28 Şubat 2010

işeşaş

çok şahane bir işe girişiyoruz galiba nihayet.
altyapı çalışmaları tamamdı zaten ama artık fiilen de bir varlık gösterilebilecek gibi geliyor.
hayırlısı. fevkalâde olacak gibi bir his var içimde. uluslararası ayağı bile hayâl değil. olursa hem para hem prestij bakımından büyük bir tırmanış olacak. çok mümkün gözüküyor. bakalım zaman ne gösterecek.

27 Şubat 2010

örnekleme

dün bok gibi bir ruh halinde olacaktım Beşiktaş'ta otururken. oldum da zaten. sonra çok garip şeyler oldu. aslında hiç garip değiller ama garip diyesim geldi şimdi.
oturmak için sildiğim bankın yanında dört, beş tane ortaokul veya liseli kız vardı. ben bankın suyunu silerken "pardon, yolda kaldık da acaba bir lira verebilir misiniz" dedi içlerinden biri. işimi kesmeden bir liraya değil hepiniz, biriniz bile herhangi bi'yere gidemezsiniz dedim. damlaya damlaya göl olur dediler. sonra da oturdum ve çıkartıp beş lira verdim. almadılar. ısrar edince aldılar. kitabımı çıkarttım. okurken içim acıdı birden. cebimdeki çikolataları çıkartıp verdim. almadılar. verecek başka kimsem kalmadı dedim. sanırım halime acıyıp aldılar. sonra utanıp kalktılar zaten. o sırada Uniceff gönüllülerinden birisi geldi. onunla sohbet etik epey. kredi kartı bilgilerini filan verdim. o esnada işten güçten açıldı konu. o da dansçıymış meğer. Metin Yazır'ın yanındayım deyince "nasıl yani, Metin Yazır'dan ders alabiliyor musun" diye sordu. ben de hava attım. hayır, asistanlık yapıyorum dedim. her neyse, bir süre daha sohbet ettik sonra işine döndü. Greenpeace gönüllüsü geldi. zaten destekçiyim deyince teşekkür edip gitti. ardında Oğuz aradı. morali bozukmuş biraz. bir gece önce de aramış zaten ama telefon-Özgür ilişkisi pek sağlıklı olmadığından ulaşamamış.
o kadar güzel bir şey söyledi ki. o anda sıkıntım hafifledi biraz. ben hep seni örnek aldım Özgür Ağabey dedi. bunu burada yazmam ne kadar doğru bilmiyorum. sonraları yanlış olduğunu düşünürsem silerim. geçmişe pek müdahala etmem ama kendisinin özel hayatına girdiği için silmek isteyebilirim. her neyse, etrafımdkailere senin davrandığın gibi davranıyorum, iyilik yaparsam çaktırmıyorum, kötü bir şey yaparlarsa kötü bir şey demeden senin gibi bakıyorum filan dedi. çok garip oldum.
sonradan kendi örnek aldığım kişileri düşündüm. Tamer Hocam ile başlamıştı. davranışlarını, olaylar karşısındaki tutumlarını taklit ediyordum. sonra Ebru Abim geldi. onun iyiliklerini, görüşlerini kaptım. yıllar sonra Burçin Abimle tanıştım. ondan çok şey kattım kendime. şimdi, Özer Hocam'dan ve Metin Hoca'dan besleniyorum. evet, hayat böyle. çok şanslıyım ben de. daima iyi insanlar ile karşılaştım. eğer bugün birisine örnek teşkil edebildiysem tamamen bu saydığım kişiler sebebiyledir.
böyle işte. duygusal olarak karışığım şu sıralar. ağırlık çöktü üzerime. öyle. sakinleştirici almış gibiyim.
yüzük iyidir, yüzük güzeldir

hevesligenç

aşağıdaki saçma şey nedir diye sorular gelecek akla. hemen anlatayım.
geçen gece ablam senin akrepli yelkovanlı bir şiirin vardı çok güzeldi dedi. o ne lan dedim. uydurma diye de ekledim. yukarıda var, saklıyoru dedi. çüş dedim. üst kata çıkıp bulmaya üşendi doğal olarak ama nerede yazdığını söyledi. evde, siyah kapaklı bir defterin ortasındaydı dedi. az önce aklıma geldi eski ajandalarımı karıştırdım. 2003 senesinin şubatında buldum. güzel saçmalamışım ama denyoluğumun ispatı olsun diye yazayım dedim. ikinci haftada yazdığıma göre muhtemelen 14 Şubat geyikleri üzerine dalga geçmişimdir. hiç hatırlamıyorum. işin kötü yanı çok daha kötülerini de buldum ajandada ama o kadarına da utanırım şimdilik. gerçekten çok kötüler çünkü. çiklet manilerine benziyorlar. hem de daha uzunlarını düşünün. o kadar beter. kendimce felsefe filan yapmışım. o denli kötü. şimdi ben bile anlayamadım hangi ruh haliyle yazdığımı.

zamanısuçla

Sanki bu sene
Yine aynı sene
Zaman da mı bıraktı ki
Müebbet yalnızım diye beni
Hadi canım olmaz öyle
Sende söyle, yalnız değilsin
Yalnız deilim, herkes burada
Ben yine günle yan yana
Geceyle kol kola
Yalnızlığı içiyorum doya doya
Kafamda sorular çok
Ama birine asla cevap yok
Kimse sorsam cevap "yalnızım"
Peki, ben niye yalnızım?
İşte bu sene de saçmaladım
Akreple yelkovanı suçladım
İçeri bakınca Mevlana'yı anladım
Bende bir ben var benden içerü
Anlaşırım kendimle rahatlarım
Varsın deli desinler gülsünler
Ben kendimi anlarım

hayatzatenzor



Sen yüreğini korumaya bak
Bir yanın çocuk kalsın, bırak
Ne olur gel
Bildiklerini unutarak
Sen, saflığını gözden sakın
Dursan da günaha yakın
Ne olur gel
Bildiklerini unutarak
Haydi gel gülümse
Hele kalbine yol ver
Değişir, değişmez
Sen onu düşünme
İyiye hayıra yor
Bu hayat zaten zor
Bir de sen ekleme
Oturup bekleme
Bir ucundan sen tut
Bir ucundan ben
Şiirin, şarkının, sazın elinden

(Sezen Aksu)

silletokat

bir insanın konumunu silmek, silmeyi düşünmek bile korkutucu. çünkü, gerçek hayatta geri dönüşüm kutusu yok. varsa bile ben beceremedim bugüne kadar. bakalım bugünden sonra n'olur.

rakılanın

şu anda ayıp bir şey yapıyorum ama ne yapayım işte. terbiyesiz biriyim.
şimdi Ninem ve Ayça karşımda rakılaşıyorlar. Ninem yamulmak üzere. ilk rakısıymış. eziyoruz kendisini. detayları anlatırım sonra.
konu aşka meşke gelmek üzere. şimdi beni sorguya çekecekler ama bilmiyorum ne kadar konuşurum.
bugün garipti. anlatırım sonra.
çok anlatacak şeyim var. anlatmam lan ya da. ne anlatacağım. ona anlattım yeterince. dinlemedi. dinlemek istemedi. çünkü kendisi kendi kararlarıyla karar vermiyor. garip cümle oldu.
konuşuruz sonra.

26 Şubat 2010

emonu


sigara içenlere oral seks tutkunu muamelesi yapan tek kişi değilmişim

Haberin gerisi:
Fransa'da sigara karşıtı bir reklam tartışma yarattı. Bu hafta başı piyasaya çıkan ilanlarda takım elbiseli yaşlı bir adam ağzında sigara olan bir gencin başına elini koymuş olarak görünüyor. Reklam sloganı ise "Sigara içmek tütünün kölesi olmak demektir."

Kampanyayı yapan "Droits des Non-Fumeurs" (Sigara içmeyenlerin Hakları) örgütü ise posterlerin cinsel istismar ya da tecavüz göstermediği, fakat şok etkisi yaratmayı amaçladığını belirtti. Örgüte göre, reklam aslında bağımlılık ve itaat anlamına gelen sigarayı bir özgürlük sembolü olarak gören gençleri hedef alıyor ve bu anlamda 'çarpıcı' olması gerekiyor. Gazetelerde yayınlanacak ve barlara asılacak olan reklam şimdiden büyük tartışmalara neden oldu.

cumcuma

cumaya gittim
gelcem

25 Şubat 2010

kazan

çok fena çorbayım. her şey karmakarışık. kafam göğsüme düşmüş, yapışmış.
bugün derste birisi gelip hayırdır Özgür moralin çok bozuk dedi. işin kötü yanı o sırada gün içindeki en mutlu halimdeydim. Zeytin'in yavrularını seviyordum.
sonra Özgür niye maskeli baloculuk oynuyor oluyor. mecburum maske takmaya. başkalarının da huzurunu kaçıramam. mutsuz biri etrafın keyfini kaçırır. bu böyle.
kısa kollu mavi penye. çantamda duruyor.

cumaötesi

şu cumartesi çabucak gelse ne güzel olur. görünüşe göre upuzun bir perşembe akşamı ve koskoca bir cuma var önümüzde.
en azından böylece borç birikmiş oluyor. züğürt tesellisi.

soframımasamı

yarın Niyan ve Ayça ile iç dış yıkama yağlama yapacağız.
nereye gideceğimiz belli değil şimdilik. adaya gitmeyeceğimiz belli sadece.
belki Samatya olur belki çok âlâkasız bir yer. bilemiyorum. neyi biliyorum ki. nereye götürürlerse işte.
asıl zılgıtı ketum ketum oturursam yiyeceğimi de biliyorum. yarın ola hayır ola.

ısırgan

n'aber?

sekizincimektup

Bana çılgın diyorsun seni sevdiğim için. Yanılıyorsun, sevmek çılgınlık değil. Sevmek insan tarafımızı bulmamızdır bence. Biraz da yaklaşmamızdır Tanrı'ya zaman zaman.
Dünyada sevmeyenlere, sevemeyenlere acımalı. O ot gelip, ot gidenlere acımalı. Sevebilen insan kendini keşfetmiş insandır. Çektiği bütün acılara rağmen, mutlu, kıvançlı insandır o. Aşktır yücelten bizi ve derinliğimiz aşktandır. Gerisi boş, yalan.
Aşksa; sevmektir. Durmadan, nefes alırcasına sevmektir.
Sevmekle sevilmek ayrı şeyler... Sevilmeyi çoğaltmak, ona bir başka şekil vermek, daha da yoğunlaştırmak onu elimizde değil. Oysaki sevgimizi dilediğimiz gibi yoğurabilir, dilediğimiz şekli verebiliriz ona.
Derinlikse derinlik, yükseklikse yükseklik, genişlikse genişlik.
Sevmekte gücümüz var, irademiz, aklımız var. Biz varız sevmekte. Sevmek yaratmaktır bir bakıma. Sevilmekse; yaratılmak.
Demek ki biz seninle birbirimizi yaratıyoruz durmadan. Sen beni yarattıkça güzelsin işte ve ben seni yarattıkça güçlüyüm, daha bir insanım.
Beni sevmeseydin yine bir şey değişmeyecekti benim için. Sen biraz eksik kalacaktın, biraz sen kaybedecektin. O kadar.
Şimdi insanların en güzeliyiz, en iyisiyiz elbette. Seviyoruz, seviliyoruz.
Sevgimi anlamadığın ve ona saygı göstermediğin anda ölebilirim. Karşılık vermediğin anda değil. Birbirimizi yeniden yaratmaya devam edelim.

(Ümit Yaşar Oğuzcan)

çubukkarakter

farklı ortamlarda farklı karakterlere bürünmek yormaya başladı artık he.
millete sahte neşe, sahte keyif, sahte ilgi göstermek zorunda kalmayayım istiyorum. mümkün değil ama istiyorum işte.

haysenin

hayat garip lan.
anlamlı değil gibi ama çok anlamlı gibi de bir yandan
anlatsın birisi.

24 Şubat 2010

karanlığıngözleri

Şimdi yoksun
Seni istediğim gibi düşünebilirim artık
Tutar ellerini öpebilirim uzun uzun
Kimseler ayıplayamaz beni
Yokluğunda seni nasıl sevdiğimi anlayamazlar
İşte gözlerin, işte dudakların
Senin olan ne varsa karşımda duruyor
Ayaklarını dilediğim yere götürebiliyorum artık
Sevdiğim şarkıları söyletiyorum dudaklarına
Ve hoyrat ellerimle seni
Her gün biraz daha güzelleştiriyorum

Bütün resimler sana benziyor
Hayret
Bütün aynalarda sen varsın
Nereye gitsem peşimden geliyorsun
Şimdi sigarasın dudaklarımda
Biraz sonra beyaz bir kâğıt
Ve akşam içtiğim bir kadeh içki olacaksın

Kimse yokluğunda bunca sevilmedi
Kimse yokluğunda ilahlaşmadı bu kadar
Saçların böyle daha güzel
Sen daha güzelsin
Gelecek mutlu günlerin ışığında
Her şey daha güzel
Ne var ki ayrılığın adı kötüye çıkmış
Yoksa bin yıl daha yaşamak isterdim
Ve seni bin yıl daha
Ayrılıklar içinde sevmek isterdim

Ama biliyorsun nihayet ben de insanım
Umutsuzluğa düştüğüm anlar oluyor
Hiç gelmeyeceksin sanıyorum
O zaman kurşun gibi bir korku saplanıyor kalbime
Katran gibi bir yalnızlıktır sarıyor içimi
Yalnızlığımdan utanıyorum

Beni sevmesen ölürdüm
Beni sevmesen bir çakıltaşıydım şimdi
Beni sevmesen bir duvar gibi sağırdım
Kördüm bir ot kadar
Ölümden acıydım, ölümden beterdim
Beni sevmesen
Dünyayı bütün insanlara zindan ederdim

Beni bunca saracak ne vardı?
Kanıma girecek
Gözbebeklerime oturacak
Bir senfoni gibi kulaklarımdan eksilmeyecek
Ne vardı?
Hiç karşıma çıkmasaydın
Bu kör olası gözler görmeseydi seni
Ne vardı
Güzelliğini hiç bilmeseydim
Bir dua gibi bellemeseydim adını
Ne vardı bütün gece
Gözlerimi tavana dikerek
Seni düşünmeseydim

Belki karşımda değilsin yanılıyorum
Bu gözler senin gözlerin değil
Aldatıyorlar beni
Karanlığın gözleri olmalı bunlar
Bana böylesine keder veren
Gülmeyi, yaşamayı haram eden
Bir karanlığın gözleri olmalı
Öyleyse sen hiçbir yerde yoksun
Sana hiçbir zaman yaklaşamayacağım
Yalan bu geçici sevinç, bu nur, bu ışık
Bu karanlığın ortasında yanan alev gözler
Bu bir kadeh içki gibi aydınlık

Ne dedimse inanma
Seni değil kendimi aldatıyorum
Sen istediğin kadar
Varlığın ta kendisi ol
Ölümsüzlüğün ta kendisi
Ben günden güne yok olmaktayım
Bütün ışıkları kaldırıp attım bir yana
Anlamıyor musun?
Gökyüzü güneş olsa
Sensiz karanlıktayım

(Ümit Yaşar Oğuzcan, Ankara, 1960)

statüko

az önce bir ilki gerçekleştirdim istemeden.
Facebook duvarıma saz ve söz'ün yeni sayısının çıktığını yazayım dedim ama meğer durum mesajıymış orası.
saniyeler içinde temizlediğim için çok da yazmış sayılmam belki. emin değilim.
bir gün yanlışlıkla sohbet zımbırtısını da açarsam o zaman bir ilki daha gerçekleştirmiş olurum.
he yaa henüz hiç Facebook Chat kullanmadım. karşıyım. kimse kullanmasın. kıllanıyorum.

anbean

ruh halimin boktanlığını anladım az önce bir görüntüyü izlerken.
geçen anların kıymetini bilemiyorum vaktiyle. şimdi izlerken keşke daha önce yapsaymışım diyorsam yanlış bendedir. he vallahi. bu kadar da çabuk öğreniyorum suçumu. aferin lan bana.
herkes eksikliklerini görüp kabullenmek yerine kendini geliştirmeye çalışsa ne güzel olur lan şu dünya. ben yapıyorum demiyorum ama en azından yapmaya çalışıyorum gücüm yettiğince. tabii ki pek çok şeyde ben böyleyim, bu da benim acizliğim, işine gelirse deyip kolaya kaçıyorum. bazen de fantaya kaçıyorum (he yaa kötüydü).
her kaybı, hatayı, ihmali, yanlışı tecrübeye saymak gerekir. hatta daha da büyüğü var bu işin. başkalarının kayıplarından, hatalarından, ihmallerinden, yanlışlarından ders çıkartabilmek. bunu yapabildiğimizde adam olma yolunda koca adım atarız.
Özgür için kocaman alkışlar ve on puan, on puan, on puan

gündelikfarklar

iki yeni şey fark ettim.
Alex Morrison Türkçe bilmiyormuş. Facebook'ta A.M. olarak gördüğüm kişi Aylin'miş. bunu kendi çabalarımla fark ettim.
ikincisi ise Ebru abi sayesinde oldu. Blogspot'ta gizli olan bloglara yazılan yazılar kontrol panelindeki küçük takip penceresinde gözükmüyormuş ve ben orada görmediğim hiçbir şeyi okumuyorum.

üçüncü de hediyem olsun. kafam bozukken intihare meyletmemek için Türk müziği dinlememeyi tercih ediyorum. bugün Gökhan Dabak bile dinledim. daha ne yapayım

23 Şubat 2010

güney



önce yazı vardı
sonra ses doğdu
ahenk geldi, renk geldi
gönül güneye gitti
güney gönüle girdi
sıcaktı güney
gerçekti
vardı
var
ol

ablamıüzerim

uzun süredir yapmak istediğim bir şey var ama bilmem niye yapamadığımı. şimdi de yazarak kolay yolu seçiyorum.
ablamdan özür dilerim. vaktiyle çok fazla kırdım, gerektiği zamanlarda sevgi gösteremedim; hatta içimde hep yaradır, lise yıllığım için yazı almadım. o dönem niye bilmiyorum ama bir şeyden ötürü kızgındım. ne olduğunu bile hatırlamadığım bir şey için bu kadar büyük vefasızlık yapmamın mazur görülecek tarafı yok.
çocuktum lan ben de. mantıklı davranmamı nasıl beklersin. asıl hatam yıllardır yaptığımın bilince olmama rağmen özür dilememiş olmam.
bundan sonra sevgide cömert olacağım. kimseyi sevdiğimi saklamayacağım. ölüp gideceğiz be, kavgaya, tartışmaya hele hele küslüğe ne gerek var.
artık hislerini çok daha açık yaşayan biri olmak istiyorum.
bu konudaki önemli kırılmayı bir buçuk yıl önce yaşamıştım. devrimdi benim için. tüm müptezelliğiyle yaşadım hem de. pişman değilim. bundan sonra da pişman olmamak için her şeyi, herkese vaktiyle söylemem gerekiyor. ölüm uzak değil yahu. doksan yaşına gelsen ne anlayacaksın ömürden. bırak insanlar da sevildiğini bilsin. huzur dolaşsın kılcal damarlarımızda. gerçekten çok küçük şey mutluluk. ufacık güneş ışığı, minnacık gülümseme, incecik rüzgar, sıcak bir el, ılık bir söz, tensiz bir ses yetmiyor mu mutlu olmaya?
daha ne olsun!

şimdiye kadar yaptıklarım için özür dilerim abla. hep bilirdin ama hiç duymadın herhalde. seviyorum seni.

haydi rast gele
hareket etmem lâzım

sevince



Sevince durma koş ardından
Zaman yoktur, git aşkı iste ondan
Sevince tüm insanlar bir başka
Durma dostum sen de yer ver aşka
Sevmek bil ki doğmaktır yeni baştan
Âşık oldum galiba yavaştan
Sevince
Öyle bir yol tutmuşum ki sorma
İnandım ki sevince vardır dünya
Sevince tüm günlerin bir başka
Durma dostum sen de yer ver aşka
Sevmek bil ki doğmaktır yeni baştan
Âşık oldum galiba yavaştan
Olacak mıydım ben bu halde
Sevince tüm insanlar bir başka
Durma dostum sen de yer ver aşka
Sevmek bil ki doğmaktır yeni baştan
Eriyorum galiba yavaştan
O sevince

(Erkin Koray)

çirkinim

Benim de bir insan tarafım vardı
Bakma böyle kötü olduğuma
Benim de dileklerim vardı
Benim de bir beklediğim vardı yaşamaktan
Yeter artık vurma yüzüme çirkinliğimi
Her gün bir kadın ağlar benim yüzümde
Büyük dertler içinde benim ellerim
Anlamıyor musun?
Sen sevildiğin için güzelsin bu kadar
Ben sevilmediğimden böyle çirkinim

(Ümit Yaşar Oğuzcan)

sekstenteselli

Seks, insanın aşkı bulamadığında elinde kalan bir tesellidir.
(Gabriel García Márquez, Benim Hüzünlü Orospularım)

22 Şubat 2010

sosyaltecavüz

hayatım boyunca tecavüze uğramadım, tecavüz etmedim. cinselliğe soğukluğum benim yaşantımla ilgili değil. azıcık bile ilgisi yok hatta. çevre ve gözlem etkenleri devreye girdi onları yazarken, cinsellikten tiksinirken. yazının ve benim haddimi aşacak şekilde "aşk yapmak"tan iğrenç bir şeymiş gibi bahsettiğim anlaşılmış.
midemi bulandıran düzüşmek veya daha güncel dille sikişmek. hayvanların yaptığı gibi. sadece orgazm için, sağda solda anlatmak için, sağda solda anlatılacak biri konumuna düşüren düzüşmeden bahsediyorum.
gerisi benim haddimi fersah fersah aşar.

cinsellik

az önce çok büyük bir sorunumu çözdüm. uzun süredir kafamda yer etmişti.
bilen bilir, cinselliğe bakışım epey süre önce hasar görmüştü. cinselliğe soğuktum. ihtiyaç olarak bile değil, gereksiz buluyordum. az önce yıkanırken çok alakasız bir şekilde sorunu buldum, çözdüm. artık soğuk değilim. nefret ediyorum. günümüz insanının başındaki en büyük beladır.
aşk yapılmıyor, cinsellik yaşanmıyor yalnızca ihtiras kurbanı vücutlar birbiri içine sokulup çıkartılıyor, düzüşülüyor. ... üç nokta yerine farklı şeyler yazdım ama silmem gerekti. normalde pek yapmadığım bir şey yazdığımı silmek ama silmem daha iyi oldu.
uğruna zaman, güç, onur, kişilik kaybettiğimiz şeyleri bir daha düşünmemiz gerek. değer mi değmez mi...

bu içerikteki bir yazı içinde isminin zikredilmesi ne kadar ahlâklıdır bilmem ama sanırım Ruhi Ayangil'den çok fazla etkilendim ve kendisinden sonra pek çok "saçma" davranışımın sebebini fark ettim. gerçek bir entelektüel. her anlamını dolu dolu karşılıyor. öyle bir aydın ki tüm amacı dünyayı, sanatı aydınlatmak. bunun için yaşıyor çünkü gururu yalnızca bu şekilde okşanıyor. münevverlik için nefes alıyor. insanları çok kırıyor ama hep amacı var. karşısındakini bir adım daha ileri götürmek. sen kimsin de beni ilerletmeyi düşünüyorsun derler mi diye düşünmeden. kendinden de verse karşısındakini geliştirdiği zaman yine dönüş kendisine olacak, bunu biliyor. karşısındaki bunu asla vaktinde anlayamayacak olsa da vakti geldiğinde oraya tuğla koymuş olduğunun anlaşılacağını biliyor. aldığı haz apayrı, dünyada yaşayanlardan farklı, uhrevi bir haz.

21 Şubat 2010

senisevmeyehükümgiydim



Seninle biz neredeyiz ki?
Nasıl bir ilişki bu?
Nasıl hâlâ yanyanayız?
Yoksa birer alışkanlık mıyız?

Anlaşılır yanı yok hayatımın
Sevişir gibi sevmek istemez canım
Bir sürü haller içinde halim
Seni sevmeye hüküm giydim

Bir hüznün kıyısında
Karıştım halkın arasına
Yalnızlığım koynumda sessiz
Nerdeyiz?
Seninle biz nerdeyiz ki, nerdeyiz?

Anlaşılır yanı yok hayatımın
Sevişir gibi sevmek istemez canım
Seni sevmeye hüküm giydim

Söz: Mazhar Alanson
Müzik: MFÖ
Ses: Sertab Erener

güzelveçirkin

gerçek olamayacak kadar güzel başlayan bir günün etkisi ne kadar sürer?
yalnızca saatler sürer. akşamüstü olmadan her şey olması gerektiği gibi karanlık olur.
dünü ise sonra yazarım. şimdi hiçbir şey yapasım yok. biraz kitap okuyup uyurum ancak. keyifsizim.
kişisel gelişim programlarına katılıp sinire hakim olma eğitim almam gerek.

19 Şubat 2010

uykusersemi

sabah kalktığımdan beri garip hissediyordum kendimi. uyumuş olmama rağmen hâlâ uykum var. vücut iyice yorulmuş demek filan diye düşündüm. çünkü dün gece erken yattım. ama kısa bir süre önce fark ettim ki uyudum dediğim şey dört buçuk saat civarı.
yani dört gün üç gecedeki toplam uyku sürem on üç saat bile olmadı henüz.
bunu düşününce hak verdim kendime. uykum var.
tanbur istiyorum. öyle, yanımda olsun hep. hem tipsiz de olsun. nazar değmesin. öyle.

dutyemişbülbül

bu yazıya muhtemelen ablamdan başka kimse anlam veremeyecek. ablam da hafızasını zorlar ve hayâl gücünü kullanırsa anlam verebilecek.
benim doğduğum, ablamın büyüdüğü evin bahçesi ve ağaç evimizin (tam ev değil) olduğu dut ağacı.
oradaydım. ağacı çok fazla budamışlar, o sebeple sağ tarafa uzanan kol yok olmuş. diğer iki kol da birbirine dolanmış, kocaman olmuş. ağaç evimiz, dut ağacımız, bahçemiz, duvarlarımız, iki bina arası çanlı mesaj teleferiğimiz, apartmanda saatlerce vampirlik oynayışımız... güzeldi lan çocukluğum. şehrin ortasında olmamıza karşın çok fazla bahçe hayatı yaşadık. etrafımdakilere bakıyorum da herkese nasip olmazmış gerçekten. şanslı olacağım küçükken belliymiş.
kukalı saklambaç deyince yüzüme mal mal bakan insanları görünce üzülüyorum. neredeyse istopu (stop) bile bilmeyenler var. halbuki biz bahçede Amerikan Gladyatörleri oynayabilecek kadar gelişmiştik. gerçi kalkan yerine çanak anten ve arabaları kullanmamız, yumuşak şeyler yerine de çakıltaşlarını fırlatmamız biraz daha vahşi kılıyordu bizim yarışmamızı ama olsun. benim kafam hiç yarılmamıştı. bir keresinde Ercüment Abi'nin kafasını yarmak üzereydik o kadar.
en büyüğümüz (Levent Abi) on üç yaşındayken (ben altı civarlarındaydım ve ne hikmetse mangalın başındaydım çoğu zaman)  babamlar evde yokken balkonda mangal yakıp, bununla da yetinmeyerek yan komşu Ayfer Ablalara ikram etmiştik.
çok güzeldi lan. özendim şimdi. çocuğum olduğunda sokağın âlâsını yaşatacağım. öğrensin, yaşasın hepsini. ergenliğe girmeden ne kadar çok şey görürse o kadar aklıbaşında olur, olgunlaşır. lisede filan sapıtıp başıma bela olmaz.
hayat güzeldi o zaman. günler daha uzundu. hayat daha uzundu. yapacak iş bulamadığın zamanlar olabiliyordu. çok sıkıldık haydi oyun yaratalım diyebiliyorduk. ağaçlardan mınçıka (nanchaku) yapıp kâh mikelanjelo (Michelangelo) kâh sokak ninjası olabiliyorduk. yine ağaç ve don lastiği ile yay yapıp birbirimizi avlayabiliyorduk. serum lastiği alırsak uyuşturucu kullanıyoruz zannederler diye don lastiği ile yine ağaçtan sapan yapıp ağaçları avlayabiliyorduk. evet, ağaçları avlıyorduk. yazık lan hayvanlara. otopark yokuşundan kaykayla kayıp hayvanlar gibi hız yapabiliyorduk (bir veya iki kişi kaykaya oturur, diğer bir veya iki kişi de arkadan bunları yokuş aşağıya var gücüyle iterdi. iten kişilerin iki kişi olması da garip geldi şimdi. birisi kaykayı iterken öbür hıyar da iten kişiyi iterdi. salakmışız) daha sonra bir nebze cesurlaşınca yokuştan kayıp, binanın yanındaki yükseklikten aşağıya uçmaya başlamıştık. bahçede, balkonda su savaşı yapıp güneş altına malak gibi yatabiliyorduk. hele ısınmış asfalt üzerine yatınca daha çabuk kuruyorduk.
yaz yaz bitmez.
hayat o zamanlar güzeldi derken şimdiye bok atmıyorum. günümüzden de oldukça memnunum.

biraz daha fazla müsait zamanımız olsa öyle olması için daha fazla fırsatımız olurdu ama n'apalım. tamah etmemeli. aza kanaat etmeyen çoğu hiç bulamazmış.

nefsidem

dün Nefs dinletisi oldu. bu vesileyle Serkan'ı görmüş oldum nihayet.
giderken arabadaki kadro şu şekildeydi: Özgür, Altuğ, tanbur, kopuz1, kopuz2, klasik gitar, perdesiz elektrik gitar, ardından Ezgi, sonrasında ud1, ud2, Sami ve Özden. zorlu yolculuk sonunda Gitar Cafe'ye ulaştık.
Gönül Abla ve Niyan da teşrif etti. Niyan'ı iş kıyafetiyle görmek çok garip geldi. annesinin kıyafetini giyip ayna karşısında makyaj yapan küçük kızlar aklıma geldi. bilmem niye. biliyorum lan. niyan hala liseliymiş gibi geliyor. kötü anlamda değil. kızın üniversite dönemi boyunca hiç görüşmedik. değil görüşmek, tesadüfen sokakta bile karşılaşmadık. böyle olunca da hep liseli kalmış oluyor. Cengiz Kurtoğlu'ndan gelsin, Liselim...
neyse, dinleti başladı. ilk yarıda türküler, ağıtlar filan geçtiler.
ikinci yarıda şarkılar vardı. muhteşem tanburi olarak ben de sahneye çıktım bir parçada. mehtabiye ile rüzgarı uyuttuk, ayı daldırttık.
dinleti sonrası eve dönüşte arabanın kadrosu iyice şenlendi.
Özgür, Altuğ, Kürşat, Ezgi, Serkan, Özden, Sami, akustik bas gitar, perdesiz e. gitar, klasik gitar, ud, kopuz1, kopuz2 ve tanbur. bu kadroyu minibüse, panelvana filan değil. normal bir arabaya koyduğunuzu düşünün. ön koltukta Altuğ ve Kürşat, geri kalanı ise arka koltukta kucak kucağa. bu şekilde Kadıköy'den Üsküdar'a giderken polis çevirmesine yakalandık. üflettiler. sıfır promille kurtardım. Üsküdar'da Sami ve Özden indi. oradan Sultanahmet'e Kürşat'ı bırakmaya giderken tekrar polis çevirmesine yakalanıp gbt'ye girdik. Kürşat'ın ardından Serkan'ı Bakırköy'e bıraktık. Bahçeşehir'e ablama gidip arabayı değiştirdik ve Büyükçekmece'ye Altuğlara giderken Beykent'te tekrar polis çevirmesine yakalandık. üst ve araç araması yapacaklardı ama ben bezmiş ve biraz da asabi şekilde çıkışınca iyi tamam gidin deyip diğer insanları mıncıklamaya devam ettiler. Altuğ ve Ezgi'yi içim giderek kokoreççiye bıraktıktan sonra aç ve uyumak üzere olarak eve döndüm. günlerdir uyumuyordum. eve girip mutfağa dalınca dünyalar benim oldu. herhalde gündüz misafir filan gelmiş. simitler, kurupastalar filan derken bir tabak dolusu zeytinyağlı yaprak dolması gördüm. dokuz, on tane onlardan ve bir de simit yiyip sızdım. evet, yıkanmadım. sabah kalkınca da yıkanmadım. kendimi kötü hissediyorum bu yüzden ama uykum vardı.
o kadar uykum vardı ki mesaj yazarken sonlandıramadan uyumuşum. sabah fark ettim.
bugünü de sonra yazarım. şimdi yemek siparişi verip dergiyle uğraşmaya devam etmem gerek.
tanbûri lâzım olursa söyleyin bir parçalığına gelirim.

18 Şubat 2010

çakarçakmaz

az önce tam bir gerizekalılık yaparak çakmakla oynarken kaşımın bir kısmını yaktım.
tütsülenmiş tavuk gibi kokuyorum

uykukardeşimverelini

biraz uyku sorunum var şu sıralar.
3 gün 2 gecede toplam altı saatlik uyku ve camış gibi dans, yürüyüş ortalamasıyla yaşıyorum. bu gece de erken uyuma şansım yok.
kopuk kopuk bilgiler vereyim.
dergi çıkmak üzere. son işlerdeyiz. haftasonu çıkmış olacak.
dün gece uzun bir süre üzerine ilk defa milongaya gidip kendim için dans ettim. eski kadromuzdan beri böyle bir şey olmamıştı herhalde. eski kadro dediğim de dört beş yıl önceki Mimoza, Nemesis dönemleri.
milongadan sonra da hiç sevmediğim türde bir yere gidip mutlu oldum. sabah beşte eve girip yıkandım. sekizde kalktım.
milonga öncesinde de Yeniyol Lions Kulübünde tango sunumu ve gösterim vardı. dün çok tango geçti yani. eskilerde tango olmak diye bir kalıp var. örnek: Fahriye çok tango kızdır.
bu akşam Gitar Cafe'de konser var. Altuğ ve Sami çalıp söyleyecek.
gece de eve dönüp dergi ve Tanser Abinin sitesini bitirmem gerek. daha doğrusu bitirmek değil de kolaylamak gerek. haftasonunu bulur bitirmem.

para buldurun lan bana. borçları kapatmam, Erdem'e Maserati, kendime tanbur ve kemençe almam gerekiyor. geri kalan parayı isteyenlere dağıtabilirim.

16 Şubat 2010

teneşirpaklayasıcalar

dayanamıyorum. rahatlamam gerek.
sigarayı icad eden, yayılmasını sağlayan orospu çocuklarının binbir türlü belasını versin Allah.

silgi

sildim her şeyi diye yazarken çok kötü şeyler oldu.
yazarım sonra. şimdi yazarsam elimin ayarı kaçar.
sildim gelmişimi, geçmişimi. boşluktayım.

küçükesnaf

alınıyorum lan blog.
küçük hesaplar peşinde koşan insan muamelesi yapılıyor ya fıttırıyorum.
tanrıya şükür kafası çalışmayan birisi değilim ama çocukça, küçük hesaplar peşinde koşacak kadar fazla beyinsel etkinliğim olmadı. yapacak onca şey varken zaman ayıramam öyle şeylere.

15 Şubat 2010

haladurumu

şahane hala minnoş

13 Şubat 2010

küçükdünya

çok garip blog. dünya minicik lan. dün akşam İdil ile adaya gittik. Yorgo abiye tabii ki. dönüşte İrem'e bıraktım. ardından bir telefon geldi İrem bir şey anlatacakmış diye.
aylar önce Ebru Abi ile adaya gittiğimizde deli gibi yağmur yağmıştı. dışarıda oturuyorduk ve yapmurdan kaçanlar sığınsın diye msalar birleşti filan. garip bir ortam oldu.
gençlerden bir grup vardı. onlarla kaynaştık. ben yaylı tanbur çalmıştım. Ebru Abi yazılarından okumuştu. hatta hediy etmişti. her neyse meğer bu kişilerden bir kişi İrem kişisiymiş. vaybabayınkemiğine dedim. nasıl bir dünya lan bu?
hatta o gün benim dedikodum dönmüş. yanık birisine falan filan diye anlatmış Ebr Abi. bu ne dünya kardeşim herkes iç içe.
kısacası böyle garip bir olay. neyse ki o gece güzel bir intiba bırakmışız. efendi adamlarız demek. İrem Hanım'ın gözüne girmişiz. şaka lan, şaka. ne efendisi. zibidinin önde gidenleriyiz. efendi taklidi yapıyoruz bazen.
Bu da geçer ya Hu!

ÖYLE

11 Şubat 2010

acilşifalar

Aslı Abla Hocam dün nihayet ameliyat oldu. şimdi yanına gideceğim.
akşama sağlık durumunu bildiririm.
Zehracığı fazla yalnız bırakmadan biran önce kalkması gerekiyor.
buradan da sanal olarak acil şifalar dilerim kendisine.
geçmiş olsun.

10 Şubat 2010

gelgelgeldergiyegel

dergi geliyor. gümbür gümbür hem de

bittide

Belki her gün yazacağım bu şehirden sana
Deniziyle, havasıyla yalvaracağım
Seninle bir gün için
Ve o günde
Seni yaşamak için
Sadece yanında bulduğum huzuru bulmam için…
Oysa
Sana dokunacak kadar yakınımda olman ne ulaşılmaz bir rüya
Senin gözlerine yakın olmak ne imkânsız bir his…
Sense
Karalayacaksın bir iki satır
Dostlar alışverişte görsün misali
Yine kuru bir “nasılsın” olacak başlangıcında
Ortası ıssız “dereden tepeden” ile işli
Sonu donuk bir “görüşmek üzere” imzalı
Merak ettiğim;
İşlerin mi mani sevda sözlerine?
Yazdığın kalem mi?
Yoksa “bitti” de yazamıyor musun?
Bak ben yazıyorum
Sevgilim seni çok özledim
Hadi sen de yaz
“Bitti” diye…

mektup ziyareti kısa olur…
ebru yaşar seçen 2010
kış

osendeğilsin

Beklemek hiç bitmeyen o'dur; öyleyse o sensin
Sen bir o olduğun anda beklemek yoktur
O beklemez, o'nu bekliyorum olmaz;
Seni bekliyorum. Çünkü o başkasıdır
Sana o sensin derken, sen hiçbir zaman o değilsin demek istiyorum
Beklemek ben sen'im demektir...

(Özdemir Asaf)

09 Şubat 2010

silkelendim

silkelendim ama başım ağrıdı. burnum tıkanmış. halsizdim zaten bugün. hasta olabilirim belki. en iyisi işleri biraz daha erteleyeyim. gidip yıkanırım şimdi. sonra da dinlenirim biraz.
mal gibiyim sanki. gibisi çöp. malım ben.
malware
mektup isteyen herkes adresini yollasın. gönderilmeyen mektup olmasın artık.
zarflarım ve kâğtlarım hazır.
adresini yollayan herkese sorgusuz sualsiz mektup yazılır!
yaz vatandaş, sen de yaz. yaz, bir kenara yaz bütün sözlerimi. şaka lan şaka, yazma. söylediklerimi iki gün sonra yalanlarım ben.
adresini yaz ama söylediklerimi yazma.
selvi boylum al yazmalım.
aslında selvi değil, servi olması gerekir. hatalı.

ulan işe başlayayım artık dedim ya nasıl da geciktirmek için sana yüklendim yine.
vay anasını be. şimdi yıkanayım da sonra Elmo izlerim belki.
kahkaha atan Elmo oyuncağından da alacağım ama tırsıyorum ya onunla birlikte ben de delirirsem diye.

işbaşı

uzun zamandır çok aylaklık ettik be blogosfer. silkelenmek gerek artık. mecburuz. biraz çalışalım bundan sonra.
formspring'i kestim. PetVille denen zımbırtıyı keseli de günler oldu.
zaman ayırmak gereken daha önemli şeyler varken gerizekalı gibi bilgisayar başında çürümek yakışık almıyor.
yeniden yapılanma kararını milyonuncu kez aldık bakalım ne olacak. bu sefer değişim var sanki. ecdadımızın da dediği gibi şeye şey yaptık şey ediyoruz.

aksisadâ



Kemençe: Derya Türkan

atagözüveeğerler

sözümsü: şeye şey yaptık şey ediyor.
meali: bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete.

saksoculuğubırakmagünü

Onkoloji Profesörü İsmail Çelik, sigara içenlerin 'Sevgililer Günü'nde, sevgililerine verebilecekleri en güzel hediyenin 'sigarayı bırakmak' olduğunu söyledi.

ntvmsnbc ve Ajanslar
Güncelleme: 00:09 TSİ 08 Şubat. 2010 Pazartesi


ANKARA - Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Tıp Fakültesi Prevantif Onkoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İsmail Çelik, 9 Şubat tarihinin 'Dünya Sigarayı Bırakma Günü' olduğunu hatırlatarak, sigara tüketiminin hem kişinin kendi sağlığına, hem de çevresine zarar verdiğini ve ölümle sonuçlanabilen hastalıklara yol açtığını bir kez daha vurguladı.

Sigarayı bırakmanın, 'bir insanın sağlığıyla ilgili verdiği en kazançlı kararlardan biri olacağını' vurgulayan Çelik, sigara kullanımının bırakılmasıyla birlikte vücudun dengesinin normale dönüşmeye başladığını söyledi.

Çelik, 'Sigarayı bıraktıktan sonraki dakikalar içinde kan basıncınız ve nabzınız normale döner, ayak ve ellerinizde kan dolaşımı artar, eliniz ayağınız ısınır, 24 saat sonra kalp krizi riskiniz azalır. Birkaç gün içinde de vücudun savunma sistemi, öksürüklerle, soğuk algınlıklarıyla ve diğer virüslerle savaşmaya yardımcı olacak şekilde iyileşmeye başlar. Yaklaşık 1 yıl sonra, kalp hastalığı riskiniz neredeyse yarılanır, 15 yıl sonra ise ölüm riski içmeyenlerin seviyesine iner' dedi.

BİR GÜN BELİRLEYİN VE ERTELEMEYİN...
Sigarayı bırakma konusundaki en etkili yöntemin, bir gün saptayıp o andan itibaren sigara içmemek olduğunu belirten Prof. Dr. İsmail Çelik, kararın çeşitli bahanelerle ertelenmemesi gerektiğini dile getirerek, şunları kaydetti:

'İlk basamak karar verme ve hazırlık yapmaktır. Önce sigara bırakma günü kararlaştırılır ve o güne kadar kişinin kendisini ve çevresini hazırlaması gerekir. Bu dönemde kararlı olmak, bırakma nedenlerini yazmak ve bunu her gün kolaylıkla görebileceği bir yere asmak, sigarayı bırakacağını aile bireylerine ve iş arkadaşları dahil herkese söylemek gibi önemli ayrıntıları atlamamak gerekir. Bu kişiye, psikolojik bir yaptırım sağlayacaktır.'

İsmail Çelik, sigaranın hem fiziksel, hem psikolojik bağımlılık yaptığı için bırakılmasının zor olduğuna işaret ederek, kendi başına sigarayı bırakmayı deneyenlerin büyük çoğunluğunun 1 yıl içinde tekrar sigara içmeye başlayabildiğini, bunun için tıbbi bir birimden yardım alınmasının faydalı olduğunu ifade etti. Prof. Çelik, bilimsel çalışmaları tamamlanmış ilaç tedavilerinin dışında, hipnoz, akupunktur, elektrik uyarısı ve bitkisel tedaviler gibi yöntemlerin tercih edilmemesi gerektiğini bildirdi.

EN GÜZEL SEVGİLİLER GÜNÜ HEDİYESİ OLABİLİR
'14 Şubat Sevgililer Günü'nün yaklaştığını anımsatan Çelik, bir kişinin sevdiğine verebileceği en güzel hediyenin 'sağlık olduğunu' ve bunu korumak için herkesin üstüne düşeni yapması gerektiğini söyledi. Prof. Çelik, sigaranın bırakılmasına öncülük etmenin önemli olduğunu dile getirerek, sözlerine şöyle devam etti:

'Herkes sevdiği için bir şey yapsın. Sevgiler Günü öncesinde 9 Şubat Dünya Sigarayı Bırakma Günü'nde alışkanlığınıza son verin ve en güzel hediye olarak sevgilinize sağlığı armağan edin. Sevdiğinize en güzel hediye olarak sigarayı bırakarak sağlığı armağan edin. Sevdiklerinizle beraber olacağınız fazladan bir 15-20 sene... Aynı zamanda sevdiklerinize sizinle beraber geçirecekleri 15-20 sene hediye ediyor olacaksınız. Hediyeler bu kadarla da kalmıyor. Eşinizin ve çocuklarınızın yanında sigara içmeyerek akciğer ve meme kanseri olmalarına yol açtığınız için vicdan azabı çekmeyeceğinizi, astım ve solunum yolu hastalıklarına yakalanma riskini azaltacağınızı, hiç sigara ile tanışmamış bireyler olarak yetiştikleri için hayatlarına 20 sene ekleyeceğinizi de unutmayın.'

bırakın

etrafta Özgür rakıcıdır, şudur budur diye söylentiler duyuyorum.
rakıcı değilim arkadaşlar. hâlâ alkol taraftarı biri değilim. sadece içmek icab ederse rakı içmeyi tercih ederim. biradan zerre haz etmem. amele içeceğidir. bana göre.
alkoldeki amaç muhabbet olmalı. keyif olmalı. sarhoş olmak için içmemeli. sarhoşlukları başka şeylerle de çok rahat yaşayabiliyorum. belki bu benim artımdır. bilemiyorum. güzel bir müzik, güzel bir sohbet, güzel bir yüz, güzel bir yazı, güzel bir düş... bunlar yeterli. en âlâ sarhoştan daha sarhoş olurum.
yaftalamayın lan hemen.
kafam bozuk zaten. eve gidip sarhoş olmak istiyorum.
çorbalar karışsın.

yazıkolduyarınlara

"Sigara içmek öldürür" mü?
evet. kimi zaman tek nefes bile öldürür. öldürmekle kalmayıp hiç içmeyenin de içini acıtır.
sigarayı bulanın ve içilmesine önayak olanların binbir türlü bela yakasıdan düşmesin.
yazık.

parmaklıklarardında

Bırak seviyorum demeyi
O mu senin içinde tutuk
Sen mi onun içinde tutuksun
Bunu açıkla bana

(Özdemir Asaf)

karyağmışsaçlarıma

İstanbul'dayım ya la.
havaalanında deli gibi lapa lapa karla karşılaştım. yumruk kadar kar yağıyordu.
İzmir-İstanbul arasında geçirdiğim sürenin İstanbul içinde eve ulaşmak için geçirdiğimden daha kısa olması canımı sıkmıyor değil. büyük lan İstanbul. hatta kimilerine göre İstanbul-İzmir arası İstanbul içi iki mesafeden daha kısa. isim verip rencide etmek istemiyorum kendimi.
rencide deyince aklıma geldi. hemen Erdemim'i rencide edeyim. Kıbrıs Şehitleri veya bizim deyişimizle Kırk Şehitler'de yürürken barın birinde Tanju Okan çalıyordu ve erdem aha canlı müzik diyerek içeri girmemizi önerdi.
çok mallıklar yaptık. aklıma geldikçe yazacağım kendiminkileri de. kaç gündür gece gündüz birlikteyiz. normal.
şimdi yıkanıp yatayım.
İzmir'in kızları üzerine bir yazı yazacağım daha sonra. beni bekleyin. aydınlanacaksınız. ışık sizinle olsun. karanlık tarafa geçmeyin.
may the force be with you dostum.

08 Şubat 2010

çocuklaçocukolma

Aslı hocamdan az önce gelen resim ile birlikte günlerdir sayıkladığım şey hakkında artık eminim.
tez zamanda çocuk sahibi olmak istiyorum. yardımcı olabilecekler başvuruda bulunsun lütfen.
çok ciddiyim. dünyada bu şeylerden daha fazla olmalı.

kıskaçlardantut

kıskançlık kötü şey ama kıskanmak mı daha kötü yoksa kıskanılmak mı bilmiyorum.

07 Şubat 2010

izmirinlavuklarıdökülürtopukları

hâlâ İzmir'deyim. dün gece sabahlama kararı aldıktan kısa bir süre sonra eve gelip uyuyarak sabahladık. öncesindeki rakı balığı saymıyorum tabii.
şimdi de yemek yemeyi geciktirmeye çalışarak açlıktan ölüyoruz. yağmur yağıyor lan. nasıl bir şans bu. ilk gün çok soğuktu, ikinci gün güzeldi ama erken bitirdik bugün de yağmurlu.
dün Gök Bilim Derneği'nin tasfiyesini hallettik. dernek yok artık. şimdilik var ama kısa süre içinde resmi olarak da kapanmış olacak.
İzmir'in kızları üzerine de tespitlerim var ama sonra yazarım. belki birbirimizi gaza getirip yiyecek almaya gideriz şimdi.
yiyecek deyince aklıma geldi. buranın kumpiri daha güzel. sadece bir yerde yiyerek böyle bir genelleme yapıyorum ama genel bir insanım.
ayrıca muazzam travestiler gördük. Tarlabaşı ile kıyas götürmesi imkansız. İstanbul'da o güzellikte değil travesti, kadın bile yok.
konu yine alakasız yerlere bağlandı. olsun.
açım yaa

05 Şubat 2010

buluşalımkordonda

İzmir'den bildiriyorum. hava soğuk. sabahtan akşama kadar sokakta kalınca daha da doğuk oluyor. Erdem geldi de kurtardı iyi ki. yoksa yarını göremeyecektim.
mal gibiyim şimdi ama birazdan çıkıp milongaya gideceğiz.
anlatırım sonra detaylıca
İzmir Sanat ve Tarih Müzesi'ni gezdim. eski adamlarda var bir mucize. anlamıyorum o ilkellikte nasıl yapıyorlar. değişikler.
kısa tutuyorum. haydi yallah.

04 Şubat 2010

evlibarklıadam

artık birileri sorarsa evliyim diyeceğim.
evli adam oyunumuza hoş geldiniz.
vay anasını be evlilikten bu kadar etkileneceğimi hiç ummazdım. o değil, bir de evlilik zihniyetinden o kadar soyutlanmış durumdayım ki, böyle bir garip şey, böyle bi' ilginç durum. cübbelinin birisine evet diyorsun sonra tapularınızı birleştiriyor. ortak mülkiyet oluyorsun.
psikolojik baskısı var bir kere. ne kadar rahat olursan ol kafanda bir sorumluluk olur. evde karım var, kocam var dersin.
çok değişik şey lan. nasıl bir kafadır acaba.
bir iki haftalığına evlensenize benimle. evlilik sürüm 1.0.2 alfa olsun
vay be. heyecanlandım şimdi. kendimi evliliğe hiç bu kadar yakın hissetmemiştim. sabah işe gidiyorsun, akşam eve geliyorsun anaa aynı kadın karşında. gece yatıyorsun. sabah karşı çişin geliyor, kalkıyorsun anaaa hâlâ aynı kadın. yine yatıyorsun sabah kahvaltı yapacaksın anaaam aynı kadın yine orada. banyoya giriyorsun çıkıyorsun. bornozla dolanırken anaa yine o kadın. sonra vızıltı gibi ses duyup odaya bir giriyorsun anaa yine o kadın bacak kıllarını alıyor. karnın acıkıyor mutfağa gidiyorsun anaa yine o kadın. demirbaş gibi. hep var. çok değişik. kadının değişmemesi değişik tabii ki.
düşündüm de ben hep odamda yaşarım. insan içine çıkmam çok fazla. mutfağa, tuvalete giderken ne kadar karşılaşırsam o kadar görüşürüm. evlenince de böyle olur mu acaba?
kabul etmem yoksa. hep insanla olmak çekilir mi canım. özel hayat diye bir şey var. sakin sakin, tek başıma oturmak isterim. gecenin bir vakti Altuğ ile kayalara gidip sabah dönmek isterim.
bunları yapamadıktan sonra ne anladım evlilikten.
galiba evlilikten ziyade evcilik oynamak istiyorum. sıkılınca haydi bana eyvallah diyebilmelisin baskı altında olmadan.
yaşasın özgürlükçü mücadelemiz!
sen bana karışma, ben sana karışmayayım. evde karşıma çıkmana razıyım. arada sırada oturur konuşuruz bile ama özel hayatımı işgal edersen bozuşuruz. boş ol, boş ol, boş ol derim götümü döner giderim. çıkıp döner yerim. sonra yine eve dönerim. gidecek başka yer mi var lan. ananın babanın evine git deyip seni kovarım bu sefer. kadın dediğin ekonomik özgürlüğünü elinde tutmalı mirim. tutamadıysan müstahak sana. tüüüh beter ol. rezil.

03 Şubat 2010

çorbacıyagidelim

çorbayım. çok fena. kime neyden nasıl bahsedeceğim hiç bilmiyorum. hayatım muhallebi gibi oldu. kim dokunsa kıpır kıpır olup sallanıyor. salanıyor da çok şuursuz sallanıyor. bilemiyorum. bir adım sonrası yok. öncesi garip. iz yok. tahin yok. yokuş aşağı vurdur gitsin.
benden başka ölen, yaralanan olmasa bari.
çok Türk filmi oldu değil mi?
öyle dedin ya. halbuki ciddiydi.
ağlamasın lan insanlar. ağlayan insan görmek istemiyorum. sevinip ağlayın ağlayacaksanız.
şuursuzca yazdım işte. ne yazdığımı bilmiyorum, dönüp okumak da istemiyorum. hatasıyla, günahıyla yerini alsın bu da.
embesil oldum.
camsil.

solgundurmaisteklen



Solgun durma, isteklen
Sevin, açıl, çiçeklen
Gel sen de bize eklen
Sevin, açıl, çiçeklen

Bugün de bir, yarın da
Şu elem diyarında
Ömrümün baharında
Goncalardan örneklen
Sevin, açıl, çiçeklen

Aşk güzel, hayat güzel
Sevişmek kat kat güzel
Gel bu zevki tat güzel
Bülbül gibi ahenklen
Sevin, açıl, çiçeklen

(Vecdi Bingöl)

akrabakıyağı

şu anda Hakan Altun dinliyorum. çok fena.
Özer Hoca bir parçada tanbur çalmış. onu bulmaya çalışıyorum ama çok fena ya. yazık dinleyenlere. millet hep sorardı Hakan Altun ile akrabalığım var mı diye. yok. Allah'a şükür ki yok.

acidrain

son dönemlerde midem çok yanıyor ya. kızarmış ekmek, adaçayı filan rahatlatıyor biraz ama çok ekşime var. bilmem n'olacak.
tekrar uğraşmam ülserle filan. aldırırım mideyi. gırtlaktan bağırsağa bağlansın. ne gerek var mideye filan. ye, sıç. mis gibi. zaten gereksiz şişlik yapıyor mide. tabii ya. hepimiz midemizi aldıralım. gelecek nesiller de böylece alışır ve evrimin en mükemmel sürecini biz başlatmış oluruz. siz başlayın. ben üstümü değiştirip geliyorum.

02 Şubat 2010

gençleştim

az önce çok ani bir karar vererek niye yaptığımı bilmeden tarifemi değiştirdim. hepsibir tarifesinden GençAvea tarifesine geçtim.
niye yaptım, ne artısı, ne eksisi var bilmiyorum. yedim bir halt. sonuçlarına razıyım.
gençlik heyecanı.
bu da böyle bir anımdı işte.

getiriyorum

getir.net yine güzellik yaptı.
geçen seferki adres getir.net/duy olmuştu
az önce yaptığım ise getir.net/gaf oldu
bakalım bir sonraki ne olacak.

abimbenim

Barış Abi'yi ne zaman görsem ağlayasım geliyor yahu. yok onun gibisi. gelmeyecek de. inanmıyorum. keşke olsa ama yok. onun gibi tüm dünyaya uzanabilecek, onun gibi iletişim kurabilecek, onun gibi sıcak, onun gibi bir üslûba sahip olabilecek, onun gibi birisi asla olamayacak. biz göremeyeceğiz en azından.
huzur içinde yatsın. onu gerçekten özlüyorum. keşke yaşasaydı. öldüğü günü dün gibi hatırlıyorum. o gün birisinin ölmesi ne demek onu hissetmiştim. anneannem, babaannem öldüğünde o kadar üzülmemiştim belki.
normal şartlarda ölüm pek üzmüyor beni ama sanatçı ölümü gerçekten üzücü. sanatçı insan değildir çünkü. insanın üstündedir. insanlara insanlık aşılar. insanın kulağına değil, ruhuna konuşur.
keşke daha uzun yaşasaydın da daha fazla kişi nasiplenebilseydi be Barış Abi.
çok şey verdin bize.

pilotajhatası

oha dedim. Yusuf'un nikâhla başlayıp kendimi evermeye çalışarak bitirmişim. halbuki Yusuf'u, Gülsev'i(nam-ı diğer yenge), Nihal Anneyi, Yücel Teyzeyi anlatacaktım. hatta akşama da kayıp Ayça'yı, Duygu'yu anlatacaktım. o da kesmese geceyi, ablamı, Orion'ı anlatacaktım.

kısaca Ayça'dan bahsedeyim bari. kutlamadan sonra gece gece yorgun argın spora gitti ve alt aşortman (alt aşortman candır) almayı unuttuğu için o havada eve döndü.
aslında -di'li gçemiş zaman yerine -miş kullanmam gerekiyordu bir kısmı için ya neyse. beni de yanında sayın. Emel Sayın

alt aşortman deyince aklıma geldi. ablamda ve Elif Hanım'da kaldığımda çok unisex (yaşasın gâvurca) oluyorum. ablam kendi altlarından birini verdi bir kere. o günden beri de onu verip duruyor. düşük belli filan. değişik oluyorum. Elif'teki ise daha da şahane. ona biraz uzun gelen, beyaz bir alt düşünün. boy farkımız yirmi santimetreden fazla olduğundan bana tayt oluyor. hemi de beyaz. beyaz lan. tayt. çok erotik oluyorum. üzerimde de dar atlet varken siz deyin Hababam Sınıfı'ndan fırlamış Şener Şen, ben diyeyim Freddie Mercury.

ulan çok fena bir benmerkezcilik var bende. konuyu yine dönüp dolaşıp kendime getirdim.
bu arada pazar günü çok değişik bir yakıştırma ile karşılaştım. iyi bir şey mi kötü mü anlayamadım. bana daha çok kötü tınladı.
Facebook'taki profil resmimi görüp hatları çok düzgün demişler.
kötü bir şey. tınlaması, uyandırdığı etki öyle. şişme bebekten bahsederken hatları düzgün dersin. onların da ağzına hastayım. bin dolarlık Real Doll'dan bahsetmiyorum. onlar çok güzel gerçekten. otobüste yer bile veririm. o kadar gerçekçiler. halbuki simetrik, düzgün, düzenli filan insana yakışan şeyler değildir.
araya serpiştireyim dedim işte.

yusufgülüsevdi

Yusuf'u kaybettim Kenan ilinde.

dün Yusuf evlendi. Allah mutlu etsin. bizim Yusuf. çok garip. yengem oldu lan artık. bakalım sıradaki kim.
ben de evleneceğim lan. tez zamanda evlilik istiyorum. başka tanıdıklar da evlendi ama bu kadar yakın olunca tırsıyor insan. evlilik lan. boru mu!?
evlendirin beni de. aşk evliliği olmayacak nasılsa. inşallah olur ama olmaz işte. olsun. çocuk sahibi olmak istiyorum. beni babası olarak kabul edebileceklere duyurulur.
içkim, sigaram, kumarım, uyuşturucum, aldatmam yok.
genel olarak temizliği severim ama odamın dağınık olmasından şikayetçi olmam.
donumu, gömleğimi, çorabımı sağa sola kesinlikle atmam. en fazla yatmadan önce çok yorgunsam kapının yanına atıp sabah ilk iş olarak kirliliğe yollarım.
bedensel temizliğe önem veririm.
önüme bir çalgı veya kulağıma iki gram müzik koyarsan saatlerce kimseyi rahatsız etmem.
kendi düğünümde dans edebilecek kadar dans biliyorum.
saçım garip, tipim yamuk ama içim temizdir.
konuşmayı pek beceremem. bu sebepten de susmayı severim. durduk yere konuşmak zorunda kalmazsınız. sessizlikten yüksünmem.
ev işlerine yardım ederim.
çocuğa bakarım.
camları silerim.
karşımdaki istemediği sürece zorla sevişmeye çalışmam.
baş ağrısı sebebinde bile ısrarcı olmam.
ailelere karşı saygı gösteririm.
mangal yakarım.
sıcak şarap yaparım.
salağa yatarım.
gerekirse salakla yatarım.
hizmet edilmesindense kendi işimi görmeyi severim.

alın lan beni. bak ne biçim tanıtım yaptım.
gerçi kötü özellikleri atladım yanlışlıkla ama olsun. o kadar kusur kadı kızında da olur.


...bana çare bul, kendine çare bul. bağlandı elim kolum n'eyleyim. gel çöz beni, azad et benden (Hüsnü Arkan)

01 Şubat 2010

alağzınaveiyiceem

uzun süredir yazmaya üşendiğim "sigara ve ahmaklık, mallık, gerizekalılık, aptallık, ucuzluk, saygısızlık, bayağılık, şuursuzluk, ahlâksızlık, salaklık, terbiyesizlik" yazısını yakında yazacağım.
şimdilik başlık ile idare edin.
saygılarımla.