30 Eylül 2009

yalancınıngötüsıçanakadarosurur

dün akşam istemeden kandırmış oldum seni bilög. sabah yıkanırım dedim ama olmadı. yatmadan önce yıkandım. çok düzenbaz insanım yaa. işim gücüm kandırmak.
şaka lan şaka. arada sırada kandırırım.
neyse dün bahsettiğim iç açıcı konuya değineyim.
büyük abdest, kaka, dışkı, bok, sıç, pırlanta tozu... bu iş çok çetrefilli bir iş. o kadar yemeği yiyorsun yiyorsun ve sonuç nedir? bok.
bildiğiniz gibi dünyadaki en büyük huzurlardan birisi sıçmaktır. elinde dergisi, kitabı, gazetesi, sazı ile sıçan birisinden daha huzurlu olmak pek mümkün değildir. sevdiceğin koynunda yatmak filan demeyin. kafanızı gözünüzü kırarım. kakan varken git yat bakalım sevdiceğinin koynunda. yemez. kakası olan insan hayattan soğur. soğuk terler döker. yaşam mücadelesi verir. işte bu durumun en zor hasıl oluşu gece yatarkenki düşüncedir. çok fazla dolmamıştır fakat kendini belli edecek ölçüdedir. yatılacak saat de geç bir saatse ve dört beş saate kalkılacaksa insan kara kara düşünmeye başlar. uykudan evvel sıçmalı mı yoksa sabaha mı bırakmalı. eğer yatmadan önce yaparsanız daha huzurlu bir uyku geçirebilirsiniz ama işte asıl sorun sabaha bırakma düşüncesinde vuku buluyor.
bütün gün dışarıda olacaksanız ve ev dışında sıçmaktan hoşlanmıyorsanız hızlı bir durum değerlendirmesi yapmalısınız. sabah kalkar ve geceden kalanları kanalizasyonun derinliklerine bırakırsınız. bu vesileyle gece boyunca sindirilmiş olan akşam yemeğinden de büyük ölçüde kurtulmuş olacak ve akşam eve dönüşe kadar rahat bir bağırsak durumu ile yaşayacaksınız. fakat gece yatmadan önce yaparsanız kahvaltıdan sonra tekrar sıçamayabilirsiniz. gün içerisinde yiyip içecekleriniz bağırsaklarınızı makata doğru taarruza geçirecektir ve bunun sonucunda eve dönüşünüzde boncuk boncuk terleyip, eve kadar koşsam mı yoksa bir köşeye çömüp sancılı dönemin geçmesini mi beklesem diye düşünürken bulacaksınız kendinizi. tecrübeyle sabittir ki ilk düşüncenizi gerçekleştirin. beklemek sadece zorlu anların daha da zorlu geçmesini sağlayacaktır. gerekirse eve yaklaştığınızda evdekileri arayıp asansörü zemin kata yollamalarını ve evin, helanın kapısını açık tutmalarını bile tembihleyebilirsiniz. çok katlı binalarda gerçekten işe yarayan bir eylem. bu kıyağımı unutmayın.
şimdi bu koşullar altında sabaha bırakmak çok mantıklı gözüküyor fakat kazın ayağı öyle değil arkadaşlar. sabah vaktinde uyanamayabilirsiniz. olabilecek bir aksilik sebebiyle sıçmadan çıkabilirsiniz. sabaha kalktığınızda sahte geri kaçma denen duruma düşmüş olabilirsiniz. o anda ne kadar ıkınırsanız ıkının sıçamazsınız fakat evden çıktıktan yarım saat sonra kendinizi zor tutarsınız. işte bu tip durumlara karşı önlem almak için de akşamdan yapmak riskleri azaltacaktır.
kısacası çok zor kararlar bizleri bekliyor cengâverler. Allah götünüze, bağırsağınıza dirayet versin. sübhaneke dinimiz amin.

29 Eylül 2009

sarışınınadıesmerintadı

ezelden beri sarışın sever bir insan olamadım. esmer veya kumral tercihimdir. kızıl veya zenci de olabilir ama sarışınlara soğuğum. soğuğum ne garip kelimeymiş. soğukum daha sevimli. her neyse. yakın zaman önce fark ettim ki sarışınların erkek olanlarına daha bi' gıcığım. sarışın erkek çok çiğ geliyor. çiğ ne demek demeyin. anlamak isteyen ne demek istediğimi zart diye anlayacaktır. hatta geçenlerde salona girip de dizileirn birinde bir sarışın görünce valideye de belirttim bu fikrimi ve o da hak verip bence de çok çiğ oluyorlar dedi. yani çiğ derken neyi kastettiğim anlaşılabiliyormuş. tabii ki eli yzü çok düzgün, sarı kafalılığın bile yakıştığı erkekler vardır. şimdi isim gelmiyor aklıma ama o sarı pipileri bir de siyahşın veya kahverengişin olarak düşünün.
kadınlar için de geçerli. sarışın kadın pornocu değilse çok hoş olmuyor. geçe gün sık kullanılanlarımı gözden geçirdim de listedeki bayanların ezici çoğunlğu esmer veya kumral.
odada iki tane sivrisinek var. biri camış gibi. haşereye ölüm spreyi de bitmiş. öldüremedim. sevmiyrum vurarak öldürmeyi.
konular birbirinden çok bağımsız gibi oldu ama değil. ben sarışınlığı yazarken kulağımın dibinden geçtiler. böylece iki konu bağlanmış oldu. yıkanmam lâzım ama üşeniyorum şimdi. sabah yıkanırım. haydin iyi geceler bana. yarın yorucu olabiler. erkenden yatayım. dün gece yeterince geç yattık zaten.
daha sonra unutmazsam sindirim ve boşaltım sistemleri ile uyku sistemi hakkında bazı tespitlerde bulunacağım.

astronowomannocry

Orçun ile kayalara gittik. teleskop, dürbün ve ney eşliğinde. neyle bakınca pek bir şey gözükmüyor galiba ama üfleyince dinleniyor. mesela dürbünoskopla da üfleyince dinlenmiyor ama bakınca gözüküyor.
ne garip. ikisi de alet edevat ama farklı işlere yarıyor. garip. hani şekilleri de benziyor aslında. uzun ince tüp işte anasını satayım.
ayın batışını izleyip geldik. çok garipti bugün. polisler defalarca geçti fakat hiç kimlik sormadılar. sonra kadının birisi sürekli çemkiriyordu tepedeki ağacın oradan. bir ara arabaya filan vurdu. değişikti. havalar iyice serinlemiş artık. bacaklarım üşümüş. oradayken farkına varmadım ama şimdi eve girince hissettirdi kendini. soyunup dökünüp yatmak gerek şimdi.
haydi vre yassu

28 Eylül 2009

keşkeuyumuyorolsan

Bugün
Bu gece
Bu saat
Zamanı durdurdum
Her zamanki sen dolu düşünceleri
beynimde ve kalbimde yaşarken
Aniden zamanı durdurasım geldi
Biliyorum ki inanmazsın şimdi bana
Ama billahi öyle
Durdurdum zamanı
O an nasıl geçiyorsan hafızamdan
Öylece kaldın
Geceyle gündüz karıştı
Rüzgâr sustu
Yağmur dindi
Yıldızlar birleşti
Ay denize indi
Tüm nefesler sustu
Gözyaşı pınarda kaldı
Kahkaha dudağa takıldı
Sözler bitti
ve
Yalnızca gönül sesi işitildi
Nasıl geçiyorsan aklımdan
Nasıl yer ettiysen kalbimde
Dünya durdu
Sevdama reverans etti…
Keşke uyumuyor olsan
Olsan da
Sen de ortak olsan sevdama
Bir daha olur mu bilmem
Bilemem…
Ben
Bir tek senin için
Bugün
Bu gece
Bu saat
Zamanı durdurdum…

ah, zamansız zamanlar… ah…


ebru yaşar seçen 2009
sonbahar

27 Eylül 2009

begümletmiş

anaa bu resme şimdi dikakt ettim ben. ula Begüm, ne garezin vardı bana?
burada bilmem kaç bin metrede arkadan tepiklemişsin. sonra aşağı inice de yaktın. gerçekten hainmişsin be. insaf. bu kadar da yapılmaz ki.

beltango

hangi akla hizmetse kalkıp milongaya gittim. Ezgi, Ezgi Ceren ve Canan ile dans edebildim sadece. epey ağrım oldu. gecenin sürprizi Altuğ oldu. o da milongaya geldi. çıkışta yürürken Serkan ve Orkun'u gördüm. Aysun'u da görmüşüm aa onu tanımadım ilk başta. sonra şahane bir dedikodunun geri dönüşü olayına tanıklık ettik. benim verdiğim haber bana geri döndü. hem de değişerek. ve arada sadece bir kişi vardı. düşünün yani. neyse, hemen daha da yaydık zaten. sonra Birkan ve Hande'yi de gördüm. Hande erimiş bitmiş. aids filn mı diye merak etmiyor değilim.
ardından çlgınlar gibi gecenin bir yarısı Canan'ın böğürtlenli tatlısını bekledik. sonra daha çılgınlar gibi dolmuş sırası bekledik. en sonunda da en çılgın gibi metrobüs bekledik. kırk beş dakika civarında metrobüs durağında bekledik. vay anasın be. metrobüste sandviççi amca vardı. kulağında kulaklık. beş on dakikada bir ayılıp sandviç var diye bağırdı.
şimdi eve geldim. bel ağrımla birlikte topkek bi' dolu ve soda eşliğinde gece beslenmesi yapacağım. niye? çünkü ilaç içmem gerekiyor. aç karnına içmek iyi değilmiş.
yarın da idmana gideceğim Oğuz'la. fazla çalışmam. zaten böyle olursam çalışamam.
gittim şimdi. çav bella.

25 Eylül 2009

gittigidiyor

o kadar helalleştim (hell yeah) ama henüz ölmedim. kısmetse bu gece.
nihayet Gönül türküsünü buldu Erdem. aylardır bulamıyorduk. hayırlı uğurlu olsun. sözlerin kime ait olduğunu bulan, bilen varsa gönderirse sevinirim. bana göndermeyin. ben aranızdan ayrılmış olurum o esnada. Erdem'e bildirirsiniz.
sekiz dokuz tane daha ilaç içip yatayım.
içmediğim ilaç sürmediğim krem kalmadı. neredeyse kocakarı yöntemlerine başvurup balık filan bağlayacağım.

gönül

Latife Eraslan - Gönül

24 Eylül 2009

helallik

hakkını helal et blogoğlan. her an aranızdan göçebilirim. belim düzelsin diye motorlu vasıta kullanmak yerine tıngır mıngır yürüyerek geldim, kesmedi on dört kat merdiven çıktım. normal şartlar altında birazcık ağrım varken bunları yapsam olimpiyatlara katılabilecek kadar düzelirdim fakat nafile. geberiyorum laaannnn. eczaneye gidip iğne mi yaptırsaydım acaba. oy anam oyyy
hemen biraz asılıp sallanıyorum ve yatıyorum.
çok beterim çok. ölüyorum lan
ya felç kalırsam. öyle olacaksa bari sadece belden aşağısı tutmasın. kollarım çalışsın. hiçbir şey olmasın tabii ama illa ki olacaksa da kötünün iyisi olsun. dans hayatım bitti lan. ooooyy oyyy
hastane önünde incir ağacı doktor bulamadı anam ilacı

bel

bugün aşırı derecede belim ağrıyor. eğilip kalkamıyorum bile. eve nasıl gideceğimi düşünüyorum diyeceğim ama düşünmüyorum aslında. yürüyünce açılır diye umut ediyorum.

xtreme

kentakifıraydçikın xtreme menüsünü takribi sekiz dakika içersinde bitirdim. Sprite bitmemişti tabii. kanatların kemiklerini yiyordum az kalsın.

zekimüren

Radyo Alaturka'da Zeki Müren özel programı var. sabahtan beri Zeki Müren dinliyorum.
kendi hikayesini anlattığı bir konuşma vardı arada. çok şahane. "...günde otuz dört ilaç ve iki insülin ile sizler için ayaktaydım" diye anlatıyor
birazdan da kahır mektubunu söyleyecek. yirmi küsür dakika.

derskaydıkimekaydı

ders kaydına gititm. bekledim, bekledim, bekledim ama yine yaptıramadım. hangi derslerden muafım, hangi dersleri alabileceğim merak içersindeyim. hepsni geçtim dersler başladı ulan.
sonra Burçin Abi'ye gittim. aylar üzerine nihayet görüşebildik. her şey normal seyrinde. bombok. keyfi yerinde ama. en azından artık müzik yapabiliyor. çok tatlı parçaları var. onların kaydını bitirip askere gidecekmiş.
ordan çıkıp eve gelirken Metin Hoca'ya uğrayayım dedim. bi'kaç şey konuşmam gerekiyordu. gittiğimde dersi başlamak üzereymiş, başı çok kalabalıktı. tuttu beni dersine soktu. tabii ki itiraz etmedim ben de. Metin Hoca'nın dersine girme fırsatı bulmuşum hiç teper miyim. ders çıkışı da Emel ile konuştuk biraz. az önce de eve geldim nihayet.

bu aralar çok fazla sarhoş oluyorum. sonum hayır olsun. alkolden filan değil. hayatımda hiç alkolden sarhoş olmadım zaten. sarhoş olacak kadar içmedim ki. müzikle sarhoş oluyorum. çok garip bir his. bildiğin sarhoş oluyorum. sersemliyorum müzik dinleyerek. yaşamayan bilemez. sırf alkol sarhoşluğuyla farkını anlamak için camış gibi içeceğim bir gün.

23 Eylül 2009

ezan


Saadettin Kaynak'ın sesinden

Tanrı uludur;
Şüphesiz bilirim, bildiririm;
Tanrıdan başka yoktur tapacak.
Şüphesiz bilirim, bildiririm;
Tanrının elçisidir Muhammed.
Haydin namaza, haydin felaha,
Namaz uykudan hayırlıdır.

özelmarşlar

çok garip rüya gördüm. rüyamda Özer Hoca İstiklal Marşı dahil olmak üzre törenlerde marşlarımızı okuyacak ses seçilmiş. ardından albüm filan çıkmış. "Özer Özel ve Özer Özel'in arkasında çalan büyük şef ???in senfoni orkestrası" diyerek TRT'de uzun uzun tanıtıyorlardı.
hayır ola.

yastık

yastığım yok diyordum ya ablam bugün yastık almış. süpersonik olanlardan var ya. boyun rahatsızlığı filan olanlar için. hah işte onlardan
bıyıklarımla birlikte yatıyorum şimdi. bakalım deliliğe de iyi gelecek mi yastık.
hasta la vista, baby

karanfil

dün sakalları kesmem le akşam orduevine gitmemiz denk düştü. sakallı almıyorlar çünü. bıyık serbest. Erdem, Onur, Altuğ ben gittik. orada sahne alanlar Altuğ'un okuldan arkadaşları ve kanun hocalarıymış. Altuğ'u da sahneye davet ettiler. dört beş tane türkü söyledi. sonra da çıkıp Erdemlere gittik. gece orada kaldık.ayrıca bugün metrobüste bir demet karanfil buldum. köşeye oturdum, ayağımın dibine bir baktım ki tertemiz çiçekler bana bakıyor. alıp valide sultana getirdim.
şimdi de yatacağım. yarın ders kaydı var. dekan yardımcısıyla görüşecekmişim. dilekçe milekçe vermem gerekiyormuş aksi halde garip muafiyet durumlarımdan ötürü yalnızca birinci sınıfın tek dersini(fizik) alabilirmişim. vay anasını dedim. işim geç biterse de Burçin Abinin yanına giderim. erken biterse tükkana dönerim.
böyle işte.
bu arada blogger sapıttı. Türkiye erişimi engelli.
sen nasıl yazıyorsun deme. keramet bende.

21 Eylül 2009

üçelma

Gökten Üç Elma Düştü'yü izledim az önce. Köksal Engür'ü seviyorum. ses tonuna da ayrıca hayranım.
izleyin mutlaka. başarılı film.
Köksal Amca mı başarılı filmleri seçiyor yoksa başarılı filmler mi Köksal Amcayı istiyor anlamadım fakat adamın oynadığı filmler hep çok güzel oluyor.

seksen

seks en sevdiğim şeydir.
şaka lan şaka. seksen deyince öyle geldi aklıma.
az önce seksenlere döndüm biraz.
saçlar kabarık ve sakal yok.
sakal bıyık yok değil.
sakal yok. bıyık var.
bir süre böyle dolanacağım.
en azından sakallar tekrar uzayana kadar.

pederin saçını kestikten sonra kısaltayım sakalları dedim. kısaltırken şuradan da buradan da diye diye kapladığı alanı iyice ufalttım. sonra da istersem keserim ki lan dedim ve zıvort diye kestim hepsini.
yıllardır denemek gibi bir niyetim vardı. bugüne kısmetmiş.
bıyıkları aşağı doğru jölelersem ülkücü gibi bile olurum hee. o kadar wow interesting bir tipim oldu.

20 Eylül 2009

dün

dün sinemaya gittim. Tarantino amcanın Soysuzlar Çetesi (Inglorius Basterds) filmine.
keyifli bir ikinci dünya savaşı fantesizi. dha doğrusu SS fantezisi.
izlemeyenler gidip, alıp izlesin.
uzun uzun yazacaktım ama çok üşendim şimdi.
gece eve dönerken de kısmen tecavüze uğradım.
gece bir civarlarında E5 üzerinde inip eve yürürken kısa yol olan sanayi sitesinin içini kullandım. sitenin içinde yürürken biraz ilerde hayvan gibi kaslı, iri yarı erkeğin teki pis pis bakmaya başladı. tırsıp abi çektim. ben dostum ayağına yatmaya çalıştım fakat asabi şekilde üzerime yürüdü. koşsam ağzıma sıçar, kaçamam. battı balık yan gider deyip gel baklaım dedim. geldi önümde dikildi. hiç konuşmadı. sırtına n'aber abi der gibi bir hamlede bulundum. baktım ters bir hareketi olmadı. el ense çektim. camış gibi sağlamdı. yine tepki vermeyince tırstım. acaba işin sonu ne olacak dedim. hiç ses etmedi. üşüdün herhalde abi diyerek biraz sırtında gezdirdim elimi. sonra göğsünü getirdi. mecburen bir süre de göğsünü sevdim. ardından bacaklarıma sürtünmeye başladı. hiç sesini çıkartmadı bunları yaparken. boku yedin Özgür derken bir iki adım atmayı denedim hemen hırçınlaşıp elimi yakalamaya çalıştı. reflekslerims ayesinde kurtardım elimi ve hiçbir şey olmamış gibi sırtını sıvazlamaya devam ettim. biraz sırt, biraz göğüs derken kollarına masaj yaptım. bu sefer bacaklarımın arasına girmeye çalıştı. bu gece buradan sağ sağlim çıkamazsın Özgür derken bir mucize oldu ve bir sonraki sokaktan köpekler havlamaya başladı. onlar havlayınca bu da celallendi. bu sıra da geçen tüm zaman boyunca toplam beş adım atamamıştım bile. neyse köpekler havlayınca bu hareketlendi. bana da kızıp ters bir hareket yapacak diye düşünüp kelime-i şehadet getirmeye başladım. keşke bugün de oruç tutsaydım filan diye geçirdim aklımdan. sübhaneke dinimiz amin dedim. ben bunları düşünürken o işemeye başladı. sonra diğerlerinin yanına gitti. ben hızlı hızlı yürüdüm. arkamdan bakıp bir iki hav dedi ama takip etmedi. ilerde daha fazla ve daha saldırgan köpekler vardı. Allah'tan ki çoğunluğu tellerin arkasındaydı. biri dışardaydı ama o da ne hikmetse peşimden koşmadı. bak peşimden koşmadı diyorum. demek ki ben koşuyordum. koşmak ne kelime altıma sıçıyordum lan. gece gece sanayi sitesinin ortasında, fabrikanın ve alış veriş merkezinin arka tarafında benim kadar bir köpek yolumu kesmiş, o kadar sevmeme karşın kuyruğu hala çok mutlu şekilde sallanmayan ve en ufak yürüme hamlemde önümü kesip elimi ısımaya çalışan bir köpekle baş başa siz kalın da sizi de görelim.tek köpek olsa eyvallah ama hem bir sürü var hem de hiçbiri sokak köpeği değil. bekçi köpeği olarak besliyorlar. köpeğin bacakları o kadar kalın ve kaslıydı ki köpek olmasına karşın benim bacağım kalınlığında bacağı vardı neredeyse. nihayetinde kazasız belasız geldim ki bunları yazıyorum işte.

bugün de bildiğiniz üzre bayram. sabah yine Barış Abi klasiği ile başladım. bayramı sevsem de sevmesem de seviyorum bayram sabahı şarkıyı dinlemeyi. yıllar üzerine dayımı gördüm. görmeyeli en azından yedi sekiz yıl olmuştur herhalde. uzakta oturuyorlar. yürüyerek 20 dakika filan sürer. araba ile beş dakika civarı olduğunu söylemiyorum bile. Enes ve Furkan kocaman olmuş. özlemişim kerataları. gerçi Enes'i görmeyeli o kadar zaman olmadı. altı yıl önce sokakta karşılaşıp üç buçuk dakika konuşmuştum bile.
sonra Çetin Abi ve Ender Abiler geldi. biz halama gittik. bol bol börek yedim. Eylül(4) ile kavga ettim börekler için. sonra da kendisi yiyemeden, ben hepsini bitirdim diye ağladı. pişman değilim. yine olsun yine yaparım. nasılsa safoz. hemen kandırıyorsun başka şeyle. Barış Abim 3 ekimde evleniyormuş.
yoruldum yazmaktan. dün gece sabaha karşı yattım zaten. şimdi biraz müzik dinleyip uyumak istiyorum izninle.
ne izni lan. istersem döverim bile seni.
gidiyorum.
Kıraç'ın gidiyorum diye bir şarkısı vardı. bunalımdı, güzeldi. bulup dinleyeyim.

18 Eylül 2009

babet

şu babet denen çarıkları piyasa sürenin Allah binbir türlü cezasını versin.
bu kadar iğrenç bir giyim şekli olabilir mi yahu? bir de gidip çılgınlar gibi para filan veriyorlar ya. aklım almıyor bu işi. nice huri gibi hatunlar görüyorum fakat ardından küfürü basıp çöpe atacak şekle geliyorlar. olmamalı. giyilmemeli. bir insanı tiksinç kılmak istiyorsanız ayağına bu gâvur çarıklarını geçirin. anında -1500 puan alacaktır.
uzun süredir bu iğrenç pabuç-çarık-terlik karışımı şeylere karşı olan öfkemi dökmek istiyordum ama ksımet bugüneymiş.
hepinizden tiksiniyorum ulan. babetler ülkeyi terk etsin.

afveyle suçum ey gül-i ter başıma kakma


Safiye Ayla - Afveyle Suçum Ey Gül-i Ter Başıma Kakma

16 Eylül 2009

hediye

dün hediye aldım. hediye verdim. ekonomiye can verdim.
verdiğim hediyenin maddi değeri tabii ki yok ama kim takar maddiyatı. kahrolsun kapitalist sistem.
asıl hediyemi bugün hazırladım.
piyasada bulunmayan küçük boy nota defteri. sayfalarını hazırladım, kapağını hazırladım. gittim bastırıp şahane bir defter yaptım.
istediğin gibi taşı yanında. ilk olmasından ötürü ufak tefek hataları var tabii ama yine de hoşuma gitti. kendime de yaptırırım belki. bir aksilik çıkmazsa akşam sahibine takdim edeceğim. güle güle kullansın. resimlerini de ekliyorum. bilgisayar kamerasından çektiğim için görüntüler
biraz dandik.


arkadaki çizgili göynek içindeki zat benim hee. ünlü oldum

14 Eylül 2009

meme

bugün Merter'de vitrin mankencisi bir dükkanda bir manken gördüm ki akıllara zarar. utanmasam resmini çekecektim.
vitrin mankeni dediğin çok çeşitli değildir genelde. 2-3 tip vardır. her şeyleri ortalama boyutlarda. bir de son yıllarda obez manlenler başlamıştı fakat bugün gördüğüm beni benden aldı. o kadar diyeyim yani. bildiğin Playboy yıldızı yapmışlar. hangi firma ne diye öyle bir manken alır diye düşündüm de seksşop(böyle yazınca çok şirin oldu. oyuncakçı gibi)lardan başka bir yer aklıma gelmedi. oralarda da ne amaçla kullanırlar bilemem. garip geldi.
yolunuz mertere düşerse Pepsi'nin fabrikasının arka tarafına bir bakının. dudağınız uçuklarsa karışmam.

mobilöğrenci

geçen hafta tarifemi değiştirdim. arayıp da nasılsa 10 dakikası şu kadar kontör 50 dakikası bu kadar beleş diyerek konuşmayın. girer. hepsi bir oldum artık. baktım ki diğer şebekeleri arıyorum sıklıkla böyle bir geçiş yaptım.
aklınızda bulunsun işte.
lan sanki çok kişi arıyor da
Erdem ve Elif'ten başka arayanım var sanki.

kuzuçevirme


afalladım lan blog.
adamlar 20mt ötemde kuzu çeviriyorlar.
işyerinin yanındaki inşaat alanda kuzuya saplamışlar kazığı ateşte döndürüyorlar.
telefonla konuşurke burnuma garip bir koku geldi. yanık gibi bir şey. çöplerde kâğıt tutuştu filan sandım. baktım koku içerden değil, camdan geliyor. adamlar yolun yanına kurmuşlar tezgâhı çeviriyorlar.
üşenmedim resmini de çektim.

çevresi de böyle bir yer işte
canım çekti lan. hemen alt katımızda da fırın var. oradan sıcacık ekmeği alacaksın. Allaaahhh
tutmayın küçük enişteyi...

11 Eylül 2009

veda

Her ne kadar kederden başka verdiği bir şey yoksa da gönüle,
yine de başı dik olmalı vedaların
Nasıl bir an bile düşünmeden “seni seviyorum” çıkıyorsa dilden
“Artık sevmiyorum” da çıkabilmeli bir çırpıda
Karşındakine vereceğin acının büyüklüğüne aldırmadan
gidebilmeli insan
Bir anda olmalı vedalar
Lafı dolandırmadan
Yalansız
Hilesiz
Yüreklice
Pat diye...

ebru seçen
2009 yaz

hastane önünde incir ağacı

Hastane önünde incir ağacı
Doktor bulamadı bana ilacı
Baştabip geliyor zehirden acı
Garip kaldım, yüreğime dert oldu
Ellerin vatanı bana yurt oldu
Mezarımı kazın bayıra düze
Yönünü çevirin sıladan yüze
Benden selam söyle sevdiğimize
Başına koysun, karalar bağlasın
Gurbet elde kaldım diye ağlasın



Hikâyesi: Komşu kızı ile beşik kertmesi olan bir genç askerde vereme yakalanır. Hava değişimi olarak Yozgat'a (Akdağmadeni) gelir. Sözlüsünün ailesi gence kızlarını göstermek istemez. Genç tedavi için İstanbul'da hastaneye yatar, pencereden gördüğü incir ağacından aldığı ilhamla aşağıdaki türküyü söyler.Yakalandığı amansız hastalıktan kurtarılamayarak hastanede ölür. Ailesi cenazesini Yozgat'a getiremez, İstanbul'da kalır. (turkudostalari.net)

incir

sabah kalktığımdan beri hastane önünden incir ağacı türküsüne dadanmış durumdayım.
çok beter türkü be. Allah kimsenin başına vermesin.

kamp

kaç gündür ablama kamp kurmuş durumdayım. orada kalıyorum.
Orion bey sağ olsun hepten asker arkadaşı muamelesi çekmeye başladı. gelip kolunu atıyor üzerime. keşke bu kadar şımarık olmayaydı da biraz adam gibi dursaydı. çekilmiyor bir süreden sonra. sürekli hav hav hav hav.

dün akşam gelenekselleşmiş olan diğer bir iftar topluluğumuzla birlikteydik. çok topluluk sayılmaz. en azındna Tamer Hoca ile buluştuğumuz kadar topluluk değil. Deniz, Melis, Selin ve ben. bu kadarız. her sene bir eksik iki fazla toplanıyoruz. altı yedi yıl oldu bu işe başlayalı. ya lisedeyken başlamıştık ya da bittiği sene. hemen resim de ekleyeyim.

10 Eylül 2009

yaşamalanım

çalakalem bir oda videosu. sadece duvarın rengini çekecektim sonra gaza geldim. tüm oda var şimdi.
sanatsal değeri yok. görüntü kalitesi de yok.

09 Eylül 2009

elveda



Elveda Rumeli'nin yeni dönemi başlamış bu hafta. dün şans eseri öğrenip indirdim. birazını da izledim ama anlamadım. Fatma ne zaman öldü? nasıl öldü? Hasan'ın yeğenleri ne vakit o kadar büyüdü. hepi topu dokuz yıl geçmiş. bir tanesi evlenip çocuk sahibi bile olmuş. ufacık Zarife bile eşek kadar olmuş. ayrıca bunca yıl geçmiş olmasına karşın hangi yüzle İlyas Zabit, aman yok artık İlyas kumandan oldun diyor sütçümüz? bunca yıl içersinde alışamamış mı hala. yoksa dokuz yıl onlarda da üç ayda mı geçti. bunca yılda Mustafa hiç mi yaşlanmadı? en önemlisi İspanak Namık yok lan. belki geri gelir. ona benzer bir konuşma geçti. her neyse. yeni sezondan ziyade yeni bir dizi gibi olmuş. kadro çok değişmiş. doğal olarak konular da değişecek. hadi hayırlısı.

tam yaşlı teyzeler gibi oldum be. dizi izle, sonra anlat. peheeyyt. Canım Ailem başlasın da ona da dokundurum belki. ayrıca Erkan Can da tekrardan ekrana dönüyor. Elveda Rumeli'nin altında reklamı geçti. unuttum şimdi dizinin adını. dizi ATV'de izlenir sloganından yola çıkarak evet lan diyorum. şimdiye kadar yapılmış en güzel ve sürekli diziler genellikle ATV'den çıkma. en azından benim izlediklerim öyleydi. hepsi demiyorum. çoğunluğu.

08 Eylül 2009

vayanasınıbe

o kadar laf ettim pembiş duvarıma ama bitince çok güzel bir şey oldu.
ilk fırsatta diğer duvarları da Osmanlı kırmızısı yapıyorum. tam doğu batı sentezi işte. Osmanlı-Venedik. renk olarak Osmanlı döver. gerçekte de Osmanlı döverdi bence.
yarın öbür gün resim veya video eklerim. dileyen gelip canlı canlı da görebilir.

+Venedik kuşatması neden bitmiştir?
-Atacak kuş kalmadığı için.

hermafrodit

odamı boyuyorum şu anda.
renk benim istediğim gibi bir renk değilmiş.
hermafrodit bir odam oldu.
pembiş (pembe bile diyemiyorum bak nasıl bir renk sen düşün yani) ve mavimsi duvarları olan mutluluk yuvasına dönüştü birden.
hayal kurmak isteyenler gelebilir. bildiğin nonoş pembesi oldu. pembe düşlerde görüşmek üzere şekerler.

07 Eylül 2009

şekerşey

bi' ara hasta olabilirim. hatta bu ara hasta olabilirim. başım çok fazla ağrıyor. burnum da tıkalı. zaten başım muhtemelen o yüzden ağrıyor. bir de saygı ve düşünceden yoksun sigara içicilerinin iğrenç, bok kokulu dumanlarını solumak durumunda kalabiliyorum gün içersinde. hepten beter oluyor. anlatamam içimdeki öfeyi. nasıl bir soysuzluktur toplum içinde sigara içmek anlayamıyorum. kişinin zerre kadar karakteri olmaması gerekiyor. hayvansınız lan hepiniz. sigara içmeyen insanların olduğu yerde sigara içenler; size söylüyorum, hepiniz şerefsiz ve karaktersiz hayvanlarsınız. evet, böyle. nefret ediyorum topunuzdan.

bugün çok ani bir şekilde odamı boyama kararı aldım. ablamı Bauhouse'a götürmüştüm. evini boyayacakmış. boyaların önünde 15-20dk harcadıktan sonra acaba ben de odamı mı boyasam dedim ve 40 dk kadar vakit geçirip zar zor bir renk seçebildim. venedik pembesi. eve, ismi bu. venedik pembesi. bildiğin açık pembe. başındaki venedik ne oluyor bilmiyorum.
osmanlı kırmızısı alacaktım ama çok koyu gelir diye düşündüm. bir de şu andaki renk mavimsi beyazımsı. bütün duvarları boyamayacağım için kırmızıyla kötü dururdu. osmanlı kırmızısı dedikleri de kırmızı ve bordo arası güzel bir renk.
entel misin niye bütün duvarları boyamıyorsun demeyin. bilgisayar ve kitaplığın bulunduğu tarafı çekip arkasın boyamam çok zahmetli iş. kapı tarafında zaten minicik duvar var. gerisi dolap. diğer iki duvarı boyayacağım o yüzden. diğer iki duvar dediğim duvarlardan biri odanın diğer duvar yüzölçümlerinden daha büyük bir yüzölçümüne sahip zaten. yani tembellikten değil aslında bu iş azaltma durumum. zaten belim çok ağrıyor 2-3 haftadır. bir de kitaplıkları çekersem hepten yamulurum. hoş benim işim belli olmaz. bakarsın diğer kısımları bırakıp sadece oraları boyarım. şaka lan şaka. o kadar da salak değilim.
aslında yeşil yapmak istiyorudm duvarı ama duvara sürünce nasıl görüneceğini tam kestiremedim. kulüp odası aklıma geldi. odam da çok beter türbe olabilirdi.

aklımda yazacağım bir kaç şey daha vardı ama unuttum galiba.
aha hatırladım. Elif ile bir gösteri için çalışıyorduk. bugün gösteri iptal oldu fakat yine de yarın buluşup gösteriyi kendimiz için tamamlayacağız. bu bahaneyle ikimiz de tango çalışmaya başlamış olduk. sezon açıldın da biraz tango açılımı yapalım. özlemişim. aslında çok özlememişim ama bazen keyifli oluyor işte.
Suzi İstanbul'a dönsün artık.
Niyan'ın doğum günü bugün. dün gece kutlamaya yeltendim fakat bendeki iki hattı da kullanılmıyormuş artık. sabah olunca 19 mayıstaki buluşmada numarasını almış olduğum aklıma geldi hemen bilgilere baktım ve ahan da oradaydı. sonra aramadım. kutlamadım. birazdan arayayım bari.
Kemani Sebuh. kürdilihicazkar longa.

Erdem'in sınıfı belli olmuş nihayet. piyade çıkmış. bir yıl daha İzmir'de eğitimde olacakmış. gerisi Allah kerim. hayırlısı olsun.
bak nasıl da açıldım unuttum der demez.
bu arada felaket beter bir hafızaya sahibim. unutuyorum her şeyi.
haydi bana güle güle. goodbye. tschüss. ciao. hasta la vista.

yani

Geçtiğimiz yolları arıyor gözüm yine
Sanırım şehir uzakta kalıyor
Ellerimi uzatsam tutmak isterim günü
Ama güneş her gece tepemde doğuyor
Yani, olmuyor, olmuyor istesem de
Kimse gelmiyor beklesem de
Yaz kokusu duyardım kışın ortasında bile
Uzun cümleler kurardım konuşurken
Eski filmlerde kaldı böyle şeyler deniyor
Ama şimdi filmler bile eskimiyor
Yani, olmuyor, olmuyor istesem de
Kimse gelmiyor beklesem de

(Fırat Tanış)

06 Eylül 2009

iftariye

45kişi filandık. 9 kişi ekti. yoksa daha da kalabalık olacaktık. pek çok kişi de yaz mevsimi münasebetiyle tatilde/yazlıktaymış. bakalım seneye ne olacak.
mekân güzel. tavsiye ederim. Yeşiyurt Spor Kulübünden aşağıya(yüzün kapıya dönükken sol taraf) doğru inerken hemen sağda Manzara isimi kafe lokanta (restaurant kelimesini sevmiyorum).
böyle işte. her yıl olan standart geyik yine döndü. "kavga çıksa n'olur lan?"
buluşan herkesin yolu az veya çok bir şekilde kickbokstan geçince ve 40 küsür tane testosteron fazlalığı olan insan bir mekana gelince varın siz düşünün anacığım. kötü olur herhalde. o kadar kişi yan yana durduğumuzda kurşun işlemez be (yalan. ne kavga edeceğim be. oturur izlerim).

04 Eylül 2009

çorman

Cadı Hanım istihare işine girmiş ama işler ters gidince beni kabir azabında görmüş. hadi bakalım, hayırlısı.

geçen akşam Altuğ ile kayalara giderken benzinciden nevalemizi tedarik ediyorduk. meyve uyunu alıp arkamı döndüğümde Özer Hoca'ya çarpıyordum az kalsın. kayınpederine gidiyorlarmış, kola almak için durmuş. arabadan Zehra'yı yakalayıp öptüm. çok büyüdü artık. kocaman oldu kızcağız.

yarın büyük iftar toplantısının onuncusunu yapacağız sanırım. büyük derken gerçekten büyük. iki gün önce geleceği kesinleşmiş kırk küsür kişi vardı. peki ya kim bu insanlar ve nereden çıktı? hepsi kickboks insanları. bunca yıldır birikmiş, hala spor yapan veya yapmayan fark etmez. her ramazanda buluşuyoruz mutlaka. ilk başlarda Tamer Hocam ben ve Burak Abi olarak yapıyorduk. ardından Asım Abi, Alper, Ozan Abi, Burak (Özcan) Abi eklendi. giderek büyüdük. Asım Abi n'apıyor acaba. çok iyi insandı.
sanırım daha doğru bir şekilde müzik çalışmaya başladım. bilemiyorum ne kadar doğru olduğunu ama sanki önceki uğraşlarımdan daha doğru bir yoldayım.

yarın sabah AÖF sınavım var. sonraki sabah da var.

başka şeyler de vardı da unuttum. aslında unutmadım da üşendim.

03 Eylül 2009

quote of the day

Horace Walpole - "Life is a comedy for those who think... and a tragedy for those who feel."

tercüme etmek gerekirse, "evinizde yavru fil besliyorsanız komedi film de izletin trajedi de; bir de daha büyük bir eve çıkın, ölmez ise fil büyüyecektir."

01 Eylül 2009

unuttum

yazacağım şeyler vardı ama unuttum.
başka sefere artık.