19 Şubat 2010

nefsidem

dün Nefs dinletisi oldu. bu vesileyle Serkan'ı görmüş oldum nihayet.
giderken arabadaki kadro şu şekildeydi: Özgür, Altuğ, tanbur, kopuz1, kopuz2, klasik gitar, perdesiz elektrik gitar, ardından Ezgi, sonrasında ud1, ud2, Sami ve Özden. zorlu yolculuk sonunda Gitar Cafe'ye ulaştık.
Gönül Abla ve Niyan da teşrif etti. Niyan'ı iş kıyafetiyle görmek çok garip geldi. annesinin kıyafetini giyip ayna karşısında makyaj yapan küçük kızlar aklıma geldi. bilmem niye. biliyorum lan. niyan hala liseliymiş gibi geliyor. kötü anlamda değil. kızın üniversite dönemi boyunca hiç görüşmedik. değil görüşmek, tesadüfen sokakta bile karşılaşmadık. böyle olunca da hep liseli kalmış oluyor. Cengiz Kurtoğlu'ndan gelsin, Liselim...
neyse, dinleti başladı. ilk yarıda türküler, ağıtlar filan geçtiler.
ikinci yarıda şarkılar vardı. muhteşem tanburi olarak ben de sahneye çıktım bir parçada. mehtabiye ile rüzgarı uyuttuk, ayı daldırttık.
dinleti sonrası eve dönüşte arabanın kadrosu iyice şenlendi.
Özgür, Altuğ, Kürşat, Ezgi, Serkan, Özden, Sami, akustik bas gitar, perdesiz e. gitar, klasik gitar, ud, kopuz1, kopuz2 ve tanbur. bu kadroyu minibüse, panelvana filan değil. normal bir arabaya koyduğunuzu düşünün. ön koltukta Altuğ ve Kürşat, geri kalanı ise arka koltukta kucak kucağa. bu şekilde Kadıköy'den Üsküdar'a giderken polis çevirmesine yakalandık. üflettiler. sıfır promille kurtardım. Üsküdar'da Sami ve Özden indi. oradan Sultanahmet'e Kürşat'ı bırakmaya giderken tekrar polis çevirmesine yakalanıp gbt'ye girdik. Kürşat'ın ardından Serkan'ı Bakırköy'e bıraktık. Bahçeşehir'e ablama gidip arabayı değiştirdik ve Büyükçekmece'ye Altuğlara giderken Beykent'te tekrar polis çevirmesine yakalandık. üst ve araç araması yapacaklardı ama ben bezmiş ve biraz da asabi şekilde çıkışınca iyi tamam gidin deyip diğer insanları mıncıklamaya devam ettiler. Altuğ ve Ezgi'yi içim giderek kokoreççiye bıraktıktan sonra aç ve uyumak üzere olarak eve döndüm. günlerdir uyumuyordum. eve girip mutfağa dalınca dünyalar benim oldu. herhalde gündüz misafir filan gelmiş. simitler, kurupastalar filan derken bir tabak dolusu zeytinyağlı yaprak dolması gördüm. dokuz, on tane onlardan ve bir de simit yiyip sızdım. evet, yıkanmadım. sabah kalkınca da yıkanmadım. kendimi kötü hissediyorum bu yüzden ama uykum vardı.
o kadar uykum vardı ki mesaj yazarken sonlandıramadan uyumuşum. sabah fark ettim.
bugünü de sonra yazarım. şimdi yemek siparişi verip dergiyle uğraşmaya devam etmem gerek.
tanbûri lâzım olursa söyleyin bir parçalığına gelirim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

sana hayranım özgür