29 Ağustos 2009

çekirdek

dün adaya gittim. önce Büyükada'ya yazlık sinemaya Wall E izlemeye. ardından Burgazadası'na oturmaya.
Burgazada her zaman en güzel ada bence. Büyükada çok dandik lan. eşek kadar yer. lmaz öyle şey. her yeri tezek kokuyor zaten. hep at boku içinde. halbuki Burgaz neg'zel. her neyse. pek çok açıdan ilkler yaşanmmış oldu. oldu da bitti maşallah; adam olur inşallah.
ayrıca fark ettim ki Toblerone yazmayı beceremiyorum. şimdi de bakarak yazdım. o'lar ve e'leri doğru yere oturtamıyorum bir türlü.
Erdem İzmir'e geri dönüyor. bu izninde kendisiyle epey görüştük sayılır. öncekilerde hep aksilik çıkıyordu. bir türlü denk getiremiyorduk.
yarın neredeyse bütün gün Elif Hanım ile birlikte olacağız. bayram kutlamalarını şölene dönüştüreceğiz (şölen ne garip kelime).

buraya kadar olan kısmı saatler önce yazdım aslında ama size göre sanki bu cümleyle aynı anda yazmışım gibi olacak. publish post isimli güzide turuncu düğmeye basmayı unutmuşum. yazdıktan sonra uyudum, uyandım, Altuğ ile kayalara gittim geldim. çok şey yaptım.
bizim kayaları çok seviyorum ya. ev gibi filan bir yer orası artık. ilerde kendi evim olursa içine kaya koymak istiyorum. zaten merak ediyorum kendi evim olduğunda nasıl olacak acaba diye. değişik bir şey. ya çok bildiğin ev olur ya da garip bir şey olur. ya ne olacağıydı ampûl.
uyku vakti. çok yorgun gibiyim. sersem oldum.

28 Ağustos 2009

sazvesöz.net | 8. sayı


İlk Türk Müziği E-Dergisi olan Saz ve Söz'ün "Dini Mûsikî" çevresindeki 8. sayısı yayınlanmıştır.

Bu sayımızdan başlıklar:

Editörden | Özer Özel : Ramazan ayına denk gelen bu sayımızda yazılarıyla desteklerini bizden esirgemeyenÜmit Sakman ve Bülent Çelik’e, dergimizin röportaj önerisini memnuniyetle kabul eden TRT İstanbul Radyosu kanun sanatçılarından kanuni Reha Sağbaş’a, Üsküdar Valide-i Cedîd Camii imamı Kerim Öztürk’e, Ali Turan’a tüm dergi ekibi adına teşekkür ederim.

Öz Kültürlere Yapılan Gaflet, Dalalet ve Hatta Hıyanetler | Özer Özel : Hem resmi göremeyen hem de anlayamayan bir kısım vardır ki, “anlayamıyorum bari resmi göreyim” diyerek, görebilmek için bir takım yollar aramışlardır. İşte ses sisteminin matematiksel olarak formüle edilmesi bunun içindir. Oysa ki müziği vücuda getiren için, o resmi yapmak ve anlamak çok kolaydır.

Türk Müziği Üzerine Söyleşi | Reha Sağbaş : Türk müziği kendi halinden değişikliliğe uğrarsa ancak böyle bir orkestra disiplini kazandırılabilir. Türk müziği orkestrası yapmaya çalışanlar olmuştur. Günümüzde de hâlâ vardır. Bunların başarılı olamadıklarını bu genç yaşınızda bilmiş olmanız lazım.

Dini Mûsikî Üzerine Söyleşi | Kerim Öztürk : Tilâvette tecvîd, mahrecler herşeyin üstündedir. Musiki ondan sonra gelir.

Ramazan ve Müzik | Özgül Özbilen Turgay : Mahmud Bey’in, Fevziye Kıraathanesi’nin küçük sahnesinde, kemani Yorgi’nin öğrencisi doktor Cemal Bey eşliğinde oynattığı çengileri duydunuz mu hiç?

Müzik Tarihinde Halk Ozanları veya Aşıklar | Ümit Sakman : İki bin trouvere şiirinin 2/3' ü şarkı olarak bestelenmiştir. Çoğu karışık melodik biçimler taşır. Troubadourlardan daha ileri örneklerdir. Chansonlar en önemli yeri tutar. Diğer formlar troubadourlardan devir alınmıştır.

Türk Mûsıkîsinde Makamlar ve Ezoterik Yorumları | Bülent Çelik : Klasik Türk Mûsıkisi’nin başlangıcının 10. yüzyıla kadar uzandığı iddiaları varsa da, 13. yüzyılda Mevlana Celaleddin-i Rûmi ve oğlu Sultan Veled zamanında yapılan bestelerle başlar. Daha sonra Büyük Hoca Abdülkaadir Meragi müziğimize ivme kazandırmış, derinlik getirmiştir

Nail Yavuzoğlu’nun nazari savları üzerine bir kritik | Ozan Yarman : Gel zaman git zaman, duydum ki, Nail Yavuzoğlu’nun, 48-ton eşit taksimata dayalı “21. Yüzyıl teorisi”, bir eğitim modeli olarak İTÜ TMDK’da uygulamaya taşınmak isteniyor.

Ethem Ruhi Üngör'ün Ardından | Korkutalp Bilgin :
20. yüzyılın belki de 3-5 ''gerçek'' müzik araştırmacısından biri, koleksiyoncu kelimesinin çok çok zayıf kalacağı, sadece müzik aleti toplaması ve muhafaza etmesiyle değil, güfte ve eser toplayıp açığa çıkarmasıyla da gerçek mânâsıyla bir müzik arkeoloğu, magazin dışı Türk müzik dergiciliğini on senelerce sırtında taşımış olan yayıncı Ethem Ruhi Üngör'ün 10 Ağustos günü 87 yaşında ebediyete göçtüğü haberini ertesi sabah öğrenerek gaflet uykusundan uyandım.

Kemençe Çevresi | Aslıhan Eruzun Özel : Kemençe adına her konuda çalışma yapmış, kemençeyle uzaktan yakından ilgili herkese açık olan ve YTÜ Oditoryumu’nda gerçekleşen bu ilk toplantıda önemli konuklar sahne aldı.

Sonbaharın Sesi | Oğuzhan Erdem : Ruha doğrudan teması bilinen musiki bazı bedeni ve zihni marazların tedavisinde de tarih boyunca birçok medeniyette şifa amaçlı olarak kullanılırken, Er Razi, Farabi ve İbn-i Sina gibi çağın büyük İslam bilginleri ses frekanslarının insan üzerindeki fizik ve duygu etkilerini uzun zaman tetkik ederek uygulamalar yapmışlardır.

Genç Müzisyenler | Ali Turan : Rahmetli Kâni Karaca'nın babamın çok yakın ahbabı olması münasebetiyle ondan da çok istifade ettim. Dolayısıyla temelde dini musıki ile iç içe büyüdüm.

Recep Birgit'ten Seçmeler | Korkutalp Bilgin : Albümün ilk yarısında klasik eserler var. İkinci yarısı ise merhum üstadın okuduğu Rumeli türkülerine ayrılmış. Kendisi de Rumelili olan üstad, pek çok türküyü klasik enstrümanlarla, çok iyi tanıdığımız nefis tavrıyla okumuş.

Türk Din Mûsikîsi | Okan Yunusoğlu : Türk Mûsikîsini bir nehir olarak düşünseydik eğer, câmi ve tekkeler bu nehri besleyen en büyük damarlardan biri olurdu. Saz mûsikîmizle birlikte en fazla dinlemeye ve takip etmeye çalıştığım camî ve tekke musikisine dair çalışmalara bir yenisi de Ahmet Şahin Ak tarafından ekleniyor.

Keyifle okumanız dileğiyle.
Saz ve Söz ekibi adına --
R. Özgür ALTUN
http://www.sazvesoz.net
.-. .-.-.- --- --.. --. ..- .-. .- .-.. - ..- -.

26 Ağustos 2009

tangol

zilyonuncu defa tango çalışmak lazım diyeceğim ama yine yalan olacağını biliyorum.

dergi çıkmak üzere. tüm yazılar hazır. 1-2 ufak düzenleme kaldı sadece
hangi dergi mi?
dopdolu oldu bu sayı. bakallım sıradakinde ne olacak?
şaka lan şaka. biliyorum ne olacağını. daha da dolu olacak. yükte hafif olsa bile pahada ağır olacak. yoksa dergi olmaz. gelişmezsek çıkartmayı yeni sayı. bu kadar da kesin konuşuyorum.

www.sazvesöz.net

24 Ağustos 2009

temizlenmiş

bir süredir sitelerimiz virüs zımbırtısıyla uğraşıyordu
az önce temizledim. herşeyi cillop gibi baştan yükledim ve kendi sayfamı açtığımda çıkan rastgele yazılardan şununla karşılaştım
"Tarçınlı sabun ile temizlenmiş kişisel sayfa."

bu bir mesaj olmalı

şimdi Google amcaya da temiz olduğumu ispatlamak zorundayım

ağkitabı

netbook dedikleri ufak, sevimli zımbırtılar var ya şu anda onunla yazıyorum. aslında biraz onunlayım. yani yazdığım doğru ama monitör olarak normal monitör kullanıyorum.
1,08kg ağırlığı ve 5 saatlik pil ömrü var. şahane sesi var. daha ne olsun. tek kusuru ekran çözünürlüğü. yükseklik 600den büyük olamıyor. o sorun da çözülürse tam muhteşem. benim gibi oyun oynamayan, kastırıcı şeyler kullanmayan kişiler için biçilmiş kaftan. al eline cüzdan gibi taşı.
ama şu monitör küçük işte. yerse bir de lcd ekran taşırsın ama astarı yüzünden pahalıya gelir. ağırlık 5 kilograma çıkar.
her neyse. öyle bir yazayım dedim.
derginin yeni sayısı çıkıyor bugün yarın.
yanlış yazmadım. www.sazvesöz.net türkçe ö farfi ile yazılıyor.
onu beğenmezsen şunlar da olur

bu arada bilgisayarcıkla hava mı atıyorsun demeyin lan. benim değil. tükkan malı.

19 Ağustos 2009

bebe

bugün çocuk ihtiyacımı giderdim neredeyse.biri 3 öbürü 4 yaşında olan ikizlerle oynadım.
yatıyorum şimdi. şahane bir kalıp olarak kullandığım sonra belki anlatırımı kullanıyorum yine. üşenmezsem ve hatırlarsam sonra belki anlatırım.
derginin yazısını ısrarla bitiremiyorum. yarın bitmesi lâzım artık.
ha bir de birazdan kendimi aşıp haftalar sonra üzerime örtecek bir şey almayı düşünüyorum.
ısrırım lan ben o çocukların popolarını boyunlarını.

18 Ağustos 2009

hancı


Nejat İşler - Hancı

makyaj odası şarkıları

albüme göz atıyorum şimdi. sonra detaylı olarak yazarım belki.
Nejat İşler'in ne güzel sesi varmış lan. yorum vasat fakat renk çok hoşuma gitti. hancı'yı söylemişler bir de. güzel şarkı be

kaldır artık boş kadehi n'eyleyim...

yıldız

bu sene de yıldız izlemeye devam ediyoruz. önümüzdeki maçlara bakacağız artık.
bakarsın astronomi mezunu olurum lan. kısfmet.

affeyle suçum

Affeyle suçum ey gül-i ter, başıma kakma
Bir bağrı yanık aşıkım, ettiğime bakma
Gönlüm' yeniden ateş-i hicrana bırakma
Yaktın beni bari a güzel, canımı yakma

(Enderunlu Vasıf)

bir zamanlar

Sen vardın bir zamanlar
Gülen yüzün
Seven kalbin
Hüzünlü bakışlarınla
Ben vardım bir zamanlar
Gülen yüzüne yangın
Seven kalbine müptela
Hüzünlü bakışlarına vurgun
Sen ve ben vardık bir zamanlar
Yok, yok
Öyle değil
Ben vardım da sen yoktun
Hah! İşte böyle…

(Ebru Yaşar Seçen)
2009 yaz

16 Ağustos 2009

tiriniti

yazmadım uzun zamandır
intirniti az kullanır oldum. Fatih Mehmet Koça ne yapıyordur acaba. özledim adamı. rüyamda kendisini kaldırıp havaya atmaya çalışyorduk. ama sınıfın mevcudu ne hikmetse 6-7 filandı. benim de belim ağrıdığı için kaldıramıyordum tam güçle. az kalsın düşürecektik adamı da son anda vazgeçtik. vazelin ne garip şey. vazelin dendiğinde aklıma ilk olarak boks maçları geliyor. yüze vazelin sürmek hile sayılır lan aslında. sürülmemeli. tabii sürülmezse sonuçlar daha kötü olur ama ne bileyim. şimdi yazarken hile gibi geldi. neyse işte. çok alâkasız bir şey yazmak için oturmuştum ama ne yazacağımı unuttum şimdi.
hiç yoktan iyidir.
(hiç, yoktan iyidir)

09 Ağustos 2009

ayazda kalmış

dün mü önceki gün mü ne fark ettim ki benim 1 haftayı geçkin süredir yastığım yok. yaklaşık 1 hafta kadar süredir de üzerime örtecek bir şeyim yok.
yastığa ne olduğunu hiç bilmiyorum. bir gün geldiğimde yoktu. hiç sorgulamadım.
pike, battaniye, yorgan falan filan ise benim kabahatim. çarşafı değiştirirken üzerime örttüğüm zımbırtıyı da kirliliğe attım ama yenisini alaya üşendim. şimdi geceleri yatarken kapşonlu br şey giyip öyle uyuyorum. serin oluyor çünkü sabaha doğru.
dün gecenin kritiğini de sonra yaparım. üşendim şimdi.
özetle sabahladık. yani bildiğin sabahladık. bi' tek elde şarap şişeleri eksikti. 8'de eve girdim. hoş zaten gece gitmiştim ama öyle işte. deniz iyidir güzeldir. yeni açılan fırından küçük emrah gibi ekmek çalıp koşarak kaçtım. öyle sayılır yani. 2 ekmek alıp para verdim ama bozuk yokmuş. sonra bırakırsınız dedi. tamam dedim ama hâlâ bırakmadım. sonra olmadı ki henüz.
yarın da olmuyor hiç. çünkü yarın her saniye öteleniyor.
-yarın ne zaman olacak?
+yarın.

07 Ağustos 2009

seyrek

nereden aklıma geldi bilmiyorum ama bugün çile yolunda birdenb ire kafama düştü. geçen ay izne geldiği zaman "her haltı yazıyorsun da aşk hayatını niye yazmıyorsun lan" gibi bir şey dmeişti Erdem.
"ayıp lan yazılmaz öyle şey. savaş çıkar" demiştim. "yazayım da necla, leyla, hülya, derya, berkecan birbirine girsin. hepsi birbirinden gizli ya nasıl yazayım. olmaz öyle şey."
geçenlerde de eski yazdıklarıma bakıyordum. ne için baktığımı hatırlamıyorum. megalomanlıktan değil. lazım olmuştu. vallahi unuttum sebebini.
neyse işte. seyrek de olsa yazıyorum aslında. kimisi çok ince gönderme olmuş. bir yerde berkecan'a ilan-ı aşk etmişim ama o tam sayılmaz.
seyrek dedim ve şimdi önüme düştü. saçlarım dökülmeye başladı. feci saç döküyorum. kelleşeceğim yakında. kıvırvık kafaya kellik de at-kelebek ilişkisi gibi durur.
kocaman lan benim kafam. çok komik parlarım güneş altında.
öyleyse shiny happy discoball olalım

I like your style
I like your smile
I love your heart and
I loved you right from the start

(Tower of Power)

gittiğinizyereşuandaulaşılamıyor

Aziz İstanbul'da ulaşım ile ilgili bir şeyler yamzıştı geçenlerde.
bugün hak verdim kendisine.
sadece 2tanecik iş için 1 gün içinde 11 defa toplu taşıma aracı kullandım.
sabah Taksim'den tükkana otobüs(1) Sirkeci'deki ticaret odasına gitmek için önce Zeytinburnu'ndan otobüs(2) sonra Çapa'dan tramvay(3). ticaret odasında o binadan öbürüne savurdular ve nihayetinde "buradan değil; Perpa, Kadıköy veya Esenler'e gitmen gerekiyor" dediler. mâkul olan Perpa'yı seçtim. tramvay(4)la Kabataş'a, funiküfükfük(5)le Taksim'e oradan da metro(6) ile Mecidiyeköy'e geçtim. metrobüs(7)e yürüyüp Perpa'ya ulaştım. ne biçim lanet bir yer var ya. anlatamam. allah sabır versin orada çalışanlara, işi düşenlere. şehir lan. bildiğin şehir. öküz gibi yer. kayboldum içinde. sora sora ito şubesini bulduğumda öğle tatiline girmişti. bekledim. açıldı. fazla sıra beklemeden hallettim işleri. çıktım tekrar metrobüs(8)e binip Zincirlikuyu'ya gittim. doğrudan Zeytinburnu'na gitsene dediğinizi duyar gibiyim sayın okurlar lâkin Fındıklı'ya müşteriye gitmem gerekiyordu. e o zaman Sirkeci'ye gitmişken gitseydin diye cevap yapıştırdığınızı sandığınız anda yüzünüze doğru nah yapar ve elimi kıvrak bilek hareketleriyle genel kabul z ekseninde sallarım. her neyse. Zincirlikuyu'dan otobüs(8)le Kabataş'a; oradan ise tramvay(9)la Fındıklı'ya gittim. işimi hallettikten sonra tekrar tramvay(10)a binip Zeytinburnu'na ve nihayet günün son toplu taşıma aracı olan otobüs(11)e binip tükkana gittim.
bunları yaptığım zaman zarfını öğle tatili diyerek verdiğim ipucundan tahmin edebilmeniz lazım. edemiyorsanız zaten şu okuduklarınızın çoğunu anlayamıyorsunuzdur. gidin biraz sudoku filan çözün.
"bir dokun bin ah işit bugünlerde böyleyim"

aman yavaş, aheste

Akkuzu, 08 Ağustos 2009 Cumartesi günü Ataköy 5. Kısım Camii'nde kılınacak namazın ardından toprağa verilecek.

Bahadır Abi




Sen gideli sevgilim
Bahçemde güller açmıyor
Geceler bitmek bilmiyor
Geceler buz gibi, sabah olmuyor
Şimdi ben sensiz nasıl yaşarım söyle
Şimdi ben sensiz n'eylerim söyle
Son bir kez görebilsem seni
Tutsam, dokunsam ellerine
Yokluğun dayanılmaz oldu
Hasret kaldım gül yüzüne
Şimdi ben sensiz nasıl yaşarım söyle
Şimdi ben sensiz n'eylerim söyle
Söyle, ben sensiz nasıl yaşarım söyle

Al beni, götür gittiğin yere
İstersen vur yerden yerlere
Ne olur al beni
Götür gittiğin yere
Yeter ki terk etme
Ne olur al beni
Götür gittiğin yere

Bekledim seni gecelerce
Yaralı ceylan misali
Ardından düştüm çöllere
Leyla'ya koşan Mecnun misali
Şimdi ben sensiz nasıl yaşarım söyle
Şimdi ben sensiz n'eylerim söyle
Söyle, ben sensiz nasıl yaşarım söyle

(Bahadır Akkuzu)

05 Ağustos 2009

cezaevindebayramlagörüştüm

dün çok önemli bir görüşme yapabilirim demiştim. yaptım.
oldukça başarılı geçti. merdiven ihalesi için teklif sundum. dolandırılmazsam görüşmelerimiz devam edecek diye umuyorum.
vücuda gelmiş rakıyı bitirdikten sonra Safiye Ayla ile karşılıklı olarak türk kahvesinin vücuda gelmiş olanını tüketeceğim.
damak tadımı çekmecede saklıyorum.

rakıkavun

anasonblu gelata içi rakının ete kemiğe bürünmüş hali derdik Ebru Abi ile ama bu kadar olacağını tahmin etmezdim.
deminden beri bi anasonlu galeta biraz kavun şeklinde demleniyorum resmen.
o değil zaten karnım aç. kafaya vurdu iyice. açlık da şımarıklıktan. güveçte kurufasülye var içerde ama yemeğe üşendim. şimdi doğru olan hangisidir? yemeye üşendim mi yoksa yemeğe üşendim mi? bilemedim bunu. gönül yemeğe üşendim demek istiyor. zaten öyle de dedim. aha tekrar diyorum. yemeğe üşendim.
anasonlu galeta ile ilgili değişik de bir anım var. aslında değişik değil. öylesine bir şey işte.
bir gün tango dersine gitmeden önce öğle yemeği niyetine camış gibi yemiştim. her neyse işte derse gittim, bitti ders.
böyle anlatınca anı gibi olmadı. oldu ama ilgi çekici olmadı.
günler sonra milongaya mı gitmiştik neydi hatırlamıyorum. konu rakıdan açıldı. İntizam da rakıya düşkünsün herhalde. derslere gelmeden önce bile içiyorsun dedi.
meğer o anason kokusunu alınca rakı içip gittim sanmışlar.
bak şimdi komik oldu anım

senden kalan tek anı bu solgun sayfadaki güller
alır beni götürürler sevgi dolu yıllara
(Fatih Erkoç)

bum kari kari

Bum kari kari kari
Bum kari ka-ri
Bum kari kari kari
Bum kari ka-ri
Bum bum
Bum kari kari kari
Bum kari ka-ri
Bum kari kari kari
Bum kari ka-ri
Bum bum
Bum kari kari kari
Bum kari ka-ri
Bum kari kari kari
Bum kari ka-ri
Bum bum
Bum kari kari kari
Bum kari ka-ri
Bum kari kari kari
Bum kari ka-ri
Bum bum
Bum kari kari kari
Bum kari ka-ri
Bum kari kari kari
Bum kari ka-ri
Bum bum
Bum kari kari kari
Bum kari ka-ri
Bum kari kari kari
Bum kari ka-ri
Bum bum
Bum kari kari kari
Bum kari ka-ri
Bum kari kari kari
Bum kari ka-ri
Bum bum
Bum kari kari kari
Bum kari ka-ri
Bum kari kari kari
Bum kari ka-ri
Bum bum

04 Ağustos 2009

cezaevindebayramgörüşmesi

bugün önemli bir görüşme yapabilirim
çileden çıktım, bekliyorum.

şaka lan şaka daha girmedim.3-4saat sonra çıkacağım.
şimdi evden çıkıyorum sadece

03 Ağustos 2009

şekerim

bugün çok yazdım ama sokağa çıkıp geri geliyorum ve sıcaktan at sidiği gibi buharlaşmadan rahatlamak için bilgisayar başında boş boş oturuyorum. o yüzden yazıyorum
neyse, ne diyecektim. hah bu şekerim ve cicim hitabına çok alıştım galiba. Elif Hanımcığım ile dalga geçe geçe başlamıştık kullanmaya ama fark ettim ki etrafımdaki bir sürü kişi bana şekerim demeye başlamış. demek gündelik hayatta da kullanıyorum ki öyle diyorlar. nonoşlaşıyor muyum lan acaba? değildir be cicim. lan yine!
belki de herkes örgütlenip beni paranoyak şizofrenik android yapmaya çalışıyorlardır.
zaten tam akıllı değilim bir de siz tüy dikmeyin be.
acıyın şu fukaraya

cübüşahmet

dün gece televizyon izledim. mutfağa şeftali almaya gitmiştim o sırada salonadn Fatih Altaylı ve Murat Bardakçı'nın sesinin yanında garip, yarı türkçe yarı gavurca konuşan cılız sesli birisi. ardından hayvani böğürmeden kahkahalar duydum. garipliği sezip şeftalinin suyunu damlata damlata gittim baktım televizyona. cübbeli cenabet Teke Tek'e konuk olmuş. bir konuşuyor var ya anam benim oy oyyy. Bardakçı amsaya yatmış tansiyonunu toparlamaya çalışıyordu. bekar kadınlar öldüğünde şehitlere verileceklermiş. erkeksiz kalmayacaklarmış. evliler ise son kocalarına verilecekmiş. erkekler istediği huriyi alabiliyormuş. taklalar ata ata gülerken sızmışım bi' ara. sonra ayılıp devam ettim gülmeye.
ramazan ayında tekrardan konuk edecekmiş Fatih Altaylı. eğlence oldu ona da. hep ciddi hep ciddi nereye kadar zaten. bu yaşına gelmiş eğlensin artık.
tekrarı yayınlanırsa veya internette filan varsa izleyin mutlaka.
cübüş tarikatı mensubuyum artık.
çok yaşa be Ahmet.
vay anasını yaa. böyle insanlar var hayatta.

önemli

çok önemli ve kıymetli bir bilgi yazacaktım ama unuttum lan
azıcık bile olsun hatırlamıyorum. neydi acaba

neydin güzelim sen ah dün gece neydin
beygir güzelim sen ah tüm gece değdir

02 Ağustos 2009

şıpıdık

çok garip şeyler oluyor son dönemler.
ben ki komşuya giderken bile çorap, papuç giyer giderdim artık sokağa terlikle çıkabiliyorum.
sokağa çıktığım yetmezmiş gibi alışveriş merkezine gidip markete giriyorum. hatta soğan, patetes ve çikolata alıyorum. üzerine önce deterjan sonra çocuk reyonunun önünde yarım saat telefonla konuşuyorum. terlik lan. bildiğimiz terlik. şıpıdıkşopuduk ses çıkartan ayak giyim kuşamı.
sonra da kasiyer 3 küsür liralık paraüstünü en büyüğü 25 kuruş olacak şekilde elime tutuşturdu. bir elimde 5litrelik su ve pattizzoğanın olduğu torba diğerinde bozuk paralar, ayağımda terlikle şıppıdık şappuduk yürüdüm geldim eve. bakkala girip bakkal amca bu kadar paraya ne olur desem sakız reyonunu gösterirdi. belki de en küçük ve ucuz patsitoların olduğu yere yönlendirirdi. bilemedim şimdi.
bi' de ekmek alıp ucundan ısırıp yemeye başlasaydım tam olacaktı.
ama eve gelene kadar paraları düşürmedim he. tam para üstü getirdim.
o değil de acaba küçükken yaptığım gibi bozuk paraları biriktirsem yeni tanbur parası toplayabilir miyim?
denemek lâzım. adam gibi bir tanbur ve yaylı tanbur istiyorum artık. çok zil bunlar.
tabii bunlara da şükür ama şöyle bir Onnik veya Vasil yapımı tanbur olaydı. ah ulan tanbur manbur çalmazdım o zaman. kendi kendine çalardı onlar. sadece dokunman yeterli.
günün birinde belki
belki değil mutlak... Erkan Oğur...
(gel beni yoğur...yoğurt...doğurt...doğrult...doğrultu...sus(4))

01 Ağustos 2009

küçükbüyükdememekgerek

dün Burgazadası'na gittik Erbu Abi ile.
Kalpazankaya'nın tepesinde yaylı tanbur gıygıyladım. sonra Barba'ya gidip oturduk. 1 küçük ardından 1 büyük bitti.
büyüğün dibinde azıcık kaldı. büyük Ebru Abi'nin eseri tabii ki.
alkolden anlamayan ben bir de o halde gaza gelip tanbur çalmaya çalıştım. masa masa gezip alkış topladım. bildiğimiz pavyoncu oldum lan.
yaylı tanbur olmasa olmazdı öyle şey. mızraplı tanbura ihanet edemem.
böyle işte. detay yazasım gelmedi. çok şey yaptım içince ama küçüklere kötü örnek olmayayım. yersen.
alkol ne lan?
alkali metaller gibi