bunda etkili olduğundan bahsediyor.

Karaköy'e kadar inen seyirciler oyuna başladıkları yere tünel metrosu ile dönüyor. Metroda kullanılacak jeton da oyunun başında seyirciye veriliyor. Metnin hazırlanışından sunuluşuna kadar her aşamada bir 'takım işi' çıkardıklarını belirten Tiyatro Artı oyuncuları, her hafta sonu öğleden sonra randevu ile seyirci kabul ediyor. Bir seyirci aşağıya doğru inmeye başlarken başka bir seyirci yukarı çıkma aşamasında, bir diğeri ise oyunun başında oluyor. Bu şekilde akşama kadar 20 misafiri ağırlayan oyuncular aldıkları eleştirilerden oldukça memnun. İlk başlarda tutukluk yaşayan seyircilerin daha sonra kendilerini güvende hissettiklerini anlatan genç oyuncular, oyun sırasında seyircinin tepkisini kestirmenin zor olduğuna dikkat çekiyor.

Oyunun durakları Galata sokaklarında yer alan farklı mekânlardan oluşuyor. İlk başta bir ikinci el mağazası, sonra taş ocağı, ardından bir otel odasında devam ediyor yolculuk. Oyunun yönetmeni Ufuk Tan Altunkaya oyunun güzelliğinin, gizeminde saklı olduğunu belirtiyor. Seyircinin yolculukta başına nelerin geleceğini bilmiyor olması, onlara göre belki de oyunu en çekici kılan şey. Farklı çalışmalara merakı olan tiyatroseverler www.tiyatroartı.com sitesinden randevu alabiliyor. Tabii, her türlü sürprize açık olmaları da bizden küçük bir tavsiye.

06 Haziran 2009

tangotumgibiolmus

4saat dersin yarısında bacak çalıştıktan sonra milongaya gdip 11buçukta kalkma planı yaptık lakin 1buçukta ancak kalkabildim.
3'ü biraz geçe evdeydim. şimdi yatıp sabah 7buçukta da evden çıkacağım.
yarın akşam işim yok sanırım. dinlenirim belki. belki de yine milongaya giderim. bilemedim şimdi.

05 Haziran 2009

oyun, bir takip oyunu

Hürriyet'ten Ezgi Başaran 31-V-2009'da yazmış:

Oyuncu fırlayınca küfrü basmışım!


Bu hayatı sizin için yaşıyorum herhalde.

Düşündüm, bu tiyatro oyununun sonunu getirebilmemin başka bir sebebi olamaz: Dönüp size anlatayım diye sabretmiş olmalıyım.
İzmirli genç bir topluluk “Yaz boyunca İstanbul'da bir oyun sergileyeceğiz, gelip izlemenizi istiyoruz” dedi. Yaşları 25-30 arasında değişen 10 kişilik bir ekip, Tiyatro Artı.

Paul Auster'in New York Üçlemesi'nin içindeki Hayaletler öyküsünü temel alarak yazmışlar oyunu. İşin başındaki Ufuk beni uyardı: “Baştan söyleyeyim, bu tek kişilik bir oyun.”

E çok izledik tek kişilik oyun.

Hayır, izleyici olarak bir tek siz varsınız. Tek kişiye oynanıyor.

Eyvah! Oyuncular elimi filan tutarak bir şeyler anlatıyor. Kabus!

Durun başından alayım:

İstiklal Caddesi'ndeki Tünel istasyonunun içine kurdukları masaya gittim. Bana bir mp3 çalar ve oyunun kurallarının yazdığı bir kağıt verdiler. Kurallar şöyle: “Mp3'ün ayarıyla hiçbir koşulda oynamayın. Önünüzdeki oyuncuyu gözünüzle takip edin. Bitişte mp3 çaları bize teslim edin!”

Mp3 çaları kulağıma taktım ve yere yapıştırılmış çarpı işaretinin üstünde beklemeye başladım.

Fonda otantik bir müzik...Buğulu sesli bir kadın içsel bir yolculuğa başlamak üzere olduğumu ve karşı kaldırımda duran siyahlı kızı izlemem gerektiğini söylüyordu.

İçsel yolculuğa çıkmak için müsait değilim aslında ama çapının üstünde durduğuma göre yapacak bir şey yok.

Siyahlı kız önde, ben arkada, yokuş aşağı gidiyoruz. Nereye? Hiç fikrim yok.

Önce Galata'da bir eskici dükkanına girdik; çöp evin dükkan versiyonu gibi bir yer düşünün. Orada beni bekleyen başka bir oyuncu var!

Karşısındaki iskemleye oturttu beni ve bir falcı edasıyla uzaklara baka baka bir şeyler fısıldadı. Hiçbir şey anlamadım.

Sonra rehberim rolündeki siyahlı kız beni aldı Kuledibi'ndeki bir taş atölyesine götürdü. Dansöz kıyafeti giymiş bir başka oyuncuyla da orada karşılaştım. O da aşkının peşinden giderken kendini kaybeden bir adamın hikayesini anlattı.

Sinirlerim giderek bozuluyor ama devam.

Üçüncü durak Galata otoparkının yanındaki metruk bir bina. Duvarın arkasından keçileri kaçırmış bir evsiz taklidi yapan başka bir oyuncu fırlamasın mı? Çok ayıp oldu ama bastım küfrü. Refleks olarak yani... Rehberim olan siyahlı kız ve evsiz çatlak hiç bozuntuya vermedi zaten.

Diğer duraklar da şöyleydi: Karaköy yolunda saz çalan bir adam, Felek Han otelinde hasta yatan bir kadın ve bana bir tünel jetonu vererek yolculuğumun bittiğini haber veren son oyuncuyla karşılaştığım Kamondo Merdivenleri...

55 dakikanın sonunda kulağımdaki mp3 çaları Ufuk'a teslim ederken “Oyuncular bir ara sizin bırakacağınızı sanmışlar. Sarsılmışsınız galiba” dedi.

Sarsılmadım Ufukcum, bittim.

Bir yandan da amaçlarına ulaştılar çünkü Auster'in Hayaletler kitabı da okuyucuda zaman zaman tuzaklarla dolu bir şaka hissi uyandırıyor.

Derseniz ki, ben yürekliyim, sokak ortasında yapılan ani şovlardan utanmam sıkılmam, biraz heyecan iyi gelir, öyleyse hemen randevu alın: www.tiyatroarti.net. Daha önce böyle bir tiyatro oyunu izlememiş olduğunuzu garanti ediyorum.

04 Haziran 2009

özlemişim

fark ettim ki Gurbet ve Suzi'yi özlemişim.
şu sınavlar geçsin de Ankara'ya gidip geleyim bari.
Suzi de İtalya'dan dönmüş olur o zamana kadar.

kayalara geldik

ne zamandır uygun zaman bulup da Altuğ ile görüşemiyorduk. güzel oldu bu gece.
tüm gün papuşları taşımama karşın milongaya gidemedim ama bu vesileyle kayalara gidebildim.

dalgalar, rüzgar, deniz, ay, mehtap, yıldızlar, müzik, muhabbet. daha ne olsun lan? daha ne olsun?
çok afedersiniz, "karı olsun" dedik bi' ara ama vazgeçtik sonra. orası hatunla oturulacak yer değil. hatun olsun ama orada olmasın. orası bizle güzel.

uzun süreden sonra pringles yedik. çoğul konuştum çünkü o da uzun süredir yemiyormuş.
ayrıca first sensations gerçekten muhteşem. çilek, nane ve damla sakızı aromalılarını denemiştim. bugün gün ışığı lakaplı karpuzlusunu da denedim. harika. daha paketi açmadan karpuz kokusu sarıyor her yanı.

kayalarda aklma bir şey gelmişti. gidince yazayım dedim ama unuttum.
Türk'ün aklı tuvalette çalışırmış. gidip hatırlamayı deneyeyim.

03 Haziran 2009

kısa

"Orgeneral Başbuğ tek tip askerlik konusunda halkın yaratılan söylentilere kesinlikle kulak asmaması gerektiğini belirterek, "Henüz bu uygulama başlayacak demek için çok erken. Birçok yeni düzenleme seçeneği üzerinde çalışıyoruz" dedi. Başbuğ, bedelli askerlik konusunun sürekli olarak gündeme getirilmesinden rahatsız olduğunu da vurgulayarak, "Kesin olarak söylüyorum, bu konu kapanmıştır. Genelkurmay Başkanlığı’nın kesinlikle böyle bir çalışması yoktur" diye konuştu."
-Hürriyet

İlker Bey'in de vurguladığı gibi önemli olan boyu değil işlevi. kısa-uzun tartışması yaratmayın.

kürt

Kürklere dair aklımda iki şey var sadece.
ya da ilk aklıma gelenler diyeyim de ne kadar cahil olduğum belli olmasın.
börek ve kız.
Kürt böreğini bilmeyen birisine deli gibi yağlı bir yiyeceğin üzerine pudra şekeri döküp yiyeceksin desen midesi bulanır herhalde. lâkin şahane lan.
kızları desen ayrı bir güzel. esmer, renkli gözlü. değişik. hoş.
pek de renkli göz sever birisi değilim ama Kürt kızlarında güzel oluyor.
bölücülüğü, ayrımcılığı bırakın da güzellikleri görün. türk oğlu türk terörist yok mu anasını satayım. ırkçılık yapmayın lan.
hey yu madağ fakağ neggaaa! aym gona kik yooğ esss

02 Haziran 2009

işte benim zeki müren

Sevgi dolu bir dünyam var
Dört yanımda tüm insanlar
Dünya malı neye yarar
Dostluklarla yaşıyorum

Şiirlerde, romanlarda
Gelmiş geçmiş zamanlarda
Tanburlarda, kemanlarda
Şarkılarda yaşıyorum

Sevgilerden nakışlarla
Mutlu mutsuz bakışlarla
Kalpten kalbe akışlarla
Alkışlarla yaşıyorum

Ben de sevdim bir zamanlar
İçimde bin hatıra var
Herkes hayatını yaşar
Anılarla yaşıyorum

Ne köşklerde ne sarayda
Ne dünyada ne de ayda
Benim yerim çok uzakta
Dualarla yaşıyorum

Şarkılara duygu seren
Çilelere göğüs geren
Dertli gönüllere giren
İşte benim, Zeki Müren

Kimsesizlerin kimsesiziyim, kimsesizim
Yalnızların yalnızıyım, yalnızım
Dertlilerin dertlisiyim, dertliyim
Aşıkların aşkıyım, aşıkım
İsmim Mesut, göbek adım Bahtiyar
Yıllarca hep böyle bildiniz siz
Mesut Bahtiyar'dan şarkılar dinlediniz

(Zeki Müren)

malarko

az önce muhteşem bir mallık yaptım ve gittim kitap aldım
niye yaptım bilmiyorum. basiretim bağlandı resmen. hayır diyemedim içgüdüme. kitap almak mallık değil tabii ama 1,5 hafta kala gidip öss konu anlatım kitabı almak mallık. öss'ye ilk girdiğimde de buna benzer bir şey yapmıştım aslında. 2 hafta kala ilk test kitabımı almıştım.
bu sefer testlerim vardı. geçen sene aldıklarımın sadece 2 tanesini çözdüğüm için geri kalan 8tane ambalajından çıkartılmamış şekilde duruyordu. hala duruyorlar. sadece 1 tanesini daha paketten çıkartıp 18tanecik soru çözdüm... 2 hafta önce...
baktım konu eksiğim var. olasılık molasılık unutmuşum. her şeye %50 diyorum. ya olur ya olmaz lan. olasılık da nedir. piyangonun sana çıkma ihtimali 10000000da 1 fakat ya çıkar ya çıkmaz anasını satayım. %50dir bunun ihtimali. kabul etmiyorum başka türlüsünü.
Güvender, öss matematik 1, konu anlatımlı...
lisedeyken bile böyle kitap almamıştım ben be
24lira verdim. içime oturdu. inşallah açıp bakarım. hatta sırf parası için açıp bakmak zorundayım.yaylı tanbura yay alırdım o paraya lan.
kahrolsun kapitalist sistemin pis sınavları!
yaşasın al tavuk, ver ekmek ticareti!

01 Haziran 2009

22 Haziran

hatırlatın da 22 haziranda kutlama yapalım.
blogosmana ilk defa 22haziran 2005'te yazmışım.
yaşlanıyoruz hep beraber
emekli hayatı yaşamak istiyorum. pijamamı giyip tanbur çalayım, oturayım, bahçeyle ilgileneyim, olursa kendi çocuğumu, torunumu olmazsa komşuların çocuklarını seveyim.
emekli olayım ama emekli olunca çalışmak zorunda kalmayayım. filmlerdeki emeklilerden olayım.
güzel ülkemde o şans kaç kişiye uğrar bilmiyorum ama bana gelsin lan.

özet

uzun uzun yazmaya üşeniyorum. hoş ne zaman böyle desem ardından epey uzatıyorum ama birazdan iş yerinden çıkacağım için öyle bi şansım yok gibi gözüküyor.
çarşamba, perşembe ve cuma günleri mayıs etkinliği ile geçti. sunuculuk yine bana patladı. astronomi sunumu yapmadım bu sene. elimi eteğimi çekip gençlere yol açıyorum.
ilk gece tanbur çaldırıp gösteri yaptırdılar.
henüz tanburun tasından anlamayan adama tanbur çal dediklerine göre (çoğul konuştuğuma bakma blog. bildiğimiz Serkan dedi bunu) epey zor durumdalardı. Deniz ve Orçun halletti Allah'tan ki.
onların yanında sağ olsun Feyza yine hayat kurtardı. dikkat ettim de sürekli Feyza şu gün müsait misin, bugün müsait misin deyip gösteri kilitliyorum kızcağıza. o da alıştı artık.
cuma günü değişik bir tango dersi yaptık. eczacılık dekanı biraz kızmış kulübe ve giriş listesi olayını devreye sokmuş. tabii güvenlikteki liste önkayıt listesi olduğu için içeri giremeyecek onlarca kişi vardı. ben de milleti toplayıp merkez yerleşkeye, astronominin önüne götürdüm. açık havada, çimlerin üstünde, müziksiz ders yaptık. az yaptık zaten. sonra astronomi sunumlarına soktum insanları.
liseli kara böcekler sağ olsunlar canla başla uğraşıp inadına geliyorlar. aşık olmalarından korkuyorum.
cuma günü Zeynep insanı da geldi. birlikte döndük. 4buçukta yatıp 7'yi biraz geçe kalktım ve sınava gittim. 1-2 dakika farkla kaçırdım ve giremedim. elimde tanburla güngören yollarını aşındırdıktan sonra tanbur dersine gittim. tanburu kılıfından bile çıkarmadıktan sonra çıkıp tiyatroya gittim. 13-14 kişi filan geldi. Melis gayet boktan bir durum yaşadı. anlatmayayım burada.
oradan sonra Bircan'la idman yaptık. sonra Bailatango'ya gittim. 11 filandı gittiğimde. BJK'ye uyuz oldum. tutmaya yüz tuttuğum takım olmasına rağmen taraftarlarına girişmek istedim. hele sabahki manzarayı görünce daha da fitil oldum.
milongada pek dans etmedim. çok uykumv ardı ve yorgundum. zaten sabahın köründe de kalkıp sınava gitmem gerekiyordu. gece 2 gibi uykumu kaçırmam lazım deyip yerimden bi' kalktım, kalkış o kalkış. sabah 6da oturdum. oturdum dediğim de yarım saat filan. orada sabahladık. dans ederek sabahlamayı özlemişim. Emel, Feyza, Elif, tangotek(diskotek) Tuncay, Baila Tayfun, Kimlerdenbilmem Metin Bey ve Zeytin ile sabahladıktan sonra Cihangir Camii'ne gittik Feyza ile. kürt böreği ve kayısı suyu eşliğinde düşen kafayla kahvaltı yaptım. hayatımda yemediğim akdar tokat yedim ve tokat attım.
sonra sınava gittim. İslam Hoca ile görüştüm.
eve döndüm. öğlen uyuyup akşam 10'da kalktım.

dedim uzun olacak diye. çıkıyoruz şimdi.
haydi yallah bana
d.n: Zeyno'ya dansıyla ilgili eleştirilerim/tavsiyelerim var. üşenmezsem bilahare yazarım. cümle aleme buradan rezil olsun teyze çoraplı insan.