30 Kasım 2009

herdemerdem

Erdem diye birisi var ya. kardeşim işte o.

bayramparapamparapam

dün Theo'da bayram kutlaması yaptık. çilingirimsi sofra ile geçti. başka bir şey hatırlamıyorum.
Erdem'in yanlışlıkla çektiği resmi görmesem onu da hatırlamazdım herhalde. yirmi, yirmi beş dakika filan dalıp uyudum muazzam manzarayı izlerken. uyandığımda tanbur çalmak istedim ama millet uyanmasın diye çalamadım. mızrapsız olarak birazcık tıngırdatabildim. sonra sabaha doğru çıktım. yol üstünde dolandım biraz. geri gelip mis gibi yattım. mis gibi derken misk gibi olan mis. koku yani. huzurlu huzurlu ve bol rüyalı uyudum. sabah olunca bulaşık yıkadım. gece tanbur çalamayınca patlamayı eve gelince yaşadım.
niye bilmem, seyirlerimi kaydedesim geldi. her başladığım kayıtta telefon çalar mı yahu. insaf. sonra da "Özgür telefonlara niye bakmıyor" dersiniz. ulan ben öyle çalan telefonla değil konuşmak, yüzüne bile bakmam. cep telefonu, ev telefonu, kapı... hepsi sırayla çaldı. hiçbirine bakmadım. bakasım da yoktu zaten.
daha sonra Şelale aradı. İstanbul'a geliyoruz demesini çok istedim ama bayramlaşmak için aramış. çocukları çok özledim.
ha bu arada artık bağlamaya başlamayı düşünüyorum. iki üç türkü çalayım yeter.

dügahtaksim

28 Kasım 2009

sarelleyiyelimçayiçelim



Sarelle şahane br iş yapmış ve şu sevimli kavanozcukları çıkartmış.oyuncak gibi. ha bu arada Nutella oalyı tamamen kapitalist dayatmadır. bu işin özü Sarelle'dir. hatta kakaolu fındık kremalarının genel adı Sarelle'dir benim için. başka kimin çeşmesi vardı he? küçükken Sagra'ya gidip de kavanoza Sarelle doldurtmayan anlamaz halimden. sıcak sıcak akardı çeşmeden. ne güzel komşumuzdun sen Fahriye abla.





 bu resimde ise çay bağımlılığımı resmettim sayın okurlar. günde iki litreye yakın böyle ot içiyorum. çok fenadır belki ama çok güzel lan. bu resimdeki arkadaşta ıhlamur bombardmanı var. bol ıhlamur, çok az adaçayı, biraz karanfil ve tabii ki tarçın. tarçınsız hayat düşünülemez.

masam biraz dağınık gibiymiş ama aslında çok düzenli biriyimdir. yersen.
şimdi dikkat etim de masamın üzerinde demir törpüsünden fulara, kulak tıkacından penseye ve hatta saç tokası, el kremi, duş jeli, Novalgin oral damla, reçine, süt, altı adet saat, küçük boy tornavida seti, Nerox B, ayna, kilit, cımbız, çini kalyon, Süreyya Hoca'nın kıvrımlar serisinden tabak ve ellerden tango tutuşu, bdem yağı, biber gazı, mum... of bunlar sadece görünen kısımda. kağıtların, kitaparın altında, üst rafların arkalarında neler var kim bilir. vay anam vay. temizlik vakti gelmiş diyeceğim ama gelmedi aslında. pasaklı halimle seviyorum kendimi.
Halime'm ne yapıyordur acaba şimdi. muhtemelen kemikten başka yeri kalmamıştır ama şahane babaneydi he. pamukçuk insan. annem ve halam öldürdü kendisini. anlatırım bilahare.

27 Kasım 2009

büyükbaş

bak yine bayram geldi blogosurgan. ufak bir farkla. heyecanlıyım bu bayram. hem de vay anasını diyecek kadar.
inşallah hevesim kursağımda kalmaz. hatta dilek şart kipi ile konuşursam; olursa aç doyururum. gerekirse saçımı bile keserim. ahdım var canlar. saçımı ona göre keseceğim.

yerinesevemem



Gökhan Kırdar - Yerine Sevemem

26 Kasım 2009

tıransformırs

Transformers'ı nihayet dün izleyebildim. sabah işe gelince oturdum film izledim ilk olarak. niye yaptım bilmiyorum. hayâl kırıklığı yaşamadım dersem yalan olur. 2 yıldır haybeye büyütmüşüm gözümde. salt insanlar üzerinden gidiyor. ulan hani çizgifilme olan yakınlık?
her neyse, filmin sonunda şahane bir mantık hatası var sanırım. ben yanlış anlamış da olabilirim ama denizin dibine attıkları Megatron için dondurucu soğuk filan diyorlardı. denizlerin ve okyanusların dibi daima +4 celicus derece değil midir a canlar?
filmin sonunu yanlış anladıysam da affola ama böyle işte. şahane fizik bilirime getirmek istiyorum lafı.

gönüldentaksimler


shanteldiscoboy



I go to the club on a saturday night
I order a vodka to make me feel right
The place is packed
Dancing couples everywhere
I take a seat in the corner and stare

Suddenly I see
You're dancing too
Your hips are shaking
I dont know what to do
I wanna talk to you
But my mouth is dry,
Oh why am I so shy

Jabidabidaai jobiejobiejoooi
I wanna be a disco boy
I wanna dance with you and i hold you tight
I wanna make you mine tonight

I'm heading to the bottle have another drink
Yes i need a drink as some times to think
Five vodkas later i had a plan
I know i must be grayf and i feel like a man

Like a bridge
Come and i falling to the trance
People come closer to see my discodance
Come closer to and keep me in view
All im singing just for you

Jabidabidaai jobiejobiejoooi
I wanna be a disco boy
I wanna dance with you and i hold you tight
I wanna make you mine tonight

iwannabeyourdiscoboy

SHantel denen adamın Disco Boy isimli bir parçası var. hüzünleniyorum yahu onu dinleyince. ne kadar garip. adam bara gidip kız kaldırma şeysini anlatıyor ama benim içim buruluyor.

bankakuyruğu

bugün ders çıkışı (alfabetik) Ayça ve Nazan gördüm. bir de Betül gördüm galiba. ismi unuttum gitti. o kulvar dışı zaten.
herkes o kadar zengindi ki kimsede bozuk para yoktu. vay anasını VAL neler yetiştirmiş dedim.
böyle işte. arkadaşlar benimle görüşmek istediler. ben de ÖRERK'e yönlendirdim.
ÖRERK, yüksek erk!

25 Kasım 2009

bedevi

böyle bir doğa kanunu gerçekten var. bir şey olmayacaksa olmuyor. şimdi böyle yazınca olmadı. aklımda güzel, karizmatik bir kanun vardı ama unuttum.
dün derneğe yine gidemedim. yine diyorum. çünkü daha sadece bir defa gidebildim. onda da çalışma değil, yönetim kurulu seçimi oldu.
evden yürüme mesafesinde sayılabilecek bir yerde olmasına karşın arabayla saatler süren bir yolculuk yaşadım.
debriyaj teli kopmuş. evden çıkınca mal gibi yolun ortasında kaldım. sigortayı hizmet zımbırtısını aradım. şahane bir hanımefendi ile konuştum. aracın nerede kaldığını sordu, Beylikdüzü cart curt diye anlattım. çekici yollayacak. nereye çekilmesini istersiniz diye sordu. en yakın servis neredeyse oraya çekilsin dedim. Kâğıthane'de anlaşmalı servis var dedi. şaşkınlığı üzerimden atamamışken Kadıköy, Kozyatağı'nda da var dedi. sonra Avcılar, Küçükçekmece filan var ya oraların ilersindeyim ben dedim. O zaman Küçükçekmece'deki servise çekebilirler dedi. fazla uzatmadan he he deyip kapattım.
çekici gecikti. yolda kaza varmış. zaten adam trafikten kaçmak için TEM'e çıkarken telefon gelmiş. evine gidiyormuş. ona sordum bildiğin servis var mı yakınlarda diye. birisini arayıp konuştu. Emin filan diyor konuştuğu kişiye. sordum o da çekici mi diye. tipini tarif ettim. meğer bizi daha önce Ambarlı sahilinden çıakrtıp yolda arabayı terk eden lastikten kurtaran Emin Abi imiş. velhasıl ne Altuğ'a gidebildim ne de derneğe. elimde tanburla dolanıp durdum.
servis için de Kâğıthane'ye filan gitmedik tabii ki. Beylikdüzü Migros'un arkasında varmış. bu da böyle bir anımdı işte.
gündüz de yine trafikte bir polis vak'ası yaşadık ablamla. onu da başka zaman anlatırım a canlar. şimdi yazasım gelmedi.

24 Kasım 2009

ateşlipijama

normalde gündelik kıyafetleriyle görmeye alışık olduğun, ev halini bilmediğin, hayatında sadece bir defa pijamalarıyla gördüğün, gözünde fezaya yerleştirdiğin birini pijamayla ve cayır cayır görmek çok kötü şey lan.
kimse hasta olmasın. gerekirse her gün turta taşırım ama hastalık olmasın. teenage mutant ninja turtles

22 Kasım 2009

neolurıslakıslakbakmaöyle

çok sık sorulan bir soru var. "yıkandığın zaman saçların nasıl oluyor?"

aha işte böyle oluyor. banyodan sonra havlu mavlu değmemiş halim budur.
maalesef bu kadar yatışıyor. daha sakin durduğuna tanıklık edemedim henüz. belki tepemden aşağı su dökülürken filan daha düz olabilir ama onu görüntülemek de zor iş. nü çalışmalara pek açık değilim.
şaka lan şaka. her türlü nü işe varım. gelin hep beraber nüleşelim.
nü ne be? cıbıl cıbıl olalım, cıbıldak dolaşalım. havadar olmak kasık bölgemizin de hakkı!

20 Kasım 2009

ifadesiz

soru: bir insanın ifade engelli olduğunu nasıl anlarsınız?yanıt:. üç cümlelik konuyu cep ansiklopedisi şeklinde yazıyordur.

ifade

yazı yazabilmeyi o kadar çok istiyorum ki. anlatamam. o kadar çok istiyorum.
aslında istediğim şey yazı yazabilmek değil pek tabii ki. derdim kendimi anlatabilmek.
illa yazı olmak zorunda değil. konuşabilsem o bile yeter. zaten konuşabiliyor olsam yazabilirdim de...
kendimi ifade edemiyorum. hiçbir şeyle, hiçbir şekilde ifade edemiyorum. olmuyor. sanat yeteneğim olmasını çok isterdim. çok fazla çok isterdim dedim. bu isteğimi dahi ifade edemiyorum işte. sadece bunu ifade edebilmeyi bile çok isterdim.
yazmak, konuşmak, çalmak, söylemek, dans edebilmek, iletişim kurmak... doğal olarak yapabilmek isterdim bunları. bil bakalım ne kadar isterdim? doğru. çok isterdim. daha önce başıma geldiği için peşinen uyarayım. "yaptığın şeyleri yazıp hava atma lan" diyenin de düşünenin de ağzına kürekle vururum. içlerinde herhalde tek "yaptığımla olması gereken birbirini birazcık andırıyor" diyebileceğim tangodur. ona da çok çalıştım. gerçekten çok çalıştım. bir buçuk yıl boyunca kıza çarpı yaptıramamış birisiyim. daha ne diyeyim. yanlış anlaşılmasın; hâlâ yapıyorum filan diyemiyorum. sadece anlamayanlara göre yapıyormuş gibi gözüküyorum. çalışacak çok şey var.
ifadenin de bir tane yolu yok ki. adama bakıyorsun çizmiş, anlatmış tüm meramını. diğeri gelmiş delirtircesine yazmış. öbürü bir konuşuyor ki resmen içine giriyor insanın. bir başkası sazına dokununca tüm feza titriyor.
sonra bizim tıfıla bakıyoruz ki üç tane mantık örgüsüyle sıralı cümle kuramıyor.
bazan kendimi avutuyorum. öyle böyle bir avutma değil. sürahiyi çok doldurursan bardağa su koyman zorlaşır ya. işte öyle bir durumv ar sende Özgür diyorum. o kadar dolusun ki iş yapmaya çalışınca etrafı batırıyorsun. sonra da gülüyorum kendi kendime. paragrafın başını da yanlış yazmadım. bazen yerine bazan yazmak istedim.
muazzam bir örnekleme geldi aklıma. birisi var diyelim. ya da bir şey. çok seviyorsun. baştan alalım. çocuksun. bayramlık pabuç alınmış. tertemiz, mis gibi, canından kıymetli. değil sokakta giymek evin içinde denemek için giymeye bile kıyamıyorsun. annen temizlik yaparken pabuçların yerini değiştirdi diye ortalığı ayağa kaldırıyorsun. pabuçlar birbirine çarpıp yanlışlıkla iz kalsa oturur ağlarsın. o kadar değerli. şimdi buradan nereye bağlayacağım. hiçbir yere. örneklerimi bir yerlere bağlayabilsem zaten yukarıda dert yanmazdım.
belki daha bağlanabilecek örnek bulsam daha hoş olur.
pabucu, gömleği, eteği bırakıp daha kanlı canlı bir şey bulalım. köpek olsun mesela. hatta daha canlı örnek olsun. ablamın köpeği, Orion, nam-ı diğer Orhan. aldıklarında küçücüktü. ablamın kazağının içinde gezebilecek kadar küçüktü. gariban sorunluydu. mide kanseri. muazzam bakıldı. ablamın hayatı kalmadı. gece gündüz onunla uğraştı. kemoterapiler, ilaçlar, özel bakımlar... neredeyse odasında yalnız kalmaktan bile korkan ablam ayrı eve çıktı. annemin korkusu yüzünden annemle görüşemez oldu. yetmedi, şikayetler sebebiyle her taşındığı yeni evden çıkmak zorunda kaldı. iyileşmesi için çok fazla bakıma ihtiyacı vardı. fazlasını gördü. etraftan bir kişi bile akıl sır erdiremedi ablamın kendi hayatını yıpratmasına. ablama sorsan en ufak bir pişmanlığı bile yok. sevdiğin şey için katlanmak kadar büyük bir haz olmasa gerek. binbir defa tekrarladığım gibi "Aşkından yanar yüreğim; yandığım bana hoş gelir." bak işte bunu da Özgür söylememiş. Yunus Emre söylemiş. ne de güzel söylemiş. Özgür söylese nasıl derdi acaba. "aşkından yüreğim yandı. su getir dök bana" manidar gibi ama osuruktan. olmuyor işte.
haydi biraz daha pembe dizi yapalım. pabuç ve köpecik birleşip insan olsun. ona aşık ol, kavrul fakat söyleyeme. söyleme. gizle hep. herkesten gizle. saçma sapan bahanelerle karşılaşmaya çalış. bahanelerle yaklaşmak zorundasın çünkü kendine bile söyleyemiyorsun ki ona söyleyebilesin. olmaz. ya hepten giderse. cüzdanındaki resimden başka şey kalmazsa... olmaz. en büyük hafiye numaralarıyla takip et. kimse anlamasın. veya sen öyle san. dolu sürahisin ya. bunda da kandırırsın işte. sana bir şey söylesin, bir şey yazsın diye gün gece birbirine girsin. hepsini karıştır. tüm hayatını karıştır. kendi hayatın yetmesin başkalarının da hayatını karıştır. mum dik. kendi kendine gelin güvey ol. başkası bilmesin. sen de bilme. unut. hiç görme. kaç. selamı sabahı kes. görmeyince sabah olmayacak ya zaten. çok da dert değil. varsın olmasın. yavaş yavaş alış. alışabileceğini san. sonra hepten yan. kendini dışla. sahte şeylerle uğraş. gerçeği kimse bilmemeli. oruçluyken masanın altına girip yemek yerdim küçükken de. her işim evvelden beri gizli kapaklı. o yemek ne kadar gizliyse bu da o kadar gizliymiş meğer. gizlemek için o kadar çok bastırırsın ki sonunda patlar.
bir, iki, üç derken anlatırsın sürekli. ona da. hâlâ korkacak bir şey yok. ciddiye almaz dediklerini. almak zorunda da değildir. sen ayrı birisin o ayrı. seni umursamak zorunluluğu yok ki. işte bu noktada ana konumuz devreye girer. sen her şeyi anlattın ya. o anlamadı ya. vay benim gamlı başım. işte öyle değil. anlattın sandım. geveledin. herhangi bir şey için talebin olmadı. nasıl olsundu? talip olmak kolay şey mi? belki olmalıydı. belki de olmamalıydı. nihayetinde ne oldu? olamadı. olmadı, olmamalıydı değil. olamadı. acizlik sardı dört yanı. tepende zaten aşkı var. aşağısı desen ne olduğu belli değil. her yanın kapalı kısacası. yapılacak en güzel şey çömelip beklemek. öyle düşündün. acizdin. tırmanmaya çalışmadın. elin kolun bağlı değil, doluydu.
bu kadar çok şey yazıp da bir yere bağlayamayacağımı söylersem en başta yazanlara hak verirsiniz diye umuyorum.
bağlayamayacağım, doluyum. ağlayabilmeyi ve bağlayabilmeyi çok isterdim ama çok doluyum.

çokoldu

bir buçuk ay üzerine Altuğ ile görüşebildik. az kalsın görüşemeyecektik zaten. görüştük dediğim de yolda birlikte geldiks adece. tabii evler Beykent ve Büyükçekmece'de olunca Üsküdar'dan eve dönmek epey zaman alıyor. iyi oldu.
yarın eczacılıktaki dersler başlıyor. 17:30'da başlayacak. bekleriz efendim.
dün gece de uyuyamadım. üçe geliyordu eve vardığımda. sonra yıkan et derken mal gibi oldum bugün.
yalnız yemek yiyip zaman kaybetmemek için zor tutuyorum kendimi. yaprak dolması var lan içerde. evet yaprak dolması. sarması değil. sarma demek yapay bir şey. dolmadır o. hemen ısıtıp yesem yatmam iyice gecikecek. kahvaltıda yerin. evet, evet. en güzeli bu. kahvaltıyı dolmayla yaparım.cumarteis günü Melin Yuna'nın kadın tekniği çalıştayı var. yine orada olacağım. niyeti olanlar kayıt yaptırsın.
7 Kocalı Hürmüz'e gitmek istiyrum. Erkan Can, Haluk Bilginer. daha ne olsun.

19 Kasım 2009

cabaretwillkommen

Willkommen! Bienvenue! Welcome!
Fremder, Etranger, Stanger,
Glücklich zu sehen,
Je suis enchanté,
Happy to see you,
Bleibe, reste, stay.
Willkommen! Bienvenue! Welcome!
Im Cabaret, Au Cabaret, To Cabaret!
Meine Damen und Herren

Mes dames et Messieurs
Ladies und Gentlemen,
Comment sa va?
Do you feel good?
Ich bin eur confrencier!
I am you host!
Und sage.
Willkommen! Bienvenue! Welcome!
Im Cabaret, Au Cabaret, To Cabaret!

Leave your troubles outside.
So life is disappointing, forget it!
In here life is beautiful.
The girls are beautiful.
Even the orchestra is beautiful.

And now presenting the cabaret girls!
Heidi, Christine, Mouzy, Helga, Betty, Undinglen.
Each and everyone a virgin
You don't believe me,
Well, do not take my word for it,
Go ahead, ask Helga!
Ha ha ha!

Glücklich zu sehen,
Je suis enchanté,
Happy to see you
Willkommen! Bienvenue! Welcome!
Im Cabaret,
Au Cabaret,
To Cabaret!

Willkommen! Bienvenue! Welcome!
Fremder, Etranger, Stanger, I love stranger
Glücklich zu sehen,
Je suis enchanté, Enchanté, Madame!

Happy to see you,
Wir sagen
Willkommen! Bienvenue! Welcome!
Im Cabaret,
Au Cabaret,
To Cabaret!

(Fred Ebb)

pantolonunuçoksevdimçıkartonubebeğim

az önce NTVMSNBC'de diyet yerine bunları yapın başlıklı bir gerzek yazısı okudum.
tam anlamıyla aptallık dolu. Erdem geldiğinde Theolar'da otururken televizyonda bir haber vardı. mankenin birisi şişmanlara laf etmiş, başka sapsızın biri de şişmanlar da seksi olabilir, şöyle giyinirse çekici olur, böyle giyinirse  ilgiyi göbeğinden başka yerine çeker filan diyordu. gavur deyimiyle tam bir bullshit. boğa boku yani.
ulan gerizekâlı; millet sizi dinledi, kendini düzeltmek yerine giyim kuşamını düzeltti. e peki bu insan evladı hiç soyunmayacak mı? o zaman o pörtlekler ne olacak?
siyah giydin bilmem neren yok gibi gösterdin. peki, ya çıplakken?
topuklu ayakkabı giyip bacaklarını ince ve uzun gibi gösterdin. peki, ya çıplakken?
ilgi çekici iç çamaşırları giyip kendini güzel hissettin. peki, ya çıplakken?
korseni giyip karnın, kalçan az gibi gösterdin. peki, ya çıplakken?

bunlar hakkında mantıklı açıklamalar bekliyorum.
biraz beklerseniz şahane bir deneye ortaklık edebileceksiniz. bir süredir yağ bağlamaya çalışıyorum. karın ve sırt bölgemi yağlandırmak için elimden geleni yapıyorum.
sonra günlük 10 ile 15 dakika arasında değişen ufak bir spor programı ile sonuçları hep birlikte inceleyeceğiz. şişmanlık bilinçli sağlıksızlıktır. sigara içmekten farkı yoktur bana göre. vaktiyle bilinçsizdim de önemsemiyordum cart curt demek de aptallıktır. aptallığı bahane olarak öne sürmek ise mantıksızlıktır. uygun sporunu yapıp beslenmeni düzene sokacaksın. başka bir kilo verme yöntemi yok. şahane selülitler için ise ancak geçmiş olsun diyor ve vaktiyle alacaktın önlemini, geri dönemezsin artık diyoruz.
çok seksist (ne demek bilmiyorum) bir yaklaşım gibi durdu fakat hayatın gerçeklerinden birisidir bu. insanın kendine olan saygısı. kendisini geçtim, eşine olan saygısıdır.
-beni seven böyle sevsin
+bokumu ye beybi

18 Kasım 2009

yazartık

Bir şeyler yazsan
dereden tepeden
Hiç adım geçmesin yazdıklarının içinde
razıyım
Ama bir şeyler yaz
İşlerden bahsetsen mesela
Sağlığından
Nasıl olduğundan haber ver
Varsa, sıkıntılarını anlat
Sevinçlerini dök, bir bir
Ailen
Ailen nasıl
Onları yaz
Anneni, babanı, kardeşlerini
Yeter ki sessiz kalma
Başbaşa bırakma benimle beni
Taşıyamıyorum aşkını zira
Dar geliyorum bedenime
Dar geliyor ruhum özüme
Dar geliyor bu şehir
çokça da dünya...
Her gün kendi kendime seni konuşmaktan yoruldum
Duvarlar delirdi
Yatağım kayıp gitti altımdan
Düşünceler terk etti beynimi
Tüm sevgiler kayboldu yüreğimde
sadece seninle olanlar kaldı
Sesini duymaktan bile geçtim
Razıyım yine de
Hiç adım geçmesin içinde
Yeter ki bir şeyler yaz...

gün olur kalem kaybolur…
ebru yaşar seçen 2009
kış

17 Kasım 2009

farmadansaktüel

Farmadans'ın adı değişti. Aktüel adı altında mı ne birleştirmişler fakültedeki tüm kulüpleri.
her neyse işte kısacası eczacılık fakültesindeki dersler bu cuma başlıyor. 17:30'da başlangıç seviyesi 18:45'te orta seviye dersleri olacak.
Metin Yazır icazetli Rikkarrrdo Özgür ile tænnngo arrrcanntinoo. eheheh her yere yazarım ben bunu. yalnız bu sertifika olayını fena geyiğe çevirmiş durumdayım. Metin Hoca duysa yırtar herhalde.

16 Kasım 2009

sefilitler




eski dosyaları kurcalayıp bilgisayarı temizlerken ablamın sefil itinin eski resimlerini buldum. tam denyo. katıksız denyo.
keşke hep böyle kalsaymış. şimdi oldu kırk kiloluk dana yavrusu gibi bir şey. lan yoksa... hazır kurban bayramı gelmişken...

aşkvarya

Seni ilk günü gördügüm var ya...
İçimi içimden duyan var ya...
Gel gibi, kal gibi, gün gibi, bugün gibi
Gözümü gözünden bilen var ya...
Elimi elinden tutan var ya...
Gel gibi, kal gibi, gün gibi, bugün gibi
Geçen yılların ardından
Değişen bi'şey olmadan
İçimizdeki aşk solmadan
Neden bu korku?
Neden bu göz yaşı?
Daha biz bize doymadan
Yelkovan zamanı vurmadan
Aşk dediğin büyük yalan
Yalan var ya...

(Fikret Kızılok)

15 Kasım 2009

kendimikullanılmışhissediyorum

kullanılmış hediye kimi zaman daha makbûldür galiba.
çorap alınca önce kendin giyip sonra hediye et demiyorum ama ne bileyim yastık olur, battaniye olur, atkı olur, ajanda olur... şimdilik aklıma bunlar geldi. Haşmet'in Osman'a aldığı hediyeler değil tabii bunlar. Mert'ten Damla'ya olabilir veya Gülçin'den Hakan'a olabilir. Haşmet ve Osman'ın cinsel tercihlerini bilemem tabii ama işin içine duygusallık katıldığı zamanlarda az kullanılmış hediye daha iyidir bence.
öyle aklıma geldi işte. nereden geldiğini biliyordum ama yazarken unuttum.
siz siz olun diş fırçası ve don için uygulamayın. hele ki bana alınmış döner için asla uygulamayın. kalbinizi kırarım. dönerimi kimseye yedirmem. döner candır.
sap döner, keser döner gün gelir hesap döner.
size kullanılmış hediye verecek kimse yok mu? hemen ÖRERK'i arayın ve az kullanılmış hediyelerinizi kendi elleriyle teslim etsinler. ÖRERK; romantizmden terk! (olmadı galiba)

maçakızı

Acem Kızı isimli türküyü bilen bilir. bilmeyen de birazdan bilir duruma gelebilir. üşenmezsem yüklerim.
her neyse. konu çok vahim. bu türküye alkışlarla eşlik etmek isteyen fakat pek müzik ve ritim kulağı olmayan (bkz: özgür) nice koç yiğitleri, gül çehreleri telef etmiştir.
buradan sizlere seslenip bir nesli kurtarmak istiyorum.
türkü küçük ölçüleirn en büyü ile işlenmiştir. kalkıp da ikilik, üçlük, dörtlük ve hatta beşlik ritimlerle eşlik etmeye çalışmayın. on beş sekizlik türküdür kendisi.
nereden çıktı şimdi bu çok bilmişlik diyeceksiniz. az önce dinleyip kendi kendime usûl vururken yıllar önce nasıl bunalıma girdiğimi hatırladım. aha buldum deyip vuruyordum olmuyordu filan. çok uğraşmıştım. ne bileyim lan ben 15/8 diye ölçü olduğunu.
düm tek tek düüm te kââ düüm teek te kââ
yani 3+5+4+3 şeklinde sayılacak
bunda zorlananlar Zeynep türküsünü dinleyip çalışsın. onda çok daha belirgin.

msnserisi

gösteriş meraklılığı için Winamp'e eklenti kurmak gerekiyormuş.
niye bilmiyorum fakat şu anda kuruyorum. yani kurdum.
çalıştı lan
Hey Onbeşli Onbeşli - Erkan Oğur yazıyor şu anda
vay be
bakarsın günün birinde Facebook'ta da ilk durum mesajımı yazarım veya ilk defa sohbet özelliğini açar millete bağlanırım (oha lan ne dedim şimdi. nereye bağlanıyorum)

msninkeşfi

buldum buldum. şahane şeyi buldum. MSN'de mesajlaşma saatlerini gösterme imkanı varmış. geçen sefer çok küfür edip Erdem'e sormuştum da yok demişti.
yllar öncesi MSN'im açık olduğu zamanlarda bile program olarak MSN'i kullanmıyordum ki. Miranda-IM kullanıyordum mis gibi. şimdi böyle MSN filan diyorum da MSN demek yanlış sanırım. açılımını düşününce saçma geldi. MSN Messenger demek gerekiyor galiba. her neyse. mIRC(emayarsi)'ye mırç diyen bir toplumdan yetişmeyim. anasını satayım hiçbir zaman mırç diyememiştim. özenmiştim diyenlere ama yedirememiştim kendime. bu da böyle bir itirafım olsun.
hey gibi Zurna, Ayna... vay be ne günlerdi...

yurdumgenci

yurdum insanı oldum. MSN'deyim. hem de ahuahaa çok komik diyerek Ajdar videoları paylaşıyorum. bu kadar halka indim yani. sen düşün gerisini.
MSN'in kurdu oldun anacığım. her işi raconuna göre yapmak lazım.
birazdan what i'm listening to özelliğini de açarım tam olur. evet evet bunu yapabilirim.
gerçi zümre-i nacileriz, ilahi-i sabâ, seyreyle güzel filan ne kadar seksi şeyler olur bilmiyorum ama göreceğiz bakalım.
açıyorum anacığım. açtım ama hayatımda bir değişiklik olmadı henüz.
MSN'de de değişiklik göremedim. Winamp olunca ymeiyor mu acaba. kurcalayayım bakalım.
neredesin Google. gel buraya. gel oğlum.

koklasamsaçlarını


Ses: Özer Özel
Kemençe: Aslıhan Eruzun Özel
Tanbur: Korkutalp Bilgin
Beste: Artaki Candan
Güfte: Mustafa Nafiz Irmak

taiçimdenbirtarçın

günün birinde ağaç kabuğuna bu kadar çok anlam yükleyerek, her seferinde aynı hislerle içime dolduracağımı söyleseler "hadi lan dallama" derdim. şimdi ise aşığım tarçına. şimdi dediysem epeydir. ceketimde, çantamda tarçın taşıyan biri oldum çıktım.
gidip su kaynatayım da bir tarçın daha içeyim.

tarçın

Seni küçük kâğıtlara yazarım
Çok küçük
İçinde yazılanlar ise büyük
Çok büyük
Kısa kelimelerle
Noktalama yok
Baş  harfler büyük değil
Pek düzgün de değil
Hatta bazıları  kargacık burgacık
Ne var ki
Hep sen varsın o küçük kâğıtlarda
Sen parlarsın
Ama yazılan bir “canım” la
Ama “ruhum” la…
Misal
İsmin
Masal başlangıcı  gibi
Heyecan verir her okuduğumda
Onu gömleğimin sol tarafında taşırım
Bir de yanına kuru karanfil iliştiririm
Her hareketimde karanfil haykırır ismini
Ceketimin sağ iç cebinde ise
Sevda sözlerini taşırım
Yanına kabuk tarçın
Her hareketime sevdanın diğer adı tarçın oluverir
Cüzdanımdaki fotoğrafının yanında
Sana ilk yazdığım iki mısralık şiir
Ve bitişiğinde buğday tanesi
Her bakışımda sevginin bereketini anlatır bana bir bir…
Hepsi bir olurlar gün biterken
Evime gelip de yatağıma uzandığımda
Yazılar el ele verir
Karanfili, tarçını, buğdayı ise omuz omuza
Kokularıyla, bereketleriyle gecemi huzura sunarlar
Ve ben
Yine yazarım küçük kâğıtlara seni
Kargacık burgacık…

bir kalem + bir parça kâğıt + bir de aktar = şifa… 
ebru yaşar seçen 2009
kış

fotomodelonga

bugün geç kalktım. süper şahane oldu. uyudum be en sonunda. uyumasaydım işim işti zaten.
sonra meşke gittim. çok trafik vardı, geciktim. meşten sonra Korkut'un bir projesi için fotomodellik yaptım. güzel bir proje. bitirsin de öyle açıklarım ne olduğunu. hatta tüm projeyi bile yayınlayabilirim. şimdilik telif haklarına saygı duyalım. çekimleri Baila Tango'da yaptık. tuvalette... ardından yemek yedik bol sohbetle.
milongada ise kedimi aştım yine. dur durak dinlemiyorum artık. kim gelirse haydin dansa, haydin felaha. teşekkür plaketi aldım. Süreyya Hoca camdan yapmış. çok şık.
iki gibi çıkıp eve geldim. çok ilginç bir taksimetre gördüm. dikiz aynasına giydirilmiş. hem ayna hem taksietre. üzerinde plaka bile yanıp sönüyordu. kendimi saybörg gibi hissettim. teknolojiye ayak uyduramamaya başladım bile galiba. yaşlanınca ne yapacağım hiç bilmiyorum.
bak tüm yazı boyunca yemek adına ne dedim?
sadece Korkutalp'le yemek yedik dedim. dün akşam da yememiştim. btün gün boyunca meşke giderken yediğim bir tanecik simitle durudm. menüye bakarken gözüm dönmüş, ağzım sulanmıştı. o kadar beter durumdaydım. şimdi de su ve maden suyuna yüklenip yatacağım.
ha bu arada güzel bir şey oldu. tangodan zevk alabilmeye başladım yeniden. devam eder umarım.

13 Kasım 2009

canıncananınta

canım sıkıldı lo. hiçbir şey yapasım yok gibi. belki vardır ama henüz yapmayı denemedim. uykusuzluktan olabilir. dün gece eve gittikten sonra dörde kadar laklak yaptık. zaten günlerdir yamuk yumuk uyuyorum. sersemleştim iyice.
çıkıp hava alayım bari

bailatangonunvesikalısı

dün tango vesikası aldım.
Metin Hoca sürpriz yapıp hem Baila Tango Amerika hem de Baila Tango İstanbul adına tangoya katkılarım, gençlere yaymam vs adına iki adet sertifika verdi. sonra da ders yeni hocanızın deyip son yarım saati bana bıraktı. afalladım. birazdan görmemişlik yapıp sertifikaları tarayabilirim.
sonra milongaya gittik. Güralp'in beşinci yıla giriş milongasına. on biri geçiyordu gittiğimizde ama gece ikiye kadar tolam iki tanda ancak oturdum galiba. uzun süredir bu kadar çok dans etmiyordum bir milongada. ayaklarım hâlâ ağrıyor desem özetlerim herhalde. değişik bir şey de oldu. bir hanımefendi beni Fransız zannetmiş. nasıl benzedim Fransız'a bilmiyorum. Arap, Hindu, İranlı filan dese renkten kurtarırım belki ama Fransa'ya yakıştıramadım kendimi.
gece de topluca Elif'te kaldık. aslında çok da topluca değil. Suzi artık orada yaşıyor. ek olarak Feyza vardı sadece. böyle işte.
sertifikalıyım, çok fiyakalıyım.

12 Kasım 2009

merkelefendi

dün vahayrahayrahey gibi yürüdüm durdum. müşterileri gezdim. sonra pazara girdim. kayboldum. dışarı çıkarken penye, kazak, ceket, mont gibi vahayrahayrahey giyinmiştim. ona rağmen hafif üşür gibi olmuştum. günü tamamladığımda penye ve ceketle terliyordum. böyle tutarsız bir hava anasını satayım. sonra da özgür niye hasta oluyor. hastasıyım anam.
Zeytinburnu'nun hiç bilmediğim yerlerini gezdim. sonra da sora sora Merkezefendi'yi buldum. millete sorarken her seferinde Merkel efendi diyesim geldi. Merkel'e efendilik yakışır diye düşündüm herhalde.
Merkezefendi köftecisinde muazzam bir köfte yedim. seviyorum esnaf lokantalarını. her türlü esnaf lokantasında yemek yiyecek kızlara duyurulur. gelin, sevgilim olun. bir yemeğe bir günlük sevgiliniz olabilerem aybalalarım. o kadar da ucuza gidiyorum. ama bir yemek dediğim şey aslında bir buçuk porsiyon + içecek + tatlı veya salata. yenilen yere göre çay veya kahve de eklenebilir. piyasayı çok düşürmeyeyim. başka yerlere de gitmek isterseniz hesaplara karışmam. taksi şartı da aramıyorum.
eskort kızlar misali refâkatçi erkekler şirketi mi kursam acaba. hafif pezevenkçe kokuyor ama maksat milletin işi görülsün.
misal; önemli bir davete icabet etmeniz gerekiyor fakat tek başınıza gitmeye korkuyorsunuz. ne yapacaksın? derhal ÖRERK(Özgür Refâkatçi Erkekler Kulübü)'i ara ve giyim kuşamını dahi seçebileceğiniz bir refâkatçi gelsin.
eski erkek arkadaşını mı kıskandırmak istiyorsun? derhal ÖRERK'i ara ve eski sevgiline nispet yaparak önünden sarmaş dolaş geçeceğin refâkaçtin gelsin.
milongaya mı gideceksin? hemen ÖRERK'i ara ve gâvurların Taxi Dancer dediği bir refâkatçi gelsin.
maça gitmek istiyorsun fakat tek başına gitmeye çekiniyor musun? hızlıca ÖRERK'i ara ve maç alanında seni kollayacak refâkatçin gelsin.
tiyatroya gittiğinde tuvalete girerken çantanı birisi mi tutsun istiyorsun? anında ÖRERK'i ara çanta tutacak refâkatçin gelsin.
çok uykun var ve yolculuğa mı çıkacaksın? hiç vakit kaybetmeden ÖRERK'i ara ve başını omzuna yaslayıp uyuyabileceğin refâkatçin gelsin.
ÖRERK, kalitedeki tek isim!

tutar bu iş. nereden nereye geldim bilmiyorum. asıl yazacaklarımı unuttum şekerler.
tekliflere açığım.

10 Kasım 2009

onkasımbenimenbüyükyasım

Atatürk'ü anmak nedir?
İlkokuldan beri adet haline gelmiş şekilde her 10 Kasım'da artık herkesin ezbere bildiği şiirleri okuyup, takvim yaprakları boyunca süren hissiz metinler okumak mıdır? Yoksa Atamızın düşüncelerini yansıtan etkinlikler düzenlemek midir?

Vefa Lisesi 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı sebebiyle "Cumhuriyet Tangoları" başlıklı bir etkinlik düzenlemişti. Beş gün kadar kısa bir zaman içersinde -öğrencilerin sağlıkları ile ilgili tüm aksaklıklara rağmen- liseli gençlerden oluşan ve benim de çalıştıran olarak yer aldığım dört çift ile izleyenlerin hoşuna gidecek bir gösteri hazırlandı. Okul yönetimi ve öğrencilerden bolca takdir toplandı.

Bu yıl ilçe çapındaki 10 Kasım Atatürk'ü anma etkinliği Vefa Lisesi'nde düzenleneceği ve vali yardımcısı, ilçe milli eğitim müdürü, emniyet müdürlüğü temsilcisi, garnizon komutanlığı temsilcisi, ilçe okul müdürleri ve müftü gibi kalantor kişilerin katılacağı bir etkinlik olacağından dans gösterisini yinelememiz istendi. Orkestra ve koro iki adet Türk Tangosunu icra ederken biz de dans edecektik.
Edecektik diyorum çünkü yaş ortalaması on altıyı bulamayan kız öğrencilerin "dizlerinin hemen üzerinde etek boyu olan ve ne göğüs ne de sırt dekoltesi bulunmayan" elbiselerini fazla açık bulan vali yardımcısının emri ile gösteri iptal edildi.

Etkinlikten sorumlu müzik öğretmenine "Bu kıyafetlerle mi çıkacaklar? Yok mu bunların daha uzun eteği" dendikten sonra hazretlerinin yardımcısı ise bana gelip tüm endişeli ve karın ağrılı tavırlarına karşın kibarlığını korumaya çalışarak sayın vali yardımcısının geç kaldığını ve gösterinin yapılmamasının daha doğru olacağını belirtti. Bu esnada müzik öğretmeninden orkestranın eserleri icra etmelerini de istediler. Sanıyorum ki aynı eserler çalınırken dans edildiği zaman parçalar uzuyor. Daha mantıklı bir açıklama bulamadım. Nihayetinde, tepki amaçlı olarak orkestra da sahneye çıkmadı.

On beş, on altı yaşında kızları görünce hallenip titreyen ve tedirgin olan zihniyetle ilk karşılaşmam değil elbette ki.

Geçtiğimiz yıl yine Fatih ilçesinde olan Sâmiha Ayverdi Anadolu Lisesi öğrencileri ile kulüp etkinliği kapsamında tango çalışıyorduk. Dört hafta kadar çalıştıktan sonra okul müdürü tarafından çalışmalara son verildi. Sebep: Öğrencilerin velileri sorun çıkartabilirmiş.
Bunu söylerken bütün öğrencilerin velilerinden imzalı izin kâğıdı toplandığını unutmuş olmalılar.
Tabii ki sadece bana söylenen bahaneydi bu izin meselesi. Etkinliğin yapılmasına önayak olan ve kendisi de derslere katılan edebiyat öğretmenine söylenen ise son derece gülünç. "Öğrenciler çok kalabalık oldular. Birbirlerine aşık olabilirler."
Evet, aşk ve kalabalık... Sanıyorum gençliğini bastırılmış şekilde yaşayan, çağa fersah fersah uzaktan bakarak yaşayan zihniyetler aşkın iki kişilik olduğunu henüz idrak edememişler.

Teselli bulabildiğim tek nokta ise bu sansürlere maruz kalmış kardeşlerimin hepsinin de bir şekilde tango yapmaya devam etmeye çalışmaları.
Bugün siyah giyinmemin tek sebebi Atamızın vefatı değil; cumhuriyetin matemine eşlik etmektir.

Hüzün ve saygılarımla

09 Kasım 2009

dangalakgün

gün çok güzel olacaktı. yol üstünde dvd bırakmayla başlayıp, okula uğrayıp Vefa'ya derse geçip akşam da Altuğ ile buluşarak sonlanacaktı. üçte yapılacak olan çalışmanın on ikide olacağı haberi geldi ilk önce. yerin ulan, birden önce gelme şansım yok dedim. böyle demedim tabii. gayet kibar şekilde erken gelme ihtimalim yok dedim. yoktu çünkü. filmi bırakıp bir dakikadan kısa bir sürede çıktım. normal şartlar altında biraz oturmak gibi niyetim vardı ama olamadı maalesef. başka sefere artık. giderken geç kaldım. çok da geç değil aslında sadece bir saat kadarcık. taksiden indikten sonra fark ettim ki adam sahte ellilik kakalamış. aslında sahete değil de sadece yıkanmış olabilir. umut fakirin ekmeği...
okula girdiğimde Pelin, Pınar, Kenan, Süleyman (centilmen ve alfabetik sıra) insanlarını gördüm. Batuhan gösteriye çıkmak istemiyormuş. bak gösteri dedim. yarına gösteri olacakmış. 10 Kasım'ın ne gösterisi olacaksa. saçma. lise işte. her türlü saçmalığın barındığı yuva. her neyse işte. onların da sınavı varmış. çıkışta da dershaneye gitmeleri gerekiyormuş. haybeye gitmiş oldum. bilseydim filmi bırakıp kaçmazdım.
eve dönerken de gündüzleri pek yapmadığım şeyi yapıp Beylikdüzü otobüsüne bindim. uyuya uyuya giderim diye düşündüm. öyle de oldu. uyuyakalıp son durakta indim. baktım hava güzel. gaza gelip eve kadar yürüdüm camış gibi. biraz tanbur çalıştım filan sonra Altuğ ile konuştuk. evden çıkmak üzereyken annemden haber geldi. Vecdi Amcamı hastaneye kaldırmışlar. anlatmayacağım bu kısmı.
şimdilik bu kadar. taksideki müstehcen konuşmayı da kafama eserse bilahare yazarım.
peynir ekmek...

milongatriste



Hugo Diaz - Milonga Triste

pigtail

İnsanlara domuz yedirenlerin akıbetleri

Biyolojik olarak insan, ortalama 150 yıl yaşayabilir. Günümüzde domuz eti ve diğer kısımları yenmiyen yerlerde meselâ, Kafkasya'da 130-150 yaşlarında sihhatli insanlar yaşıyorlar.

Domuz mamullerinde grip virüsünün mevcudiyetinden şüphe yoktur. Günümüzde bu "domuz gribi" olarak çok yaygındır. Kim domuz mamullerini doğrudan veya yiyeceklere katılmış olarak yerse (ki, bunlar her çeşit sucuk, salam ve sosislerde mevcuttur) otomatik olarak grip virüsünü de almış olur. Bu virüs vücutta en müsait olan akciğer dokularına gider ve yerleşir. Orada gelişmesi için müsait bir ortam buluncaya kadar bekler. Meselâ ilkbaharda vitamin eksikliği sebebiyle hastalık çoğalır, grip salgını her tarafta kol gezer.

Domuz mamullerinin tam bir insan zehiri olduğu isbat edilmiştir. Domuz denilen zehir vücuda alınınca, vücudun normal zehir atma organları tarafından atılması mümkün değildir.Yani urin, nefes yolları, dışkı, ter ve deri yollarından bu zehir atılamaz. Bu zehir sadece hastalık şekillerinden iltihaplar, iç ve dış iltihaplı hastalıklar gibi yollarla insan vücudundan atılabilir. Çünkü insan vücudu, domuz etinde ve diğer kısımlarında mevcut olan zehiri tabii yollarla atabilecek bir durumda yaratılmamıştır. Vücut derhal zorlanarak akıl almaz hastalıklara düçar olur. Bu hastalıkları daha sonraki yazılarımızda inşaallah ele alacağaz.

Domuz mamullerini yiyen insanlarda domuz melaneti vücuda yerleşir. Böylece zamanla o insanlar domuza benzemeye başlarlar.

Biliyor musunuz?
Domuz ve saksağan eşcinseldir. Dünyada sadece bu iki hayvan eşcinseldir.
Bir de özellikle son yıllarda insan neslinden eşcinsel olanların sayısı tahminlerin üzerinde bir düzeyde seyretmektedir. Bugün Avrupa ve Amerika gibi ülkelerde eşcinsellik tahmin bile edilemez miktarlara ulaşmıştır. Bu ülkelerde eşcinsellerin birbirleriyle resmi evlilikleri devletlerce kayıt altına alınmaktadır. Bunun domuz mamullerini yemekle çok yakından alakası vardır.
Ülkemizde de durum hiç iç açıcı değildir. En küçük kasabalara varıncaya kadar umumi helâların kabin kapılarının arkasına yazılan ilanlar durumun vehametini göstermektedir. Her ne kadar bunlar görmezden gelinse de yakın bir zamanda büyük patlamalara sebebiyet vereceği açıktır. Ülkemizde de bu kasırganın, domuz mamullerinin ne kadar çok tüketildiğinin ve meydana getireceği belânın boyutlarını göstermektedir.

Hükümet domuz mamullerinin kasaplarda, market reyonlarında satılmasına izin vermekle, 2 domuzu olana domuz yetiştirme kredisi açmakla, domuz çiftliklerini çoğaltma zemini hazırlamakla ülkemizin idam sehpasını kurmuştur. "Domuz gribi" bu sehbanın başına geçen celattır. Bu cellat kimlerin ilk elde ipin çekecek, ömrü olanlar buna şahit olacaklardır. Şunu da ifade etmiş olalım: Domuz yetiştirilmesine kolaylıklar sağlayanlar, yetiştirenler, milletimize bu hayvanın mamullerini habersizce yedirenler dünya ve ahirette bunun bedelini çok ağır ödeyeceklerdir. Bunun böyle olması da Allah (CC)'ın adaletinin sonucudur.
(Mevlüt Özcan, Milli Gazete)


isteyen istediği yeriyle gülebilir. ben otomatik olarak domuz gribi aldığım için oink oink diye ses çıkartabiliyorum sadece.

pavyoncu

ablamın düğünü nihayet yapıldı bitti. opluca kurtulduk zulümden. kınaydı, düğündü filan çok kötü şeylermiş.
yapmayaın bunları arkadaşlar. gidip mekdanısldsta veya lahmacuncuda yemek yiyin daha iyi.
ha tabii bu vesileyle değişik bir tecrübe yaşamış oldum. onu yazmazsam olmaz. sahnede yaylı tanbur çaldım. gerçi giriş taksiminden sonra epey bir çalar gibi yaptım. sadece görsel olarak vardım ama olsun. tecrübe tecrübedir.
sonra Süreyya Hoca ile ufak bir gösterimsi yaptık. adımlar yanlış, denge bozuk olabilir ama kendisiyle dans etmekten keyif alıyorum. yaşayarak dans ediyor sanki.
yazacağım başka şeyler de vardır ama şimdi domuzlarla ilgili bir yazıyı kopyala yapıştır yapıp çıkacağım.

08 Kasım 2009

rüzgaruyumuşaydalıyor

Rüzgar uyumuş, ay dalıyor, her taraf ıssız
Ölgün bakıyor varsa uzak bir iki yıldız
Gel, çıt bile yok, korkma benim, bahçede yalnız
Ey gözlerinin rengi kadar kalbi güzel kız

Meftun olan gözlerim endamını görsün
Kumral saçının üstüne busem de taç örsün
Hüsnün ezeli saltanatından da büyüksün
Ey gözlerinin rengi kadar kalbi güzel kız

(Cenab Muhittin Kozanoğlu)

07 Kasım 2009

emedur

MSN denen zımbırtıyı kullanmak için açtım bugün. yani nesi var nesi yok öğreneyim diye. bugün dediğim daha ynei. hâlâ açık yani. çok karışık lan. sene 2009 olmuş ama herifçioğlu gleen mesajların saatini göstermiyor. çözemedim. zaten başka şeyini de anlamadım. sevmiyorum, sevemiyorum. ne bok yemeye açtın o zaman derseniz de öyle gerekti açtım işte. kurcalayıp çağdaş olayım dedim. beceremeyince de hemen çağdaşlıktan kaçıp yaylı tanburu aldım. bu zaman zarfında da mesaj gelmiş. tüm sesler ve osuruklar kapalı olduğu için bilmem kaç dakika sonra gördüm ve iş işten geçmiş işte. yetişemedim. gözlerimi açaydım. gitme diyeydim...
Babam ve Oğlum n'apıyor acaba. bulup tekrar izleyeyim.
Cabaret'i izliyorum. çok güzel gerçekten. aldığı tüm Oscarlar gani gani helâl olsun.
film çılgınlığına başladım. başlamaya itildim.
hedef en kısa sürede listemdeki 100 filmi edinmek.
paylaşımcı değilim. isimlerii bile vermem. sadece Psycho'dan Candyman'e pek çok film olduğunu söyleyebilirim.

geçen gün fark ettim ki 2005'ten bu yana yazdığım bu sene bencil olacağım safsatasını bu sene gerçekten başardım. tümüyle bencil biriyim. zerre sallamıyorum diğer insanları. hiçbiri değil tabii. arada yine sallamak zorunda kalabiliyorum ama bu sene çok fena aştım kendimi. tam bir götü kalkık hayatı yaşıyorum.
şimdiye kadar yakınlarım dediklerimi kırmak pahasına da olsa mutsuzum diyemem. dağılın lan. asabiyim. mazeretim var.

karadeli1

ayaklarının altında çivi olan, yüzü boyalı bir sürü kişi vardı. götümü boyamasınlar diye evden kaçtım. bir sürü kişinin arasından saklanarak çıktım. sonra inşaatları gezerken yemekçilerin camlarını izledim. yemekleri izlemek göbeğimi acıktırdı. çok yürüdüm. demirleri tekmeleyip göbeğimi doyurmaya çalıştım. sonra denize gittim. çok acıkınca denizde müzik çaldım. derinle konuştum. çok derindi. sonra kendi derimle konuştum. çok tuzluydu. kendimi kuma gömmeye çalıştım ama üstüme kuma gelince kızdım. kendimi yollara vurdum. dağa tırmandım. tepeye gelince büyük tekerleğe bindim.
köprüaltında yürüyüp burnumu karıştırırken tarzımı en güzel yansıtan şarkıyı söyledim. söylerken yerimde duramayıp yaylanaraktan sağa ve sola kaykılmaya, burnumda olmayan elimi de aşağı yukarı sallamaya başladım. "çaaareee gelmeeeez ayrılıııkhtaann ayrılır mıııı et dırnaaahkktannn başkaa yol yokhhh ayrılmakhtann". İbraam Erkal ile kendimi keşfetmiştim. burnumdaki sümük dışarı çıkmayı başarınca hep birlikte sevindik. oynaya oynaya yürüdük. oynarken hep ellerime yapıştı. ben de sinirlenip oyunu bitirdim. pantulumu okşayıp tertemiz yaptım ellerimi. hiç ter kalmamıştı.
barakaya gelince yine şarkı söyledim. şimdi yeni şeyler söylemek lazım deyip yemek de söyledim. biraz şöyleydim biraz böyleydim. en sevdiğim dizimi izledim. sıkılınca ayaklarımı izlemeye başladım. şöminenin önünde sehpanın üzerinde vazo taklidi yaptım. sonra aldığım hediyeyi etrafıma doladım. paketlenmiş vazo oldum. çok sonra güneş geldi.

06 Kasım 2009

sıkıştımodada

vallahi esir kaldım. odaya girip üstümü değiştireyim, tanburumu alıp çıkayım diye düşünmüştüm. üstümü değiştirirken uzun süre imkân bulamayacağım için tuvalete girmemin fena fikir olmayacağını kavradım ama değil tuvalete gitmek odadan çıkamıyorum. her yerden topuklu kadın ayakkabısı sesleri geliyor. iki tuvaletin etrafı da dolu. nasıl kaçacağım bu cehennemden bilmiyorum. telefonumun şarjı da çok az. yardım isteyemiyorum. sesimi duyan birisi varsa itfaiyeyi arayıp merdiven yollatsın veya tente gersinler de on dördüncü kattan atlayıp felç olayım. akın akın insan geliyor Allah'ım sen yardımcım ol. bir de çocuk geldi şimdi. seslerini duyuyorum yaklaşıyorlar buraya doğru. of. nasıl bir gerilimin içine düştüm. gündüz eve gelebilseydim tüm hazırlıklarımı yapıp kaçacaktım işte. yandım anam yandım.

planör

bu gece için şahane plan yaptım. çok gizli. çok keyifli. evde elli gacı kına yakarken ben muazzam şeyler yapıyor olacağım. hebelelelveveveehhellehheceelevee
balata kokusu alıyorum

cumartelendi

cumartesi bile önemli demiştim ya. yalan oldu. hatta içinde bulunduğum ruh haline göre piç oldu demek daha şık olur. piç oldu. bak ne ka' şık oldu.
canım sıkıldı.çok sıkıldı. daraldım, ilahi güçlere darıldım.
avutun beni.

yunanpointi

dün geçmişe özel bir milonga yaptık. İstanbul Tango Rituel cart curt zart zurt ayağına bir dünya Yunanlı gelmiş. Yunanlı değil, Yunan diyenin ağzına kürekle vururum. ikisi de geçerlidir çünkü. gece boyunca üç dört parça hariç oturmadım. onlarda da terim kurusun diye oturmak zorundaydım. böyle şahane bir insanım kısacası. akşam yedi buçukta başlayan tangodan sonra eve yürüyüp gece üçe doğru yatıp sabah yedide kalkmak pek hoş değil tabii ama keyifli yine de. eski günlere dönüş mü yaşıyorum nedir. sağ olasın Metin Hocam. ihya ettin beni. tango sevincim pörtledi yeniden. milongadaki karınca popolu teyzeye de ayrıca selam olsun. umarım bir daha o tip kıyafetler giymez. güzel görükmeyor bacım.

05 Kasım 2009

öldümdeuyandım

müzisyen Wolfgang Amadeus Mozart, matematikçi James Clerk Maxwell, oyuncu İsmail Hakkı Dümbüllü ve şair Bülent Ecevit.nedir, hepsi farklı yılların aynı gününde vefat etmiş.

üçübirarada

dün dört yıllık bir aradan sonra güzelce bir gece geçirdik. Elif ve Suzi ile aynı evdeydik. benimkinde iş yok ama onların hafızası yanılmıyorsa en son 2005'te birlikte kalmışız. vallahi bak o ikisiyle aynı evde yaşayabilirim. anladım ki kıyafet sorunum Suzi'den kaynaklanıyormuş. bunca zamandır Elif'te kalırım ama hiç üstümü değiştirip yatma gereği hissetmedim. dün gece ise Elif'in büyük bir altaşortmanını verdiler. büyüklük ne kadar göreceliymiş onu görmüş olduk. Elif'in 155cm civarında olduğunu göz önünde bulundurunca bana şahane bir tayt oldu. daha önce de Suzi'nin pembe aşortmanını giyip sokaklara çıkmıştım. ayağımda da tango pabuçlarıyla. gece çıkıp geri gelecektik hemen. böylece kimse görmemiş olacaktı ama ne olduysa oyalandık ve eve dönüşümüz sabahı bulmuştu. bir de üzerine börekçiye girince katmerli olmuştu hani.
geçmişi yâd ettik. güzel oldu. keyif oldu. hoş oldu.

04 Kasım 2009

ayıgücüişbaşına

az önce milletin bloglarına bakarken fark ettim ki uzun süredir ciddi hiçbir şey yazmıyorum. yazamıyorum. aslında şimdi de yalan söyledim. geçen akşam fark etmiştim. şimdi dikkat çekmek için başkalarının bloglarına bakarken filan dedim. başkaları dediğim de witchie of stars ve onurCuk. niye yalan söyledim onu da açıklayayım. ilgi çekmek için değil tabii ki. blog üzerinden yazarak kimin ne ilgisini çekebilirsin. okuyan belli, yorumlayan belli. geç bunları. onların yazdıkları ciddi şeylerin üzerine geçen akşam fark ettiğim şeyi anımsadım birden. sonra da dedim ki e o zaman bu konu üzerine yazarak ciddi bir şey yazmış olayım.
canım sıkkın.
sıkkın olmasının sebebi de belli. kuranderde kalmış kuş gibi hissediyorum kendimi.
Ebru Abimin güzel bir tanımı var. insanın içinde fırtına kopsa geçer gider ama rüzgâr eserse içine işler diye. tam olarak böyle değildi ama anlam aynı. rüzgârdayım işte anasını satayım. sağlı sollu esiyor şerefsiz. durumu çözemiyorum ki yönümü belirleyeyim. Allah'tan çok yoğunum da çok kafaya takamıyorum.
yine yalan söyledim he. takıyorum tabii ki. çok uzun süredir takıyorum. yıllar oldu. çok yıllar hem de. şu yakın zaman bir geçse her şey şahane olur belki. cumartesi bile önemli. o kadar diyeyim.

haydi şimdi sûni teneffüse çıkıp laylaylom yapalım. laylon toplarla veleybôl oynayalım. aa ô diye harf varmış. yazarken öylesine denemiştim hâlbuki.
gün itibariyle öyle şahane bir programa sahip oldum ki inanamazsınız. her Allah'ın günü tükkandayım zaten.
akşam ve akşamüstü programımı yazıyorum. iyi belleyin. ben belleneceğim çünkü.

pazartesi: Vefa Lisesi, tango
salı: Beylikdüzü Kültür Derneği TSM korosu, tanbur
çarşamba: Baila Tango, genel, milonga-vals, kadın tekniği
perşembe: Baila Tango, arjantin tango tanıtma ve geliştirme programı
cuma: Farmadans, tango
cumartesi: Baila Tango, milonga
pazar: Özer Özel, tanbur

hafta yedi gün değil mi lan zaten?
ha bir de bunlar yetmezmiş gibi şimdilik üç farklı projede görevliyim. onları daha sonra anlatacağım. yani kesinleştikçe anlatacağım projeleri. aslında ikisi kesin ama şimdi anlatasım gelmedi be blog, anla işte.
anemi.

uzun süredir yazdığım en ciddi yazı oldu galiba.
bilgi edinmek istediğiniz konularda çekinmeden yorum yazınız. cevaplayasım gelirse cevaplarım. istemezsem bakarız der geçiştiririm.

birkızdanistemek




evet, yüzyıllardır ademoğlunun çözülemeyen ortak sorunu
işte bu; bir kızdan istemek
bazen borç, bazen masum bir öpücük istemek, bazen kalbini, bazen de...

saf bi adam olduğunu anlarlarsa, namusluyum ayağına vermez süründürür.
arkadaş ayağına vermez.
kankine vermiştir vermez.
paran yoktur vermez.
işin yoktur, vermez.
işin çoktur, ilgilenmezsin vermez.
iyi davranırsın vermez.
fazla üstüne düşersin vermez.
içirmezsen vermez.
fazla içirirsin gene vermez. kusar musar sağa sola...
eski erkek arkadaşını hatırlar, esir alır vermez.
istemezse vermez.
Hastadır, vermez.
Ustadır, vermez.
ilk gün vermez.
ev kalabalıksa vermez. öyle arka odada falan kasar
Bodrum'dayız, vermez.
ayaküstü vermez.
yağmur yağar, vermez.
sular akmaz, hiç vermez.
deprem olur, korkar, vermez.
"annemler gelecek." der, vermez.
"annenler gelecek." der, vermez.
uf der vermez, püf der vermez.
"göbeğin var." der vermez, eritsen de vermez.
"o buna verdi; ben bu salağa vermem" der, vermez.
ailecek tanışıyorsunuzdur, vermez.
içine abuk bi çamaşır giymiştir, rezil olacağız diye vermez.
burcunu beğenmez, vermez.
kendini sever, vermez.
Kaşardır, vermez.
köy kızıdır, vermez.
özel olmazsa vermez.
aramazsın, aramazsın, icap edince ararsın; anlarsa hayatta vermez.
"arkadaşıma yazılıyorsun." der vermez.
"niye aramadın?" der, vermez.
güldürmezsen vermez.
güldürürsün "yavşak" der, vermez.

kısacası, bu kadın milleti vermeyeceği varsa vermez!

ama her zaman hadise bu kadar hüzünlü sonuçlanmaz...
bazen erkeklerin istedikleri de olur,
ama nerde ne zaman ve nasıl istemek?


güldür, versin.
Jack Daniels iç, versin.
saçını uzat, küpe tak, versin.
evini postmodern döşe, versin.
Armani jean giy, versin.
az konuş, mesafeli dur, derin bak, versin.
açık saçık konuş, versin.
ukala ol, versin.
Harley kullan, versin.
televizyonda panele çık, versin.
efemine davran, versin.
çok ısrar et, versin.
tanışır tanışmaz parfümünü tanı, versin.
creative director ol, versin.
çirkinsen duyarlı ol, versin.
uçak kullan, versin.
sevgilinden ayrıl, versin.
karın olduğunu söyle, versin.
iste, versin.
iyi danset, versin.
her hafta bir parti ver, versin.
Cindy Crawford'u beğenme, versin.
coupe Mercedes al, versin. BMW z3'e de verenler çok.
yasadışı işler yap, versin.
yapıştır tokadı, versin.
iyi kahkaha at, versin.
boğuk ve derinden konuş, versin.
acayip bir spor yap, versin. mesela mağaracılık, bungee jumping, dağcılık...
sörf ya da kayak yap, versin.
Fransızca ve İbranice konuş, garanti versin.
Davidoff puro iç, versin.
cd'lerin içine iki klasik karıştır anında versin.
kadın dergileri oku, versin.
köpek besle, kedi tekmele, versin.
yemek yap, versin.
ben kadında kişilik ararım de, dakikada versin.
annenle tanıştır, versin.
şaşırt, versin.
şaşır, versin.
repo yap, versin.
maaşını dolarla al, versin.
35 santim dedikosunu yay, anında versin.
onunla sevişirken neler yapacağını söyle, versin.
eski sevgilinle Mauritius'a gittiğini söyle, versin.
vermem de, versin.
iktidarsiz olduğunu söyle, versin.
As'a götür, versin. hiç olmazsa bahset, yine verir.
bir "ver şiiri" oku, versin.
İngilizce şiir oku, yarısına gelmeden versin.
allem et, versin.
kallem et, gene versin.

evet buradan da anlıyoruz ki ne istediğini bilmek bazen yeterli olmayabilir.

03 Kasım 2009

legbook

Facebook bile saplığımı kavradı galiba.
suggestions diye bir bölüm keşfettim az önce. önceden var mıydı bilmiyorum. şunu arkadaş olarak ekle, bunu pandikle filan diyor. hah işte bu bölümünde 23/27 oranında çoğunluğu bedenen az giyinmiş olan hatun çıkarttı karşıma. geri kalanı da Kocaelispor Store, Türk bayrağı, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi ve Çağatay isimli tanımadığım birisi. gerçi kızlardan biri resimde Kenan İmirzalıoğlu olarak gözüküyor ya neyse. galiba resimsizlerden biri de Duygu'nun kardeşi Burcu. bakmadım ama isim tutuyor. bu arada Kenan ile ilgili çok gizli bilgileri de dileyenlere verebilirim. kendisini şahsen tanıyan bir modacıdan öğrendim.
bu da böyle bir anımdı işte.

bulanıkveyorgun

Cam buğulu
Dışarıda yağmur kıyamet
Kederli bir gece
Ben içeride bulanık
Ben içeride yorgun
Kalbimde sevda sözleri
Kalemimde hayal cümlelerle
Senli bir gecedeyim
Her zamanki gibi...

ebru yaşar seçen 2009
kış

01 Kasım 2009

atansigortalar

tüm gün SEGEM'in sigortacı eğitimindeydik. yarın da sabah 8:30'da başlıyor ve akşama kadar sürecek. sıkılıyor insan. hadi bugünküler genel sigorta kavramları filandı ama yarın hukuk kısmı varmış. hak hukuk sevmem. sıkıcı.
ardından da sınav var. bakalım yeni kanunlara göre resmi olarak sigortacı olabilecek miyim.
aslında bunu yazmayacaktım ama sayfayı açana kadar ne yazacağımı unuttuğum için bunu yazdım.

öpemtutambenseni

öpmek, öpülmek, öpüşmek ne kadar garip şey. bu saate bu yorgunlukla oturup yazmayacağım ama garip lan.
hele kalkıp birinin ağzını öpmenin mantığını bunca yıldır kavrayabilmiş değilim. yolda gleirken kimseyle öpüşmedim. konunun çıkış noktası apayrı bir güzellik. oldukça naif, minik bir buseden çıkıp türeyen bir şey ağız öpmek. french kiss denen zımbırtıya ağzını öpmek deyince daha bir garipleşiyor zaten. vay ağzını öptüğümün... küfür gibi lan.
bilahare üşenmezsem yazarım.
günlerdir eve gelmiyordum. Erdem geldi Theo'nun evine sardık.
yarın sabah ve pazartesi gnü sigortacılık eğitim bilmemnesi ve sınavları var. yıkanıp yatarım. belki biraz tanbur çalışıp sonra yıkanırım. tam kestiremedim şimdi

d.n: doğum günün kutlu olsun Metin Hocam. acil şifalar.