31 Temmuz 2009

eruzunlar

az önce Zehra sevdim. çok tatlı olmuş hanımefendi.
sol boyun takıntımın tavan yaptığını fark ettim. kızcağızın tadını alamadım sol boynunu öpmeden.
sol boyun harici yerler dandik geliyor.
herkeste böyle. çocuk büyük fark etmiyor. bir insanın en güzel öpülecek yeri boynunun solu. inanmayan denesin. şahsen çok kişide denedim ve sonuç her seferinde aynı. sol boyun ve diğerleri.
herkese yaymayın he. bir şey yapamam ama çok pis küfür ederim.
bana aittir sol boyun kuralı.
hiç olmazsa kullanırken telif hakkı olarak aklınızdan beni geçirin.
emeğe saygı
+rep plz

29 Temmuz 2009

fb

şenlik resimleri için yine facebook'a girer oldum.
ayrıca 01-VIII-2009 cumartesi günü saat 17:00'da Dede Efendi Evi'nde Özer Hocalar'ın dinletisi var.

Ses, Ritim: Ahmet Erdoğdular
Ney: Ömer Erdoğdular
Klasik Kemençe: Aslıhan Eruzun Özel
Tanbur: Özer Özel

28 Temmuz 2009

2300

yazacak çok şey var ama hemen çalışmaya başlamam lazım. gereksiz yere çok fazla zaman kaybettim 5 gündür.
TUG ayağına Saklıkent'e gititk. zaten yazmıştım galiba gidiyorum filan diye. her neyse.
kamp alanı 2000mt'de.
ilk gece keten gömlek ve keçe olmayan yelekle durdum sadece. sabaha karşı benim olmayan çadırda benim olan tulumun üzerinde, benim olan şile bezi kıyafet zımbırtısını örtüp benim olan üşümeyle uyumaya çalıştım. Didem sağ olsun çadırına aldığı yetmezmiş gibi uyutmadı da lan. he yok bunu değil battaniyesinin bir kısmını paylaştığını yazacaktım. yazmış oldum. ertesi gün kamp alanı ve gözlemevi aralarında kaldığından ötürü yaklaşık bir yükseklik tahmini yaptığım tepeye çıktık Elif'le. sonra açlıktna ölmek üzere olduğumuz bir anda Orçun bize yemek getirdi. gelirken de düşüp elini delmiş. konserveleri ve çikolatayı yedik. orçun geri döndü biz kaldık. hava kararınca indik aşağı. sabaha karşı çıkıyoruz dendi. zaten bizim çıkma amacımız da daha önce çıkılmamış yerde keşif yapmaktı. sabah 4'te çıkılacaktı. yatmadan önce 3:30 olsun dedi Orçun. sonra da 2'yi 20 geçe uandırıp 2:30'da çıkıyoruz dedi.
küfür ettim. çünkü herkese 3:30 diye haber verdim. aleni bir satış yaptılar. isim verip hayvanların kendilerini rencide etmek istemiyorum. ipimle kuşağım deyip 3:30'da ilk "söz verilen" yerde buluşup çıktık. Burcu yeğeni yüzünden Emre ise kız arkadaşının rahatszlığı yüzünden geride kaldı. Elif'le gündüz çıktığımız en uç noktaya gittik. satıcılar daha gerideydi. hayvan gibi rüzgar vardı. şahane bir kuytu bulup yattık. 9 civarı püfür püfür uyandım. çadırda uyumaktan daha evla olduğunu anladım. sonra oyalanırken sol yanağımın yere doğru olmasından ötürü yüzümün sağ tarafının kavrulduğunu fark ettim. herhalde burnum da soyulacak zaten. bu sene epey yanmış oldum. haa bu arada güneş doğarken en uçtaki kayanın üzerinde bum-kari ayini yaptım.
öğlen aşağı indik. yorgunluk, açlık, oyun filan derken yine akşam oldu. 2gece de üşmenin sonucu olarak biraz hasta gibiydim. çorba içtim yattım. sabah da Begüm'lerle birlikte çıkacağız diye kararlaştırdık. 4'e doğru toplanıp tekrar çıktık. 1 gün önce gelmeyenlerden Aziz, Begüm, Burcu, Yadigar geldi. bol muhabbetli geçti. inişte de normal dikenli yol yerine kayalardan inmeyi tercih ettik. Aziz, Büyük Burcu(2 tane burcu olduğunu fark ettim şimdi. Çoban olana Büyük lakabını taktım hemen) ve Uğur dikenli yoldan inmeyi tercih etti.
Yadigâr sağ olsun Etiler'de gezinir gibi giyindiği için kendisinin kol çantası(!)nı ben taşımak zorunda kaldım. sırf kol çantası olsa iyi. yolun tamamı boyunca ya Yadigâr'ı ya da Burcu'yu taşıdım. Burcu göt üstü oturdu 2-3 defa. bacağı morarmış. kayalıkta çektirdiğim en eşcinsel resimlerimi de elime ulaşır ulaşmaz eklerim unutmaz ve utanmazsam.
off çok uzatmışım yazıyı yav. araları atlıyorum. toplu resim filan çekildi. teşekür edildi.
Begüm serinlesin diye başına soğuk su döktüm. sonra Burcu'ya dökecekken kaçtı. ben de ısrar ettim. ardımdan koşan birinin sesini duydum. ardından ılık ılık bir şeyler aktı ensemden aşağı. ılıklığın kaynar su olduğunu fark ettim. yandım anam diye feryat ederek çantayı yere atıp gömleği çıkardım üstümden.
akıllı Begüm sebilin soğuk su düğmesi yerine kaynar su bölmesinden su doldurup serinletmiş beni. daha 1 saat önce hazır çorba içmiştim lan ben o suyla. bildiğin cayır cayır su. Cadılak insanı sağ olsun bepanten(nasıl yazılıyordu bu?) sürdü hemen. şimdi boynumdan sırtımın ortasına doğru çok şahane bir dövmeye sahibim. yanması azaldı epey ama birazcık var hâlâ.
vallahi sıkıldım yazmaktan. halbuki bum-kari-kari ve kabak desem tüm etkinliği özetlemiş olurdum. telesiyejde 5 oturak(ne denir onlara), 10 kişi olmak üzere kabak oynadık lan. bağıra bağıra kabakladık.
sonra kafama eser, aklıma başka şeyler gelirse yazarım. resimler elime ulaşırsa ve yine üşenmezsem eklerim onlardan da. yallah

22 Temmuz 2009

huzur

canım sıkkın lan.
bugün telefonu da evde unutmuşum zaten. aslında canım sıkkın değil. sadece bir huzursuzluk var içimde. o da çok değil ama yok da değil.
yarın Antalya yolcusuyuz. oraya da gidesim yok. bu sene biraz fantezi yapacağım. çadır madır götürmüyorum. kalın kıyafetler götürmeyi de düşünmüyorum. küçük bir sırt çantasıyla gideceğim. niye bimiyorum. öyle yapasım geldi sadece.
yeni işyeri tutuldu, kira sözleşmesi yapıldı. tez zamanda bürokratik zımbırtılar yapılıp taşınılacak. mutluyum. Zeytinburnu uzaktı ve sevmiyordum. dedem yaşarken iyidi hoştu da ondan sonra oraya bağlayan bir şey kalmamıştı ki. üstüne o kadar uzak olunca tam işkence oluyor. burası ise zorda kalsan yürüyerek bile gidebileceğin mesafede.
müzik yapmayı beceremiyorum ya canım ona sıkılıyor aslında. ben de yetenekli olabilmeyi isterdim. zorlamadan olsun isterdim. olmuyor işte anasını satayım. zorlayınca bile gıdım gıdım ilerliyor. ha böyle diye vaz mı geçeceğim? yoo ne münasebet. oha ne biçim atladım konudan konuya.
ha bir de bugün Ana ve Aziz İstanbul'a gelecekti ve onlarla buluşacaktık fakat bugünün o gün olduğunu saat sekizden sonra Serkan hatırlatınca hatırladım. ayıp oldu. sorry Ana. hope to see you soon again. (muhteşem ingilterece konuşurum)
o değil de bugün telefonu evde unuttum yaa. lazımdı lan. telefon bekliyordum. valideyi arayıp telefonu kapattırdığım için kimin arayıp aramadığını da bilmiyorum. her işte bir hayır vardır diyelim.
gündüz aklımda yazacak şeyler vardı ama unuttum bu saate kadar.
haydi kal sağlıcakla cancağızım.

d.n: tangoyu özledim lo

20 Temmuz 2009

deftones

duyamıyorum anacığım, duyamıyorum
3 sesi, 4 sesi duyamıyorum.
rastgele 1-2 tanesini duyuyorum içlerinden ama sırala dediğinde hepsini veremiyorum. biraz malım galiba.
sesi deyince aklıma geldi. sesi mi ne öyle bir fahişeci vardı değil mi?
yoksa kendisi mi fahişeydi. belki de karıştırıyorumdur.
üşendim de aramaya.

19 Temmuz 2009

tears in heaven

Would you know my name if i saw you in heaven?
Would it be the same if i saw you in heaven?
I must be strong and carry on,
'cause I know I don't belong here in heaven.

Would you hold my hand if I saw you in heaven?
Would you help me stand if I saw you in heaven?
I'll find my way through night and day,
'cause I know I just can't stay here in heaven.

Time can bring you down, time can bend your knees.
Time can break your heart, have you begging please, begging please.

Beyond the door there's peace I'm sure,
And i know there'll be no more tears in heaven.

(Eric Clapton)

tükkan

taşıyoruz tükkanı.
yeni yerle anlaştık az önce. eve yakın.
bol bol karı atabileceğim bir ev-ofis.
bütün güzel vücutlu, seksapalitesi yüksek(ne demek lan bu), yılan gibi kıvrak hanımlara duyrulur.
24saat sıcak su ve duş var.
duş için 50$ daha vermem peşinen söyleyeyim.

kabus

çok iğrenç bir rüya gördüm gece. ağlayacaktım neredeyse.
ErkanOğur kaza geçirmiş ve ölmüş. tekne-gemi karşımı bir şeydeyken o zımbırtı batmış. yanında birisiyle daha kurtulamayıp vefat etmişler. Altuğ ile sahil tarafındayız o sırada hemen koşup ATY'de yapılmış olan dürbünle uzaklara bakıp kazayı görmeye çalışıyoruz ama yok. tüm Türkiye çalkalanıyor. bazıları yabancı müzisyenlerin suikastinden filan bahsediyor.
çok korktum lan. kalkar kalkmaz internette haber aradım.
ben öleyim de o ölmesin mümkünse. daha yapacak çok işi var onun.
çok üzüldüm yaa
öyle böyle değil. anlatamam.

telekız

telefonum zıbortladı. en son düzgün çalıştığı gün Orçun'la birlikte metrobüse yetişmek için koşarken metrobüs yoluna atlayıp intihar teşebbüsünde bulunduğu gündür. allah'tan arkadan gelen metrobüsçü durdu da telefonun üzerinden geçmeden hepsini topladım.
o günden beri kendi kendine kapanıyor, sesi geliyor gidiyor filan. bi garip oldu.
dilerseniz telefon hediye edebilirsiniz. kesinlikle Nokia istemem. nefret ediyorum. Ericsson alın yine. motorola bile daha iyidir. şaka lan şaka. almayın. n'apayım telefonu.
zaten geçenlerde düşündüm de şu yeni telefonlara akıl sır erdiremedim. kendi ilkel telefonumun özelliklerini düşündüm. sonra da kullandığım özellikleri düşündüm. hayatın anlamı değişti benim için
-telefon rehberini kullanıyorum
-arada sırada birilerini ararsam veya birileri beni ararsa konuşuyorum
-mesaj okuyorum/yazıyorum
-alarmını kullanıyorum
-çok sıkışırsam takvimine bakıyorum

ee sonra?
yok. benim telefonun özelliklerini bile kullanamazken ynei telefonların nesine özenip alayım lan? anlam veremiyorum vallahi.
hele geçen hafta otobüste ayfonunda okey çeviren bi adam gördüm de işte o anda teknolojiden tiksindim. bayağı bildiğimiz okey oynuyordu adam. neredeyse taş çalacak kadar oynadı. garip geldi lan.
teknolojinin türkleşmesi hepten garip geliyor.

18 Temmuz 2009

perdesiztanbur

bugün perdesiz tanbur çaldım.
hatta telsizdi de...
çelik telleri yoktu. Ögür Abi'ye tamire gelmiş. o da dandik diye kesmiş tüm perdelerini. çalınabiliyor ama kesinlikle tanbur gibi tınlamıyor. garip bi'saz. ilerde fazla tanburum olursa birini yaparım öyle. belki de yarısı perdeli yarısı perdesiz olur. daha kullanışlı olur. yaylının da muhayyerden sonraki perdelerini kesmeyi düşünüyorum ama önce yeni, ada gibi ahşap tekne tanbur almam gerek. sonra bu cümbüş tekneyle oynarım bol bol.
haa bir de 250€'luk "özel" seri udlardan birinin kapağını yapıştırdım. bununla hava atarım demiştim Özgür Abi'ye. attım. diğerlerinin de kafes ve flato oluklarına yardım ettim. çok marifetli adamım be. muhteşemim hatta.
sevin beni a canlar.

17 Temmuz 2009

sansür

yorumlarda sansüre hayır!
bundan böyle yorumumun sansürlendiği blog'a bir daha yorum yazmam. 2. sansürdü bu.
duydun mu lan Neşe?
yok bir daha yorum morum. geçmiş olsun.
buradan söylüyorum. Ankara bok gibi şehir. sçtın oralarda.

faux-bourdon

faburden
dün öğrendim bunu. hoşmuş. büyüyü çözdüm artık. sırtım yere gelmez.
sonra açıklamalı olarak yazarım ne olduğunu.
şimdilik Erkan Oğur'dan Zülf-ü Kaküllerin Amber Misali'ni dinleyin.

14 Temmuz 2009

doç. yrd.

Süreyya Hoca doçentlik için önemli bir adım attı, Aslı Hocam da yardımcı doçentlik için ingilizce sınavını geçip dosyalarını teslim etmiş.
darısı başımıza.
benim nereye başıma olacaksa artık. açık öğretim doçenti olurum. hoş fahri doktorayı vasıfsız delikanlılara bile verdiklerini yakın geçmişimizde gördük.
anamızı da alıp gidelim biz

13 Temmuz 2009

cadalak

cadı denen şeyin adı Tuğçe değil, Tuğça imiş.
tipi de aynı tahmin ettiğim gibi çıktı. sezilerime daha fazla güvenmem gerektiğini anladım.

ev

aas ve starfest bitti, eve geldim.
şöyle çalıltırdılar, böyle köle muamelesi yaptılar diyemeyeceğim çünkü şu blogosmanı okuyan hemen herkes ordaydı ve ne kadar iş yapmadığımızı herkes biliyor.
aas'de görevliyem deyu akşamüstü gittim mesela. 4-5 sunumdan sonra yola Kilyos'a çıkıldı. orda mis gibi odalarda kendi seçtiğimiz kişilerle kaldık. kamp adeşi etrafında geyik, bumkarikari, kabak, düello(başka adı vardı bunun. hatırlayamadım birden) oynadık. sonrası kötüydü biraz. sarhoş olan arkadaş sayesinde güneş doğduktan sonra yatabildim. şerefsiz Uğur. sattın lan beni. adi. 2dk duşa girip geliyorum dedi. gidiş o gidiş. 45dk sonunda sarhoş hanımı yatırıp odaya gittiğimde daha yeni giyinmişti. küfür ettim. sabah yatıp sabah kalktık. servise yetişmek için apar topar hazırlandık ama yetişememişiz. yürüdük burçbeach'den solar beach'e kadar. yine Uğur'a küfür ettik. ben yolu biliyorum deyip Extreme Sports'ta canlı yayına çıkardı bizi. resmen yamaçtan aşağı indirdi şerefsiz. herifle tanıştığıma tanışacağıma pişman oldum. bi daha şeytan görsün yüzünü.
neyse işte 15dk filan yürüyüp gittik ama grup henüz gelememiş. orda mal gibi uyudum. yataktan haybeye kalkmışız. 1 saat daha uyusak hiçbir şey olmazmış. masalar, sandalyeler vs taşındı ve zorlu görevlerden biri başladı. gün içinde millete oynatacağımız oyunları öğrenmek için oyun oynadık. uçak savaşı... sonra yapacak iş yok diye denize kaçtık. kaçmadık aslında. Ayşegül'e sorduk, o da "gidin tabii ama yarımda yemek var, kaçırmayın" dedi. yüzdük yüzdük saati gelince balık ekmeğimzi yedik. sonra yine yüzdük yüzdük. akşamüstü millete oyunları oynatmaya başladık. 2-3 tur ancak oynattık. fazla ilgi görmedi. ben de vampir fikrini ortaya attım. o sardı milleti. epey süre vampir oynadık. tornavidalı tanrı oldum. akşa yemeği yedik. teleskopların kurulmasına yardım ettik. biraz gözlemden sonra Ajda Pekkan konseri başladı. konseri izledim. yaşlanmış kadıncağız. yorumlarımı sonra yaparım belki(sanmam).
konserden sonra teleskopların yanına gittik yine. biraz yardım ettikten sonra yağmur tehlikesine karşın toplandı her şey.
bu sefer de teleskopların sökülmesine yardım ettim biraz. yurtlara yürüdük tekrar.
odalara girip çıktık dışarı, kumsala. gittim kumdan kale yaptım. uzaklardan biri gelip bozsun diye bekledim sonra gelmeyince kendim tekmeledim.
5'e doğru yatıp 7'deki servis için altı buçukta kaltım.
sevis, metrobüs, otobüs ve ev. uyudum. omuzlarım filan ynamış, kızarmış hep. vay anasını dedim. esmer adam bile yanmış.
akşamüstü halam geldi. hem börek getirdi hem de bizde börek yaptı. ilaç gibi vallahi. daha geçen gün anneme diyordum halam niye hiç börek yapmıyor artık diye. temiz kalpliyim demek. belki de halam temizdir. bilemedim. seviyorum halamı be.
halamın hediyesi olarak İsmail Abi, Hande Ablam ve tabii ki Eylül hanım da geldi. indik parkta oynadık hanımefendiyle. tam zilli.
parka inene kadar ve parktayken dayıcığım deyip eve girer girmez dayıya çeviriyor hitabetini.
sonra Erdem'lere gittim. daha doğrusu gelip aldılar. Deniz gelmiş. dün konserde nispet yapmak için kendisini arayıp dinletmiştim.
uykum var şimdi. gündüz az uyuyabildim.
yarın da kalkıp işe gideceğim zaten. of anam off. şan çalışamadım hiç o kötü oldu.
bu arada öss'den ham 240küsür almışım. öğrencilik için küçük fakat benim çok büyük başarı. beklemiyordum o kadar.
yatayım bari

10 Temmuz 2009

gidiyorum buralardan

gidiyorum şimdi. pazara gelirim koçum. dükkan sana emanet. kepenkleri unutma. yerleri de süpürürsün

sarahaten

Sarahaten, acaba, söylesem darılmaz mı?
Darılmak âdeti, bilmem ki çapkının naz mı?
Desem ki "Ben, seni..."
Yok, dinlemez ki, hiddet eder!
N'için? bu sözde ne var? Sanki hiddet etse ne der?
Desem ki "Ben, seni pek..."
Ya kızar, konuşmazsa?
Derim "Bu çektiğim insaf edin, eğer azsa..."
Desem ki "Ben, seni pek çok...'
Hayır, kızar bilirim
Tereddütüm acaba hiddetinden az mı elim?
Desem ki "Ben, seni pek çok..." sakın gücenme e'mi
Sakın gücenme, eğer anladınsa sevdiğimi

(Ozan Seyfi Orhon)

09 Temmuz 2009

gitti

çok alâkasız şekilde aklıma geldi
sanırım 1-2 ay önce oldu. dükkandan çıktım bir yere gidecektim.
otobüs durağında otobüüs bekledim. geldi. baktım. durdu. baktım. millet bindi. baktım. gitti. ardından sadece "aa gitti" dedim.

bu da böyle bir anımdı işte
benim blogum değil mi ya istediğimi yazarım.

08 Temmuz 2009

açık deniz

bu yılın ilk yüzme eylemini gerçekleştirdim bugün. hem de hayatımın bir ilkiyle birlikte.
dolunay eşliğinde açık sularda(100mt filan açık sayılır lan) yüzdüm.
yanımda da ince güzel sesli, uzun boylu, iri memeli, siyah saçlı, açık tenli, ıslak vücutlu ve üstsüz birisi vardı.
böyle söyleyince ne kadar da hoş oldu. Altuğ lan. bildiğimiz Altuğ. erkek anasını satayım. günün birinde erkeksiz de girerim belki. allah büyük, sandal küçük...
yatıyorum şimdi

Küfürbaz Haydo'yu izleyin

07 Temmuz 2009

beyintenoru

geçen gün anneme ses saham tenormuş dedim ve muhteşem bir yorum yaptı
"tabii öyle diyecekler. sesin kötü deyip müşteri mi kaçırsınlar. atıp tutacaklar işte"

merak ediyorum acaba gidip boyumu ölçtürsem de 180cm.miş desem ona da "tabii öyle diyecekler. 130cm deyip müşteri mi kaçırsınlar" der mi

çok pis tenorum hee. acayip çığırırım. Erkan Oğur bir, ben iki. muhteşemiz.

06 Temmuz 2009

mimkemalöke

Uzun zamandır yazmaya vakit ayıramadığım, ancak şimdi bir türlü bitmek bilmeyen yeni mini programımın çalışmasını beklerken yazabildiğim bir mim var: takip etmeye çalıştığım bloggerların görüntüsü bence nasılmış bakalım. Hepsi ile ilgili bişiyler yazmam mümkün olmadığı için ilk aklıma gelenleri yazıverdim bir çırpıda. Karakterleri ile ilgili bişiyler de yazmam gerekiyor mu bilmiyorum ama o konuda bişiy söylemeyi beceremeyeceğim için es geçiyorum.
ben demedim bunu. witchie denen mahlukat demiş. sonra da etrafa mum saçarken bana da dökmüş.
şimdi baktım kimleri takip ettiğime (be etmiyorum. blogger reading list benim yerime yapıp önüme sunuyor) de ben bunları zaten tanıyorum. bi' tek cadalozu tanımıyorum. bi' de m.i.a.s'in kim olduğu konusunda şüphelerim var. şimdi hepsini deşifre edeceğim.
  • ;J) onurCUK (L: Onur. 185cm civarlarında. bazen bıyıklı, bazen bıyıksız bildiğin karadeniz adamı işte.


  • Alitisi - Hiçbir şey ummuyo... Ebru Abi. 180cm civarlarında, beyaz tenli, koyu saçlı, sağ kolunda küçük orfoz yazan balık ve bileğine doğru "Bu da geçer ya Hu"; sol kolunda ise tiyatro maskları olan birisi. hafif göbekli ama bazen hafif, bazen çok bazen de hiç oluyor.


  • eloy Serkan. bildiğimiz Serkan işte. 170cm civarlarında, siyah ve uzun saçlı, bol göbekli, takıntılı bir adam.


  • hoppacik Ayça. 175cm civarlarında, renkli gözlü, sanırım buğday denen tene sahip, açık renk kahverendi saçlı birisi.


  • my insides are screaming! Güler olabilir ama emin değilim. tahminim doğruysa 120cm civarlarında(kısa oldu sanki), saçı normalde siya fakat bir dönem biraz kızılımsı ve uzun olan ama sonra gidip mal gibi kestiren birisi.


  • naeknhu Neşe. 170cm dolaylarında, siyah ve dalgalı saçlı, son dönemler bankacı götü hastalığına yakalanmış, açık tenli kahverengi gözlü birisi.


  • pornoma dokunma! Memo Tembelçizer, Kaan Sezyum. Memo şişko, uzun saçlı ama kel birisi. Kaan'ı pek bilmiyorum. kampanya dahilinde bakarsam sürekli freeones karşısında sabahlayan biri gibi bir his uyandırıyor.


  • St. Zizà Aziz. 170cm civarında, zayıf fakat göbekli, uzun ve kahverengi saçlı, bıyıklı, sakallı birisi


  • Witchie Of Stars. Tuğçe mi neydi. Kendisini sanırım görmüşüm bile ama hiç uydurmayayım hatırlamıyorum. tanımam etmem. zaten uyuz oluyorum. 160cm civarlarında; yüksek kemerli burnu; burnunun ucunda, tepesinde, çenesinde, alnında kocaman et benleri var; saçları paçoz saçı gibi; basen desen değirmen taşı; memeleri leğen kemiğinde; ayakları bol nasırlı ve yamulmuş kemikli; çok afedersiniz sıçmaya bile bacaklarının arasındaki süpürge ile giden birisi. öyle düşünüyorum. bırak lan Onur'un peşini! yenge derim, hayata küsersin.


bitmiş.
bilög bilgim bu kadar işte. başkasını bilmem, tanımam.
tanışmak isteyenler mesaj atsın. cinsiyetinizi de belirtirseniz boşu boşuna yanıtlamak zorunda kalmam.
kızlar, size diyorum. tanışalım. tanışın benimle.

(mimleme kuralını anlamadım. anlayanlar devam etsin işte)

değişiklik

hayatımda önemli bir değişiklik yaptım. yıllardır değiştirmediğim telefon alarmımı değiştiridm. kalk borusu yerine çiçek abbas çalacak artık. çiçek abbas'la da uyanamam ki. daha beter rüyalara dalarım herhalde. sabah deneyeceğim. sabah dediğim de zaten 4 saat sonra kalkacağım.
kayalara gittik yine. şahaneydi. ay, dalga, rüzgâr filan
bi' eksiğimiz hatun. daha doğrusu iki eksiğimiz. yoksa biri yer biri bakar kıyamet bundan kopar... Altuğ ile hemfikir olduğumuz bir konu var. eğer hatun olursa oranın tadı çıkmaz. bayar. orası sap sap gidince güzel.
bu saatte ancak girebildim zaten eve. hemen yatıyorum. yarın tükkanda uyuklayacağım yoksa.
ha 16saat uyusam yine uyuklarım o ayrı ama böylesi daha kötü oluyor. salyam akıyor lan.
hasta la vista baby

05 Temmuz 2009

günahın boynuma

Gel günahın boynuma, gel
Dur birazcık bir ara ver
Hasretin canımı tüketti
Bari bir gün sohbete gel

Mumları yaktım, bir ümit önce
Aynaya baktım, sürdüm kokular
Bir çizik attım kara kaplıya vah
Vah yine bana kısmet, yeni acılar

Yâr sevdamı sürüyüp gidiyor
Dağlara deryalara
Hem hürriyet hem de aşk istiyor
Vay bana vaylar bana

Yâr gücünü bende deniyor
Gül yüzleri yabana
Hem kolay ah hem çok zor
Vay bana vaylar bana

(Sezen Aksu)

02 Temmuz 2009

tenuyumu

yıllardır çözülemeyen büyük muamma nihayet gün ışığına çıktı.
Özgür bariton mudur tenor mu sorusunun yanıtı bugün bulundu.
ses rengim baritonmuş ama aralığım(biz müzisyenler register diyoruz) tenora daha uygumuş.
Mustafa Hoca'nın yalancısıyım. o öyle dedi
bana sorsan en fazla sokakta layloooon diye bağıran adamım.

01 Temmuz 2009

şan şöbiyet

bugün düşündüm taşındım ve şarkıcı olmaya karar verdim. vj bülent bile şarkı söylüyormuş. benim neyim eksik sanki
15dk.lık şan eğitimi bile beni muhteşemleştirdiğine göre 1-2 ay çalıştıktan sonra Hafız Burhan'la, Hafız Sami ile, nebileyim Kâni Karaca hiç olmadı Bekir Sıdkı Sezgin'le filan yarışır seviyeye gelirim diye tahmin ediyorum.
Mustafa Hoca sağ olsun inşallah adam edecek beni. zaten benim sesimi ve kulağımı da düzeltirse alsın beni çerçeveleyip duvarına assın gurur tablosu olarak.
bu çalışmalar sebebiyle tangoya ara veriyorum bir süreliğine. iyice azaltıp adam gibi çalışma disiplinine girmem gerekiyor.
yoldan çıkartmayın lan beni. Süreyya Hoca gibi anlayışlı olsanıza ulan adiler.
bir süre gizleneceğim insanlardan.
ha bu arada kabasakala dönen sakalı da kestim. pırıl pırıl odum yine. bıyık ve çene bölgesindeki tavuk götü modeli duruyor sadece.