19 Şubat 2010

dutyemişbülbül

bu yazıya muhtemelen ablamdan başka kimse anlam veremeyecek. ablam da hafızasını zorlar ve hayâl gücünü kullanırsa anlam verebilecek.
benim doğduğum, ablamın büyüdüğü evin bahçesi ve ağaç evimizin (tam ev değil) olduğu dut ağacı.
oradaydım. ağacı çok fazla budamışlar, o sebeple sağ tarafa uzanan kol yok olmuş. diğer iki kol da birbirine dolanmış, kocaman olmuş. ağaç evimiz, dut ağacımız, bahçemiz, duvarlarımız, iki bina arası çanlı mesaj teleferiğimiz, apartmanda saatlerce vampirlik oynayışımız... güzeldi lan çocukluğum. şehrin ortasında olmamıza karşın çok fazla bahçe hayatı yaşadık. etrafımdakilere bakıyorum da herkese nasip olmazmış gerçekten. şanslı olacağım küçükken belliymiş.
kukalı saklambaç deyince yüzüme mal mal bakan insanları görünce üzülüyorum. neredeyse istopu (stop) bile bilmeyenler var. halbuki biz bahçede Amerikan Gladyatörleri oynayabilecek kadar gelişmiştik. gerçi kalkan yerine çanak anten ve arabaları kullanmamız, yumuşak şeyler yerine de çakıltaşlarını fırlatmamız biraz daha vahşi kılıyordu bizim yarışmamızı ama olsun. benim kafam hiç yarılmamıştı. bir keresinde Ercüment Abi'nin kafasını yarmak üzereydik o kadar.
en büyüğümüz (Levent Abi) on üç yaşındayken (ben altı civarlarındaydım ve ne hikmetse mangalın başındaydım çoğu zaman)  babamlar evde yokken balkonda mangal yakıp, bununla da yetinmeyerek yan komşu Ayfer Ablalara ikram etmiştik.
çok güzeldi lan. özendim şimdi. çocuğum olduğunda sokağın âlâsını yaşatacağım. öğrensin, yaşasın hepsini. ergenliğe girmeden ne kadar çok şey görürse o kadar aklıbaşında olur, olgunlaşır. lisede filan sapıtıp başıma bela olmaz.
hayat güzeldi o zaman. günler daha uzundu. hayat daha uzundu. yapacak iş bulamadığın zamanlar olabiliyordu. çok sıkıldık haydi oyun yaratalım diyebiliyorduk. ağaçlardan mınçıka (nanchaku) yapıp kâh mikelanjelo (Michelangelo) kâh sokak ninjası olabiliyorduk. yine ağaç ve don lastiği ile yay yapıp birbirimizi avlayabiliyorduk. serum lastiği alırsak uyuşturucu kullanıyoruz zannederler diye don lastiği ile yine ağaçtan sapan yapıp ağaçları avlayabiliyorduk. evet, ağaçları avlıyorduk. yazık lan hayvanlara. otopark yokuşundan kaykayla kayıp hayvanlar gibi hız yapabiliyorduk (bir veya iki kişi kaykaya oturur, diğer bir veya iki kişi de arkadan bunları yokuş aşağıya var gücüyle iterdi. iten kişilerin iki kişi olması da garip geldi şimdi. birisi kaykayı iterken öbür hıyar da iten kişiyi iterdi. salakmışız) daha sonra bir nebze cesurlaşınca yokuştan kayıp, binanın yanındaki yükseklikten aşağıya uçmaya başlamıştık. bahçede, balkonda su savaşı yapıp güneş altına malak gibi yatabiliyorduk. hele ısınmış asfalt üzerine yatınca daha çabuk kuruyorduk.
yaz yaz bitmez.
hayat o zamanlar güzeldi derken şimdiye bok atmıyorum. günümüzden de oldukça memnunum.

biraz daha fazla müsait zamanımız olsa öyle olması için daha fazla fırsatımız olurdu ama n'apalım. tamah etmemeli. aza kanaat etmeyen çoğu hiç bulamazmış.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

sana hayranım özgür