31 Mart 2010

şahanegünler

çok güzel günler beni bekliyor. öyle hissediyorum.
pazartesi derslerine katılanlar çok güzeller. insan olarak güzeller. bedenen de güzeller ama orası beni bağlamıyor. herkesin güzelliği kendine. of nereden ne alaka bağladım buraya. iyi insanlar deseydim keşke. hiç uzamayacaktı.
iki gündür bilgisayar kullanamıyorum doğru düzgün. seyyar oldum yine. dün sabah çıktıktan sonra az önce ancak girebildim eve. çok verimli geçti iki gün de. pişman değilim. yine olsun, yine yaparım.
güzel kararlar bunlar. çok önce vermiş olmam gereken kararları ancak verebildiğim ve bu kadar boşa zama kaybettiğim için üzgünüm biraz ama zararın neresinden dönsem kârdır.
mutluyum.
şimdi hızlıca yıkanıp yatayım.
haydin güle güle
gmail dolmuş taşmış iki günde. gerçi iki gün değil. cumadan beri adam gibi kontrol etmiyorum. birikti iyice. yarın temizlerim artık.

29 Mart 2010

döşünekartonserdiğimin

bu arada belirteyim ki hedefime ulaştım galiba
hasta olmak üzere hızla ilerliyorum. boğazım yanıyor ve burnumda akıntı var biraz. gerçi burnuma Vicks sürdüğüm için akıyor olma ihtimali yüksek.
cumartesi akşamı Eda ve Nermin de geldi milongaya. orada hasta olacak gibiyim yaklaşmayın dedim. Nermin'den kapak gibi cevap geldi. "korkma, korkma... hep gibi oluyor. bir şey olmaz". hö dedik o da açıkladı. hep hasta olacak gibiyim diyormuşum ama ne birisine bulaştırıyormuşum ne kendim hasta oluyormuşum. hakikatten iki yıldır öyleyim. çok az hasta oldum. hasta olacak gibi oluyorum ama olmuyorum. çok nadir grip oluyorum.
zaten dün filan da çok iyidim ama gece üşüttüm. incecik, kısa kollu keten gömlek ve ince bir ceketle sahilde dolandım biraz milonga yerini bulacağım diye. ters tarafa yürümüşüm. dondum epey. atkı filan da yoktu ki yanımda. döşüme döşüme yedim rüzgarı. gazete bulaydım onu koyardım göyneğin altında. tutardı rüzgârı.
neyse işte. bu sefer becerebilmiş olabilirim.
çıkmam gerek şimdi. geç kalacağım yoksa.

facebookabastım

Facebook çocuğu oldum lan artık.
bütün gün insanlarla mesajlaşıyorum filan. garip bir hayatmış.
dün akşamki milongayı ve son gelişmeleri bilahare anlatırım. birazdan çıkacağım. üşeniyorum da toparlayıp yazmaya
az önce Nesquik mısır gevreği yere düştü. tükkandayım. yerler leş. sonra daha şahane bir şey yaptım. uzanamadığım için ayağımla kendime doğru çektim. ayakta ayakkabı var tabii ki. camide çalışmıyoruz. kendime doğru çekince de alıp ağzıma attım.
niye yazdım bilmiyorum. oldu, yazasım geldi. oldu, gözlerim doldu. ne pis geyikti. kurtulduk iyi ki
haydin tschüsselamınaleyküm

küçükesnafkredisi

bir daha küçük hesaplarla uğraşmaktan yargılanırsam patlayacağım sanırım. şiştim artık çocukça hesaplar yapan biri muamelesi görmekten.
yeter da. şu şöyle etkilensin, bu böyle yamulsun, o öyle üzülsün deyu iş yapmadım, yapmam. birisini üzmek istersem gider doğrudan üzerim. kırmak istersem bahane aramam. gerekirse kafasını gözünü kırmışa çeviririm. uğraşmam çoluk çocuk numaralarıyla. diyelim ki küçük hesapçı oldum. onu da iş işten geçmeden anlayamazsın zaten. o zaman da gçemiş olsun denir sadece.
ha evet bunu yazdığım kişi biliyor kendisini. üzerine alınmasın başkaları.
kusura bakma ama alenen belirtmek zorundayım artık. daralıyorum. her adımda acaba ne düşünür diye yürüyemem.
haydi bana iyi geceler. şu son iki günü yarın yazarım belki. belki de hiç yazmam. bilmiyorum. ruh durumuma bağlı.
kafam biraz daha kurusun da hemen uyuyayım.
çufçuf

28 Mart 2010

çakır

çok güzel şeyler oldu belki
şimdi çıkmam lazım
gelince üşenmezsem -ki üşenirim- anlatırım.
karışıyor her şey. karambolde vurabilirsem gol olur.

27 Mart 2010

gözmevsimi

Mavi göz kıştır. Ne kadar seversen sev soğuktur. Kar gibidir. Hatta buz gibi. O kadar net, keskin.
Yeşil göz bahardır. Ilık, kokulu, çiçek gibi. İçinde mart da vardır soğuğuyla, mayıs da vardır sıcacık. En çok da ağaçlar, dağlar vardır.
Kahverengi göz sonbahardır. Her mevsimde var. Biraz fazla, biraz az ama hep var. Daima yanındadır hazan gözler.
Bal rengi ise yazdır. Tamudan yakıcı, dikenden delici. Bakmak istersin ama korkarsın. Derinine düşmekten kaçarsın. Bir kere içine işlerse çıkmaz bir daha. Kalakalırsın ellerin bağlı, dudaklar suskun, gözler kapalı.
Siyah; her gece karanlık.

26 Mart 2010

gizli

Öyle bir ilişki ki bizimki
Kimse ilişemez
Kimse göremez
Doğduğun gün dün gibi aklımda
İlk gördüğümdün
İlk dilediğim

doğal

Nehirlerce akıyordun
Kokun kalıyordu geçtiğin yerde
Bir de sesin...
Senin sesindi hayatı güzel kılan
Sakayı susturmuştun
İspinoz ötmüyordu
Hepsi seni bekliyordu
Senin sesindi güneşin doğuşu
Senin saçındı ağaçları, çimleri boyayan
Senin tenindi denizleri, okyanusları dolduran
Senin ellerindi dağları okşayan rüzgâr
Senin kokundu çiçekleri çekici kılan
Senin gözlerindi bala renk veren
Sensiz kimse sevilmedi
Sensiz güzellik görülmedi
Sendin güzelliklerin sebebi
Sen ise baştan başa bendim
Hayâlimdin
İstediğimdin
Beklemezsem öleceğimdin
Düşümdün
Dünümdün
Ölmedim

24 Mart 2010

sıkılango

canım sıkıldı lan. hiçbir şey yapasım yok.
yorgunluktandır belki. zaten bugün tükkanda öyle bir sızmışım ki farkında bile değilim. telefonda konuşurken ayağa kalkma ihtiyacı hissedip de bacağımın birinin olmadığını fark edince anladım. tükkan için çok değişik bir uyku pozisyonu keşfettim. boyun filan ağrımıyor hiç. bacaklar uyuşuyor ve biraz da bel yamulabiliyor ama çok rahat.
bu gece erkenden yatayım bari. diş fırçalamaya marş marş!

aseksüelbdeğil

aseksüellikten kurtulursam şahane bir insan olacağım gibi bir hisse sahibim. hisseli harikalar diyarı
haydi bacılar, gardaşlar! bir el atıverin şu garibanın bulunduğu çukura da hep birlikte düzlüğe çıkartın.

üyo

hayranım ben bu adama. aynı şeyleri bunca yıldır kaç defa döne döne okudum bilmiyorum.
aşkın ilahlaştırılmasını daha güzel anlatabilen birini biliyorsanız beri gelin.

sendenseninleseniniçinX

Korkunun olduğu yerde aşk yok. Cesarettir sevmek. Düzenlere, oyunlara, kötülüklere meydan okumaktır. Sevmek; uzaklaşmaktır yalandan, bencilliği hiçe saymaktır. Bir başka açıdan da inanmaktır sevmek. Gerçekten inanmaktır, tüm inanmaktır. İnsan sevince; sevdiğine tüm varlığı ile teslim olmamışsa, yeteri derecede sevmemiş demektir. Ve ona kayıtsız, şartsız inanmıyorsa, sevgiden bahsetmeye bile hakkı yoktur. Kıskançlık inancımızın bütünlüğü ölçüsünde besler aşkı. Şüpheyse öldürür. Şüphenin olduğu yerde, inancın yeri olmaz. Sevgiden bahsedilemez orada. Kıskançlıksa; kutsal bir duadır, dudağında sevenlerin. Sevmek; var olmaktır bir bakıma, derinden bakılınca yokluğa benzer. Sevmek; bütünlenmektir. Çok seven eksildiğini zanneder, oysa artmaktır sevmek, çoğalmaktır. Çevrenin gözlerimizden silinmesi, önce bir eksilme hissi verir insana. Fakat o her şeyimizi varlığı ile doldurdukça arttığımızı anlarız. O bir tek kazanç, bütün ayıplarımızı karşılar. Bir an gelir; her şeyi onunla değerlendirmeye başlarız. O bugün mutluysa yaşamak güzeldir. Kabımıza sığmayız. Şarkılar söylemek gelir içimizden. O kederliyse, gözlerimizde her şey kederdir artık. Bütün güzellikler bir bir yitirir anlamlarını. O anlarda ölümü düşünür de, yine ölmeyiz kurtulmamak için. Yanmaktır, tutuşmaktır sevmek ve yaşadıkça hiç sönmemektir.
Dinle, sana sevmenin ne olmadığını söyleyeceğim önce. Ne olduğunu sen sonra anlayacaksın. Dinle. Sevmek alışveriş değildir. Geometri değildir, aritmetik değildir. En değerli şeydir belki, ama karşılığında hiçbir şey alınamaz. Karşılıksız bir çeke atılmış, kuru bir imza değildir sevmek. İskambil kâğıdı değildir, zar değildir, bir dilim ekmek değildir, bir kadeh içki değildir, hesap pusulası değildir sevmek. Sevginin bedeli yine sevgiyle ödenir, altınla değil. Sevilmekse; sevmenin mükâfatıdır ancak, karşılığı değil. Bir sevgiye eş başka bir sevgi olamaz. Çünkü her sevgi birbirinden büyüktür. Sevmek tartılamaz, sevgi ölçülemez. Sevgi; gram değildir, mesafe değildir. Derinlik sanırsınız, yüksekliktir o. Sevgi; dudak değildir göz değildir, saç değildir. Sandalye değildir sevgi, yatak değildir, çarşaf değildir. İçki değildir, içemezsiniz, fakat her şeyden güzeldir sarhoşluğu. Geçip karşısına seyredemezsiniz, manzara değildir, tablo değildir, heykel değildir. Okuyamazsınız, kitap değildir. Bilmece değildir, çözemezsiniz. İsteseniz de içinizden atamazsınız, kan değildir, kesip damarlarınızı akıtamazsınız. Kuş değildir uçmaz, çiçek değildir koklanmaz. Bitmez, çile değildir. Ne desen o değildir sevmek.
Sevgiyi tarif etmeye kalksam, seni anlatırdım.

(Ümit Yaşar Oğuzcan)

sendenseninleseniniçinXII

İşte ayrılık saati geldi. Bir akşamüzeri gittin bir daha gelmemek üzere... Ellerimi aldın, dudaklarına götürdün; hâlâ sızlıyor gözyaşlarının değdiği yerler. Oysa hiç istemiyordum gitmeni, hep benimle kalacağına öylesine inanmıştım ki! Geçici ayrılıklarına ne kadar uzun olsa katlanıyordum. Çünkü; yine sana kavuşmak ümidi vardı içimde. Şimdi bomboşum, her şey anlamını yitirdi gözlerimde. Biliyorum, artık hiç gelmeyeceksin. Seni beklediğim öğle sonları bir gece yarısının zifir karanlığına gömülecek. Koridorlar boşuna bekleyecek ayak sesini. Daha düne kadar "yaşamak" diyordum, "senin için yaşamak..." Nasıl, nasıl inanıyordum sana bilemezsin. Beni yaşama gücünün en yüksek noktasına çıkarmıştın. Yalansız bir sevgiydi verdiğin. Öyle güzeldi ki! Beni durmadan sevmeni istiyordum. Belki yine seveceksin, daha çok seveceksin. Fakat ben çıkardığın noktanın çok uzağındayım şimdi. Boşluğa bırakılmış bir cisim gibi sıfıra doğru yaklaşıyorum. Yere çarpıp parçalandığım anda; anlayacaksın verdiğin acının dayanılmazlığını. Araladığın varlıkla yokluk yokluk arasındaki o perdeden muhteşem bir son seyredeceksin. Yaşamasız ve ölümsüz bir son olacak bu!
Gitme diyemedim sana, demeyeceğim de... Beni sevmek hakkını tanıdığım ilk kadına "gitme" diyemem, anlıyor musun? Çünkü kalacağına inanıyordum, dedim ya sana inanıyordum. Ayrılığı gerektiren sebeplerin tartışması yapılamaz bence. Sevmek istemektir. İstemekse kalmaktır bir bakıma. Sevsen isterdin beni, istesen kalırdın, hiç gitmezdin. Her çaresizliğe karşı durabilirdim seninle, her şeye meydan okuyabilirdim. Sevgin gücümdü, sevgimin acın olduğu kadar. Seninle paylaşmak vardı kederleri, hazları bölüşmek vardı. Seninle yaşamak vardı kıyasıya ve sevişmek vardı doludizgin. Hepsi bir anda yok oldu görüyor musun? Kestiğin yerden kan akmayacak mı sanmıştın yoksa? Beni yapayalnız koyup gittiğin yer bir kan denizi şimdi.
"Senden" diyordum. "Seninle" diyordum. "Senin için" diyordum. Şimdi sensizim. Seninle olmamın haksızlığını öğrettin bana. Artık senin için yazamam bile.
Bana kendi idam hükmümü imzalattığın kalemi kırıyorum.

(Ümit Yaşar Oğuzcan)

sandiego

egomun çok yüksek olduğu söyleniyor ya hep. değil lan.
yaptıklarımı ve yapabileceklerimi söylüyorum sadece.
ironi mi yaptım bodoslama mı konuştum ne yaptım kavrayın bakalım cancağızlarım.

hayatbuya

bunları yazmak ne kadar doğru olur bilemem ama başladım bir kere yazmaya.
şimdiye kadar yalnızca tek kişiyi merkezime koydum, onun için hayatımı değiştirdim, bol acı çektim, bunalımlara girdim, etrafımı huzursuz ettim, hatta istemli-istemsiz zarar verdim.
dün öğrendiğim kadarıyla son dönem aşk durumum için benzer şey varmış gibi görünüyormuş dışarıdan.
bile bile ladesten başka bir şey yok ortada. üzüldüm tabii ki ama acı filan çekmedim, çekmiyorum. çekeceğimi de düşünmüyorum.
artık Duygu'yu bile gerçekten arkadaş olarak görebilirken başka şey koymaz bana (büyük konuşmayı seviyorum).
beslenmek için acı çekeri oynamak zorundayım. bu cümleyi de muhtemelen Ebru Abi'den başkası anlamayacaktır.
şimdi böyle yazınca da çok bir önemsizmiş gibi oldu. değil tabii o kadar önemsiz değil ama atla deve de değil. gündelik uğraştığım daha büyük sıkıntılara sahibim.
o acılı ezme görüntülü dönemi bazı şeyleri daha iyi kavramak için yaşamak zorundaydım. başarılı da oldu. kendime dair formüller keşfettim. yol yordam öğrendim. esneklik katsayımı gördüm falan filan

backtothefuture

çok garip oldu dün.
detaylı anlatmayacağım sanırım. belki anlatırım ama şimdilik zor geliyor detaylı yazmak. lan sanki uzun yazacağım gibi bir his var içimde. bakalım ne çıkacak.
İlke ile buluşup kafaları çekeceğimizi yazmıştım geçen gün. planımız çikolatalı ve büyüme sütünü alıp deniz kenarında sessiz, sakin ve hatta ıssız şekilde süt içip bir iki saat muhabbet etmekti. hatta vakit olursa oradan Baila'ya gidecektim, akşam da Altuğ ile işimiz vardı.
sabahtan çıkıp okulun oradaki bir müşteriye gittim. oradan Eminönü'ne yürüyüp motora bindim ve Kadıköy'e geçtim. İlke, üç gibi Çapa'da olacaktı ve benim bir dünya vaktim vardı. her neyse. Kadıköy'e geçerken iki niyetim vardı. bir denizi içlemek (böyle bir kullanımı var mı bilmiyorum ama ben kullandım); iki, hasta ziyareti olmayan ama hasta ziyareti gibi bir şey yapmak. yoldayken (denizdeyken) İlke'den haber geldi Çapa'ya geçiyorum deyu. anam dedim. yüzsem mi yetişirim, yoksa suda koşsam mı bilemedim. Taksim'den otobüse binmiş. e iyi de ben daha yeni açılmışım Kadıköy'e doğru. her neyse. Kadıköy'de inince hemen diğer iskeleden vapura atladım. hasta işi yalan oldu. az önce Facebook'ta gördüğüm kadarıyla kalabalıkmış zaten (düne mi yoksa başka zamana mı aittir resimler bilmem). vapurda rüzgârı döşüme yiye yiye Eminönü'ne geçtim. oradan tramvayla Çapa'ya.
bu zamana kadarki planlarımız Samatya'da, Kabataş'ta veya Beşiktaş'ta birer kutu sütümüzle oturmaktı. Kız Kulesi'ne mi gitsek acaba diye bir teklif geldi. ben doğal olarak hemen atladım ve evet, evet öyle yapmalıyız dedim. uzak muzak demezsen ben de adaya gitmeyi önerecektim deyince de İlke evet, evet öyle yapmalıyız dedi. sonuç itibariyle 16:30 vapuruyla adaya gittik. Yorgo Abi'nin yamacına sığındık. bu zaman zarfında içeceğimiz sütün aslan sütüne dönüştüğünü söylememe pek gerek yok galiba.
oturduk. sağ olsun Cihan'ın şahane ev sahipliği ile mezelere yumulduk. yağda uskumru, güveçte karides, kekikli biberli peynir, yoğurtlu semizotu falan filan. çok kötü bir şey vardı benim için. patlıcanlı hiçbir şey kalmamıştı.
yalnız şimdi sayarken bile ağzım sulandı yeniden. rakı da geldi. rakı yanında su olayını bırakmak üzereyim galiba. kadehin üstten iki parmak kalacak kadarı rakı iki parmağın birazı su birazı buz şeklinde içer oldum. toplamda üç kadeh içtim. ikincisi geyik olsun diye İlke'ye teklif ettiğim şeyi kendi gerçekleştirmemle fondip şeklinde gitti. niye yaptım bilmiyorum. neyse işte, oldu bir cahillik. biraz daha vaktimiz olsa asıl niyetim zil zurna olmaktı. işi ne kızcağızın, taşısın. şaka lan, şaka. taşıtmam kendimi. o yüzden hiç sarhoş olmadım bugüne kadar ya. iyi şey değil alkol. gençlere tavsiye etmiyorum.
20:50 vapuruna yetiştik. sapasağlamdım. ta ki vapurda oturana kadar. abovv dedim başım döndü. gözümü kapatıp uyuyayım bari dedim ama gözü kapatınca daha bir döndüm. hemen kaldırdım kafayı. deli gibi de uykum vardı bütün gün. gün boyunca uyuma hayâlleri kurmuştum. Bostancı'ya geçip dolmuşa bindik. İlke kafayı yaslayıp fosur fosur uyudu yolda. gerçi yol dediğin yirmi dakika bir şey sürüyor Beşiktaş'a gidene kadar. Beşiktaş'tan minibüse bindik. o biraz uzun sürüyor işte. fark etmedi. fosur fosur uyudu yine. hatta abartayım, omuzum salya içinde kaldı. hahaa şimdi aklıma geldi. eli çok komik düşüp duruyordu. Tarabya'da inip taksiye bindik. Semra ve Gülçin evde olacaktı normalde ama Osman ile dışarı çıkacaklarını söylediler yolda arayıp. eve doğru yokuşu çıkarken İlke'de anahtar olmadığını kavrayıp Semralar'ın yanına gittik. Osman sağ olsun anahtarı getirdi sonra da geri döndük. işin kötü tarafı eve girince ortaya çıktı. İlke yattı uyudu ama Özgür uyuyamadı. niye? çünkü Semralar'da başka anahtar yokmuş. diğer anahtarı evde bırakmışlar. uyusun da büyüsün ninni yaparken kafam düşmüş arada filan ama tilki uykusunu geçmedi. zil çalar çalmaz fırlayıp açtım. saat iki civarıydı.
Gülçin ve Osman da gelmiş. misafir misafiri istemez, ev sahibi hiçbirini istemez derler ama öyle olmadı. ev sahibi açısından bilemem. ilk misafir olarak kendimden bahsediyorum. daha önce görmüştüm Osman'ı ama muhabbet etme fırsatımız olmamıştı. Gülçin'i yeni gördüm. sevdim ikisini de. o uykusuzlukla dörde kadar oturup geyik yaptık. hatta çok sevindiğim şeyler oldu. sanatsal filmleri anlamayan tek kişi ben değilmişim. şahane moral oldu. kendimi gerizekalı gibi hissediyordum festival filmi filan izleyince. anladım ki onların amacı zaten yönetmenden başka hiçkimsenin bir şey anlamamasıymış.
dörtte yatıp yedide kalktım ve aha da karşınızdayım.
bu arada gözlerimin altı beni bile korkutacak kadar mor. otobüse binerken aynasında kendimle göz göze geldim de tırstım birden. zombi gibiyim.
biraz uyku çok şahane olabilirdi. şimdilik Pharmadon ile idare etmeye çalışayım.
ayrıca söylemeden edemeyeceğim; İlke ile yirmi saat otursam sıkılmam herhalde. korkutucu derece bir karakter benzerliği var. bir de gıdıklanmasa tam şahane olacak.

23 Mart 2010

bunedünyakardeşim

hayat garip lan. insan da garip.
herkes birbiriyle iletişim filan kurabiliyor.
mesela dün hiç tanımadığım veya bir kere görüp yarısıyla da birazcık dans ettiğim kişilerle bugün neredeyse enseye şaplak olduk. sonra telefon diye bir şey var. insanlar birbiriyle konuşabiliyor. hatta mektup bile yazabiliyorlar. keşke her şey bu kadar hızlı olmasa. iki gün lak lak üçüncü gün yatak kafası kötü şey. hızla tüketiliyor her şey. mektup dönemleri ne güzel halbuki. daha yavaş. mektup ulaşacak bir haftada. okunacak, yanıt düşünülecek, yanıt gelecek bir haftada. şanslıysan üzerinde yazanın kokusu olacak. böylece daha bir şahsiyet kazanacak. hem el yazısı hem kokusu. daha ne olsun. bir yüz sureti eksik.
yazsanıza lan bana mektup.
Hinem de satış yaptı. yazıyorum dedi, yazmadı -ola ki okursa laf sokmuş olayım kendisine-.
cumartesi günü şahane bir şey keşfettim. aşk. çözdüm oğlum. vallahi çözdüm bu sefer. işin tüm matematiğini kavradım. başkasında işe yarar mı bilmem ama kendi adıma hakimiyeti yakaladım.
bugün de bir şeyin farkına vardım. yüzüğü çok uzun zamandır çıkartmıyordum. yıkanırken bile hiç çıkartmadım hatta ama bugün İKÜ'ye girerken kapıda çıkarttım. neyse, vazgeçtim farkına vardığım şeyi yazmaktan. ihtiyaç halinde takmak üzere cepte taşımaya devam.
yıkanacaktım şimdi ama üşendim. sabah erken yıkanırım.
normalde yapmam böyle şey ama pek bir yaz havasına büründüm bugün.
aa az kalsın unutuyordum. bankamatik için Real'e girdim işyerinde. bakım vardı. biraz bekleyin dedi adam. ben de Real'e girdim. böyle deyince saçma gibi oldu ama Real hem AVM'nin hem de marketin adı gibi.
biraz zaman geçer diye girmişken iki gömlek, iki çorap, deodorant, roll-on, atlet alıp çıktım. Allah biliyor da para vermiyor bana. cebimde para varsa mutlaka harcıyorum. bunların yanında ayakkabı ve bot alıyordum lan az kalsın. son anda şimdi taşımayayım deyip durdum. eskiden ne güzel çılgınlar gibi para biriktirirdim. bitti artık o olayım. para geliyor ve anında gidiyor. sonraki günleri düşünmüyorum. ya gidip hiç etmeyecek paralara yemekler yiyorum ya da evde seksen küsür tane gömle varken yine gömlek alıyorum.
ayrıca bir erkeğe -en azından bana- alınabilecek en güzel hediye gömlektir. yüz liralık gömleklerden bahsetmiyorum. on beş, yirmi liraya olanlardan. kullan, eskiyince lekelnince toz bezi yap rahat rahat. kıyafet öyle olmalı. üzerine giyiyorsun. her an lekelenme tehlikesi altındayken çok pahalı şeylerle rahat edemezsin. çok maddiyatçı bir yazı oldu be.
yazmaya neyle başlamıştm onu da hatırlamıyorum. uykusuzluk iyice kafa yapmaya başladı. lisede Ahmet hocaya eroinman derdik ben ondan beter oldum son dönemler. yalnız, sevindiğim nokta şu. tek değilim. Orçun'un da göz altları morarmış.
böyle işte. yatayım bari şimdi. sabah kalkarım erkenden. çok iş var yarın.
hasta la vista, baby!

22 Mart 2010

ekieküikü

Kültür Üniversitesi'nde ilk dersi yaptık bugün.
tam bir felakete dönüşecekti az kalsın. geçen gün yazdığım özette Aslı ve Merve dediğim kişilerde kendi şahsıma oldukça başarılı tahminde bulunmuşum. %50 doğru. Aslı tutmuş. hatta kişi olarak bile tutturmuşum da Merve'yi epey sallamışım. yoktu lan öyle biri. Merve dediğim Cansu çıktı. hatta öyle çıkmakla kalmadı; az kalsın dersten çıkıyordu iki dakika tersleyip istemiyorsan çık git dedim diye. neyse ki aldım gönlünü. biraz zahmetli oldu ama olsun. şimdi evlenme kararı aldık.
öğrencilerden çeyrek altın, yetişkinlerden tam altın bekliyoruz.
yeni sisteme alışana kadar biraz zorlanacaklar ama sonrası güzel gözüküyor. en azından grup ruhları var.
yarın İlke ile buluşup kafaları çekeceğiz.
bu arada telefonum bir iki gün açık olacak muhtemelen.

baharattarçınvebuse



Bir tutam baharatla gitti
Çarşı içinde bir gölge
ve yollarına tuz serdi
Seni bulayım gizlilerde
Baharat, tarçın ve buse
Tavan arasında saklı tarife
Ayışığı ve Bogaziçi yalnız
O fener bizim çocukluk aşkımız
Beni bıraktığın o gece
Seni aradım gizlilerde
Bir tutam bahatrata kandım
Ben acıyı tattım seninle
Bir tutam baharatla gitti
Çarşı içinde bir gölge

senikarşıdanseyrettim

Seni karşıdan seyrettim
Dün…
Farkında değildin
Etrafınla ilgiliydin
Yok
Gönül koymadım
Daha iyiydi böylesi çünkü
Böylesi daha doğaldı
Sesinin tınısı hafif bir esinti gibi
kulağımı okşuyordu ve bana sevda
sözleri fısıldıyordu
uzaklardan…
Koklanası saçlarını savuruyordun
arada bir
Elinin saçlarına karışmasına karışıyordu
gönlüm
uzaklardan…
Susuyordun, konuşmuyordun bazen
Nazenin tavrını takınıyordun
Gözlerim yine sendeydi
uzaklardan…
Sen yine farkında değildin
Seni konuşmaya başladı yüreğim o an
Korktum
Bu sesi duyacaksın diye
Duymadın…
Sessizce devam etti yüreğim;
Senin bir güvercin olduğunu söyledi
Beyaz ve evcil…
Senin bahar kokulu kadın olduğunu söyledi
Taze ve masum…
Senin uykularım olduğunu söyledi
İmkânsız ve derin…
Kaşla göz arasında
Sen yine konuşmaya başladın
Ben yine seni seyre koyuldum
uzaklardan…
Böylesi daha iyiydi
Kâbus görmekten yoruldum çünkü
Baharı yaşamadan kışa girmekten
Elimdeki balonları kaçırmaktan
ve
Beyaz güvercinlerin evcil olduklarını
unutup bir daha geri dönmemelerinden
bıktım…
Yüreğim kadar cesaretim yok
Korkuyorum
Bunu da biliyorum…
Günün birinde
Sana sevgilim demek için
“Sen benim bir bardak suyumsun” derim belki
uzaklardan…

barışmak istiyorum hayatla…
ebru yaşar seçen 2010 kış

21 Mart 2010

sonanı

Senden geriye anı kalmadı
Son izini bugün çıkarttım
Çırılçıplak duruyorum
Tam hayâlindeki gibi
Her zamankinden daha özgür
daha güçlüyüm şimdi

güzelgünler

dün gündüz çok güzeldi.
dün gece gayet güzeldi.
bugün oldukça güzeldi.

şöyle ki; etkinlik keyifli geçti. üzerine Necdet Hoca ile birlikte gidip yemek yedik. oradan çıkınca Sultanahmet'ten Karaköy tünele yürüdüm. hava harikaydı. Taksim'e çıktığımda Tarık aradı. Kültür Üniversitesi tangoderslerine yarın başlıyoruz. Pelin ve Eren iyi. seviyorum kendilerini. diğerleriyle biraz dans etmekten başka konuşma fırsatım olmadı ama genel izlenim olarak iyiler. isimleri hatırlamak gibi muazzam bir yeteneğim yok ama galiba ile yola çıkarak en sona kalan Merve ile Aslı vardı diyeceğim. hatta bu galibayı biraz daha cesurlaştırıp Aslı'nın saçları harika diyeceğim. çok uyduruyorsam kusura bakmasınlar.
ayrıca Kültürlüler milongaya tam takım geldiler neredeyse. özlem duyduğum bir şey. bizim Farmadans o organizasyon ruhuna erişemedi henüz. yıllar önceki durumumuz aklıma geldi.
Belgin Hanımcığım da geldi.
gecenin sonunda Ebru Abi geldi. sabah üç buçuğa kadar hasbihâl ettik.
bu sırada Tarık ve Rahman sızmıştı. ben de kalkıp üzerime örtecek bir şey almaya üşendim. üzerime örtü almayı geçtim, tuvalete gitmeye bile üşendim. ceketimi üsütme örtüp bacaklarımı sıkıştırarak uyudum. sabah sekizde donmuş şekilde uyandım. ondan sonra da doğru düzgün uykum olmadı. zaten dokuz buçuk gibi ayağa kalktım.
mis gibi hava vardı. bahar geldi gerçekten de. tüm vücuda vurdu. kahvaltılık almaya gidince gömlek aldım bir tane.
çalıştay çok verimli geçti. faydalanamayan kimse olduğunu sanmıyorum. katılım da hiç fena değildi. umduğumdan fazlaydı.
antrenman desen otuz kişi rahat vardı. tam sayıyı unuttum şimdi.
güzel oluyor böyle olunca.
sekize kadar olması uykusuz olunca biraz kötü oluyormuş gerçi ama olsun. faydalı olduğunu görünce değer diyorum.
niyetim yedi buçuk gibi bitirip eve gitmekti ama Alevciğim ile koyu bir muhabbete dalınca dokuzda ancak çıkabildim Baila'dan. otobüste camış gibi uyumuşum. şimdi de hemen yatarım diye düşünüyordum ama işte henüz olmadı. az sonra tuvaletten yatağa geçip yatacağım. he yaa bu kadar da terbiyesizim. heladayım şimdi. bildiğin kenef.
gidip yatayım bari. bahar geldi, kararlar alındı, aramalar başladı.
mühim şeyler olabilir her an. hayatta yenilemeye gidiyorum. artık öncelikler, çabalar, değerler değişecek.

20 Mart 2010

farmatango

eczacılıktaki dersler keyifli oluyor. ikinci haftayı da büyük bir kayıp olmadan atlattık. çok sistemli değil de gruba göre gitmeye karar verdim artık. deneysel olacak. daha verimli geçeceğine inanıyorum.
tabii saat sekizde çıkıp Orçun ile buluşacaktım fakat okuldan çıktığımda dokuz olmuştu. böyle olunca Orçun kendisi geldi bize.
ben geldiğimde Neşeler'deydi. ben de oraya gittim.
bir saat filan oturduk. ben mayışıp uzun oturdum. eve çıkmak zor gelince (toplamda on altı basamak) Orçun sırtında taşıdı beni. hatta asansörle çıkalım deyip asansörde Hilmi amcalara yakalandık. binmedik öyle olunca. neyse, yukarı çıkartıp eve bıraktı, ben de diğer merdivenlerden inip çantamı aldım.
birazdan yatacağız. Orçun da benim gibi uykusuzmuş son aylarda.
yarın evden çıkıp Dede Efendi'ye gideceğim ve bir daha eve dönüş pazar gecesi olacak.
yandım anam. Dede Efendi'den çıkınca eve mi kaçsam diye düşünüyorum. haybeye dört saat fazladan yol çekmek de koyuyor ama bakarsın yaparım öyle bir şey.
şimdi yatayım da sabah kalkıp yıkanırım.

19 Mart 2010

yüzmebeni

az önce salak gibi parfüm sıktım. yüzüme. niye yaptım bilmiyorum. boşta bulunup foş diye sıktım yüzüme gözüme. birazdan yanmaya başlar gözlerim.
haydi gidiyorum şimdi. görüşürük sonra. akşam Orçun gelecek. yazamam herhalde. yazamazsam da muhtemelen pazar gecesine kadar yazamam.
yarın Yesari Asım Arsoy etkinliği var. unutmayın. 14:00'da Dede Efendi Evi'nde başlayacak.

hikâye

Olur da bir gün gelmek istersen
Ben de burada duruyorsam
Düşünme ne diyeceğini
Ya da ne diyeceğimi
Ben hiçbir şey demeyeceğim
Sen hiçbir şey anlamayacaksın
Korkacaksın belki
Sadece istediğini yap
Dans eder gibi olsun
Duymazsan hiçbir şey yapma
Anlarsan ve gelmek istersen zaten
Aynı şeyi yaparız ahenkle
Sadece gelirsin
Ben konuşmayacağım
Senden iki kelime beklerim
Güven bana
Bana güven, başka bir şey istemeyeceğim
Anlatma hiçbir şey
İki kelime yeter her deme
Gerisi uzun hikâye

sakındönme



Madem ki gittin
Dönmesen de olur
Hatta hiç dönmesen çok daha iyi olur
Madem ki çektin gittin
Gelmesen de olur
Hatta hiç gelmemen çok daha iyi olur
Giderken beynindeki o gri hücreler neyi emretti bilemem ki
Şimdi ince pişmanlıklar artık fayda getirmez
Dedim ya hiç dönmesen daha iyi olur
Sakın dönme
Kalbimdeki bıraktığın yeri yıkma
Gitmek çok kolay lâkin dönmek acıdır
Hatta utanç verici
Yakıştıramam sana ben utançları
Olsa olsa usançtır yaşadığın
Usanmasan benden gider miydin söyle
Ama çektin gittin
Sakın dönme
Bağışlamak Allah'ın işi
Seni ben nasıl bağışlayabilirim ki
Yaşım geldi, vurdu, geçti artık çoktan elliyi
Sakın ha geri dönme
Sakın dönme

nekaekmekokaküfte

bundan sonra saygı ne kadar gelirse o kadar gidecek.
"babamın oğlu mu lan, banane" devri başlıyor.
isim olarak Lale Devri gibi şaşaalı olmasa da göt lalesi olmaktan çıkacağım.
beni bekle narsizmin dorukları!
ne doruğu lan. doruğa tepeden bakacağım. sen düşün.

18 Mart 2010

ağaç

Günlerdir susuzluğum dinmiyor
Sesinmiş kanmamı sağlayan
Hayata seninle kanıyormuşum
Yalandı belki her şey
Ilgım da olsa kandım ya
Mutluluğu kayırıp
Hüznü gömdüm toprağa
Yeni ağaçlar çıkartırcasına
Sen de göm içindekileri
Daha çok ağacımız olsun
İlerde karşılaşmak için
Belki yağmurdan kaçarken
Yaz güneşi yakarken
İpten salıncak kurarken
Ya da bir ismi kazırken

tilkilerdönsün

Özgür'ün kafası işlemeye başlıyor yeniden.
bakalım doğru yöne mi işleyecek yoksa terse mi

memecik

"Finale Göğüs Ucu Pembeleştirici Krem"
bunu da gördüm ya artık ölsem gam yemem.
bu ne la? nasıl bir mantıktır bu?

17 Mart 2010

gülegüle

önümüzdeki ay Mardin'deyim.
on günlüğünüze siz çok değerli sevenlerimden ayrılmam gerekecek.
bol sanatlı on gün olacak. hatta kültür bakanı sıfatlı kişi de orada olacakmış.
detayları anlatırım sonra.
bugün hiçbir şey yazasım gelmiyor.
bugün çalma günü olsun diyeceğim ama o da pek olmuyor.
bugün düşünme günü olsun o halde. evet, öyle olsun. düşünelim hep birlikte. daha çok dşünelim ki daha çok zaman kaybedelim. nasılsa hayat çok uzun. harca harca bitmez. yirmi yıldan fazlası harcandı bile.
n'oldu lan. keyifli başlamıştım yazıya. birden karamsara düştüm.
hayırdır inşallah.

korkarakyaşıyorsan



Öyle bir hayat yaşadım ki
Cenneti de gördüm cehennemi de
Öyle bir aşk yaşadım ki
Tutkuyu da gördüm pes etmeyi de
Bazıları seyrederken hayatı en önden
Kendime bir sahne buldum oynadım
Öyle bir rol vermişler ki
Okudum, okudum anlamadım
Kendi kendime konuştum bazen evimde
Hem kızdım hem güldüm halime
Sonra dedim ki söz ver kendine
Denizleri seviyorsan dalgaları da seveceksin
Sevilmek istiyorsan önce sevmeyi bileceksin
Uçmayı seviyorsan düşmeyi de bileceksin
Korkarak yaşıyorsan yalnızca hayatı seyredersin
Öyle bir hayat yaşadım ki
Son yolculukları erken tanıdım
Öyle çok değerliymiş ki zaman
Hep acele etmem bundan, anladım
Kendi kendime konuştum bazen evimde
Hem kızdım hem güldüm halime
Sonra dedim ki söz ver kendine
Denizleri seviyorsan dalgaları da seveceksin
Sevilmek istiyorsan önce sevmeyi bileceksin
Uçmayı seviyorsan düşmeyi de bileceksin
Korkarak yaşıyorsan yalnızca hayatı seyredersin

(Şebnem Ferah)

arkadaşdurbekle

dün arkadşaım oldu. her ne kadar ilk günden satış yapmış olsa da arkadaşım oldu.
kendi acizliğimden ötürü geç bile kalınmış bir karardı.
hava karardı... hava kadardı...

eksik

Ben seni sevdim.
Sense sorguladın
Sevgiyi değil,
Niye sevildiğini.
Seni sevdim
Çünkü;
Kar vardı
Bulut vardı
Arada gülümseyen güneş vardı
Çiçekler vardı
Ses vardı
Anlam vardı
Annem vardı
Tutku vardı
İnanç vardı
İnkâr vardı
Yalan vardı
Güven vardı
Aşk vardı.
Bende ne yoksa sende o vardı
Seni sevdim ben.
Seni ben sevdim.

Bütün için aynı değil, eksikler gerek

sendenseninleseniniçinVI

Sen de bir yerde bütün kadınlar gibisin. Durmadan, usanmadan arıyor, fakat ne aradığını bilmiyorsun, bilmeyeceksin de. Bulabildiklerin seni kandırmayacak, doyurmayacak. Daima mevcut olmayanı özleyecek, mümkün olmayanı arayacaksın. Beni aramadan buldun, baksana onun için varım. Arasan beni bulamazdın ki! Şimdi sana ellerin kadar, kirpiklerin kadar yakınım. O zaman hayallerin arzuların kadar uzak olacaktım. Siz aramak için yaratılmışsınız bir kere, ne kadar arandığınızı hiç düşünmezsiniz. Dünyada sizi arayan insanların da yaşadığını ve sizi buldukları zaman bütünlenecekleri aklınıza gelmez. Saadet, sizin için daima aranan, ama hiç bulunmayan bir şeydir. Onu bulsanız bile kaybetmekten korkar, asla tadına varamazsınız. Beşikten mezara kadar süren bir aramaktır yaşamınız. Arandığınızı hissettiğiniz anda da kaçar saklanırsınız. Çünkü sizi arayan çoğu zaman aradığınız değildir. Bulamayacağınıza öylesine inanmışsınızdır ki! Sanki bulduğunuz anda her şey bitiverecektir, hiçbir manası kalmayacaktır yaşamanın. Varlığınız aradıkça büyür, arandıkça küçülür. Gurur en büyük düşmanınızdır, hiç küçülmek istemezsiniz. Saadetin alındğı kadar verilebileceğine inanmazsınız. Alışverişini yaptığınız tek şeydir keder.
Yaşamayı çekilir yapan da sizsiniz, çekilmez hale getiren de. Bütün kötülükler sizin eserinizdir, bütün iyilikler gibi. Her kan dökülen yerde bir-iki tel vardır saçlarınızdan. Yalan, öylesine güzelleşir ki dudaklarınızda, kanılmaz bir türlü. Bir elinizin aydınlığa açtığı kapıyı öbür eliniz kapar. Aşk, önce sevilmektir sizin için. Sevmeyi alabildiğiniz mutluluklara bir karşılık olarak verirsiniz. Yaşadığınız her gün yeni bir pişmanlık getirir size. Kadınlık gururunuz bu pişmanlıkları doğuran bir makine halinde bütün ömrünüz boyunca çalışır durur. Gurur makinenizin en küçük bir duraklamasına asla razı olmazsınız. Gururunuz her şeyinizdir. Zaman zaman onu ayaklarınızın altına alır, fakat sonunda yine ona mağlup olursunuz. Sizi sevenlerin gururu ise en az ilgilendiğiniz bir şeydir. Onu incitmek sonsuz bir haz verir size. Aslında karşılaştığınız bütün hayal kırıklıkları, kederler, ümitsizlikler, gözyaşları kendi sevgili gururunuzun armağanlarıdır. En kortuğunuz şey bir gün terk edilmektir. Ama onu kaybedeceğiniz için değil. Önce davranıp onu terk etmediğiniz için kendinize kızarsınız. Kıskançlık yalnız sizin kullanabileceğiniz bir haktır yeryüzünde. Sizin kalbinizde asil, sizi sevenlerin kalbindeyse bayağı bir duygudan başka bir şey değildir o.
Sen de bütün kadınlar gibisin demiştim. Hayır! Hayır! Galiba bütün kadınlar senin gibi. Hepsi SENDEN bir parça, her biri SENİNLE aynı yerde. Fakat benim yüreğim SENİN İÇİN çarpıyor.

(Ümit Yaşar Oğuzcan)

16 Mart 2010

meçhûl

Birini özlersin
Hiç tanımadığın
Varlığından bihaber olduğun
Ve bu özlem seni daha da yaklaştırır
o meçhul kişiye
Çünkü hayaldir nasıl olsa
İstediğin kadar senindir
İstediğin kadar sevişirsin
İstediğin kadar hüzünlenir
İstediğin kadar coşarsın
Seni bırakmaz o meçhul…
Gölgesi yoktur
Yanıltmaz
Kalbi sana aittir
Aldatmaz
Omzu yalnızca senindir
Yıkılmaz…
Sıkı yarendir
Seninle oturur masaya
Seninle bölüşür ekmeğini
Seninle kaldırır kadehi
Yeri gelir tüm şefkatini sunar sana
Alır kollarına, sarar
Nefesi senindir
Karışır nefesine
Teni senindir
Tadına doyamadığın
Kokusu senindir
Koklamaya kıyamadığın…
Birini özlersin
Tanımadığın
Ve an gelir
Onsuz olamazsın
Hayal olduğunu unutur
gelmesini beklersin
Bir umut...

hayâldir umudun başlangıcı…

ebru yaşar seçen 2010
kış

15 Mart 2010

yeşilsin

Sana en güzel şiirleri yazmak istedim.
Kısacık olsunlar,
Kır koksunlar istedim.
Şebnemden ıslansın harfleri;
Tan yelinde ürpersinler.
En saf aşkı anlatsın kelimeleri;
Toprak gibi olsun.
Yalnız sen giy cümleleri;
Sadece sana yakışsınlar.
Bir seni beğensin satırları;
Senin boynuna fısıldasınlar.
Burcu burcu sen koksun şiirler;
Başka kimseler bilmesin.
En güzel şiirleri sana yazmak istedim.

hediyediye

geçen gün bir filmden bahsetmiştim de hediye olacaktı falan filan demiştim. bugün utandım öyle dedim diye. resimdeki dvd geldi çünkü.
tek başına da gelmedi. yanındaki heykelcik de beraberinde geldi. beni tanıyanlar bilir süs eşyalarnı ne kadar gereksiz bulduğumu ama bunu hiç öyle bulmadım. aksine, çok hoşuma gitti. gözümün önünde yerini aldı bile.
hatta gecenin üçbuçuğunda resmini çektim. daha ne yapayım.
şu iki günü anlatırım sonra. artık yatayım. dün de uyumadım. yarın da zor uyurum. Ebru Abilerde olacağım bir sorun çıkmazsa.
huzurlu, sıcak yatak istiyorum.

ömür

Yarın aşk
Dün sevgi
Yarın hayâl
Dün gerçek
Yarın umut
Dün anı
Yarın meçhûl
Dün sen
Yarın hayâl
Dün gerçek
Yarın belki
Dün kati
Yarın bilinmeyen
Dün değişmeyen
Bugün yaşam

yarın

Hep aşkı aradın
Uğruna gününden vazgeçtin
Aşka yarınını vermişsin
Bugünün adı mı anılır yarın yanında
Yarın gelecektir, ümittir
Daha fazlasını beklemek değil miydi yarın demek?
Yarında kocaman emek var
Yarından önce uzun gece var
Pek çok zahmet var
Bu çilelerin çiçeği eşsiz olmalı
Yarında aşk var
Ödüllerin en büyüğü, en görkemlisi
Yarını heyecanla beklemeli
Yarın olsun diye bugün uyumalı
Uyumalı ki zamanı anlamamalı geçerken
Aşkın hasretine yarını beklemeli
Böyle olmalı
İnsan aşık olmalı
Kocaman aşklar sarmalı dünyayı
Büyük balonlar, en büyük yalanlar, heyecanlar
Şaşaalı aşk içinde kendinden geçeceksin yarın
Yarınki aşkın özlemiyle bugünkü senden geçtin
Yarın olunca nasıl kendinden geçmeyesin
Parıltı gözlerini kör edecek belki
Belki kanın ırmak misali mey dolacak
Aşk sarhoşu olacaksın
Yarın olacak bunların hepsi
O kadar yakın


 
Her günün yarını var

13 Mart 2010

kaplumbağaterbiyecisi

hayvan ehlileştirmek çok zor iştir. en vahşi anlarında alır ve kuzu gibi yumuşamış hale getirirsiniz.
misal Orion; o kadar leşi olan vahşi bir hayvan. gözünü kırpmadan kedi öldürür, solucan yakalar, salyangoz ve sinek avlar. bunların yanında gölge kovalamaca ve kuyruk yakalamacada da uzmandır. bu zorlu eğitimlerin nasıl gerçekleştiğini görelim şimdi.
öncelikle sessiz olmalıyız. rüzgârı karşımıza alıp arkasından yavaşça yaklaşacağız. en amansız rakibi televizyona daldığı esnada üzerine atlayıp kündeye getirmeye çalışıyoruz.
karşı koyacaktır. asla taviz vermeyin tutumunuzdan. bir kolu göğsünden ön bacaklarını arasına sokup çekerken diğer kol boğazına yapışacak.
eğer kündeye getirmeyi başaramazsanız sakin olun. yanına oturup kulağını çekin ve azarlayın kendisini. ilkokulda filan öğrenilmiş olması lazım bu nadide hareket. parmak çok önemli. azarlamak için ileri geri; yaptığının yanlış olduğunu anlatmak için ise sağa sola doğru seri hareketlerle sallamak gerek.
bunlardan sonra köpeğiniz harika bir binek hayvan haline dönüşecektir. bakkala köpek üzerinde gittiğiniz vakit oldukça havalı olacaksınız. herkes hayran gözlerle sizi izleyecektir.

kenaltun


ablamın kendini bilmez iki arkadaşı beni Kenan İmirzalıoğlu'na benzetmiş. benzettikleri benim eski kısa saçlı halim. ablamın iddiası da al şu saçını sakalını Kenan(he ya bizim kenan)'a  koy aynı olursunuz.
detaylı kes yapıştıra üşendim. kabacası yukarıda ve aşağıda işte.
göz var nizam var diyelim hep beraber.

dündengüne

dün Farmadans güzel geçti. çok geç başladık. çok konuştum ettim o yüzden de geç bitti ama yirmi kişi filan var. güzel olur böyle devam ederse. tabii tahminim iki hafta içinde neredeyse yarı yarıya düşüş yaşanır. neyse, güzel yine de.
akşam bir uyudum bir uyudum ki sormayın. on iki gibi yattım ve sabah dokuzda kalktım. mis missss. camış gibi uyumak da güzel şey. bu gece rahat ederim artık. cumartesi uyuyamamak ve pazar tüm gün ayakta olmak epey yoruyor çünkü.
Orion bey yanımda şimdi. geçen gün de işe geldi. SSK isterim deyince kovduk. şu köpeklerin tüy ve salya dökmeyenini yapsalar ne güzel olur. böyle işte.
ha bu arada çok komik şey oldu. eve gittiğimde gerekli fotoşopları yapıp yazacağım Kenancığımı İmirzalıoğlucuğumu. şimdi kahvaltı vakti. koş oğlum.

12 Mart 2010

kokuşukela

sabahtan beri olmayan kokular alıyorum.
psikoloji çok garip şey.
kollamak gerek. koklamak gerek.
tarçın koksun dünya. kokalım

misleş

kaç gündür eve gidemiyordum. eve gitmek şöyle dursun, kıyafet almak için bile uğrayamadım.
salı gününden beri aynı kıyafetlerle yatıp kalkıyordum. salı akşamı elif'te, çarşamba perşembe akşamları ablamda kaldım. felaket leştim. öyle böyle değil. bu sabah nihayet eve gittim de yıkandım. tertemiz oldum. cicilerimi de giydim. damat gibiyim ulan. tıraş filan oldum. ohh. dünya varmış. Allah kimseyi pis kalmak zorunda bırakmasın. yani pis kalacaksan da insan içine çıkman gerekmesin. hem çarşamba hem perşembe tango dersindeydim lan. utandım. gömlek kokmuştur artık diye ceketi çıkartamadım üstümden. var sen düşün. neyse ki terleyecek kadar hareket etmedim hiç. ihtiyatlı davrandım. ihtiyatlı deyince kendimi ihtiyar gibi hissettim.
ihtiyar deyince aklıma geldi. Elif Hanımcığım ile bir karar aldık. ortam çocuğu olacağız artık. tabiri caizse piç olacağız. o bar senin, bu bar benim takılacağız. alemlere akacağız. düşündük taşındık ki hiç sosyal ortamımız yok. var ama çok kısır. nasıl ediniriz diye diye bu yöntemi bulduk. eller havaya yapmaktan utanmayacağız.

yabidabidaay yovovovovooy ay vana bi e diskobooyy belki biraz da kovboy

11 Mart 2010

dildiledeğmeden

uzun süredir fark ettiğim ama şimdi itiraf edeceğim bir hususta siz değerli izleyenlerimi bilgilendireceğim(cümle saçmalatmaca).
yabancı dil çalışmam lazım lan. hiç beceremiyorum. ingilizce tekrarı ve almanca ile başlamam gerek diye düşünüyorum. sonra bakarsın ispanyolca, farsça, yunanca, italyanca, karınca, kararınca, kanca, amca gelir. oha. sonuncusu olmadı.
yabancı dil konuşabilenlere, yazabilenlere, yani genel olarak bilenlere özeniyorum.
insanın birazcık bile yeteneği olmaz mı be yabancı dile.
dil dile değmeden dil öğrenilmez derler ya o yüzden öğrenemiyorum galiba. evet, suçu atacak yeri buldum. kesinlikle bu yüzden öğrenemedim.

senveben



Gel, yine gel
Bir sabah yeniden
Yüreğimde ağlayan şarkıları hiç söylemeden
Gel, yine gel
Şu yağmur dinmeden
Çekingen gölgeler aklıma gel
Duvarlar sevişmeden
Eriyorum senden habersiz burada
Görüyorum her şeyi zamanla
Gel, yine gel
Yazdıklarınla
Yarım kalmış olsa da öpüşmeye değer
Göçebe bir rüya hep sana doğru gelen
Ben orada olmasam da bir bilezik geçen
Gel, yine gel
Gözlerinde gölgeler
Zaman her şeyi değiştirse
Bir gün doğruyu söyler
Sen ve ben
Bilmem ne desem
Öyle, gidiyoruz işte
Gün saat demeden

(Mehmet Güreli)

b

vosWoS'tan kıskandım ben de yaptım.
bir gün eve gidersem daha düzgün bir resim ile değiştireceğim. şimdilik büyüteç yardımıyla ne olsuğu anlaşılabilir.

10 Mart 2010

çok

Geldiğin günü çok sevdim
Çok güzeldin
Gittiğin gün daha çok sevdim
Çok gerçektin

cepsiztelefon

ben bıraktım cep telefonu kullanmayı. siz de bırakın.

09 Mart 2010

telefoldu

iki üç güne kadar telefonu bırakıyorum sanırım.
hayırlı uğurlu olsun.
bırakıyorum derken çok azaltıyorum. en fazla akşamdan akşama mesaj filan var mı diye bakarım. tahminlerim o yönde ama hep dediğim gibi belli olmaz benim işim.
bugün böyle derim yarın telekız gibi olurum.
dediğim her şeyi inkâr etme hakkımı saklı tutuyorum.

antitartarşivlidüşmacunu

sıkıntıdan kendimi arşive verdim
Facebook'taki eski resimlere videolara filan bakınıp duruyorum. pabuçlarımın bağcıklarını söküp öyle bile dolaştım tükkanda ama bana mısın demedi kardeşim. sonra hazır bağcıkları sökmüşken güzelce boyayayım dedim. tertemiz oldu. oldu da ne oldu?
bir saat sonra yine yağmura çıkınca yine batacak. olsun. şimdilik temiz ya o da yeter.
anam ellerim boyanmış. onları temizleyeyim biraz da. sonra da tırnaklarımı törpülerim.
gördüğün gibi blogcuğum çok yoğun çalışıyorum.
işten başımı kaldıramıyorum.

zararzararkaderbizeneyazar

az önce kahvemi karıştırırken döktüm biraz. sinirlendim. bu sefer daha çok döktüm.
demek ki öfkeyle kalkan az kahve içermiş. kılıç-kalkan ekibi.
ayrıca bugün Ezel'i izlerken ah ulan diye iç geçirdim. Erdem gibi arabalara değil veya kızlar gibi Kenan İmirzalıoğlu'na değil. dizide pek iç geçirilecek kız olmadığı için o kısmı es geçiyorum zaten. ben de birilerinden intikam almak istiyorum.
ne güzel olurdu lan. sürekli oyunlar içerisinde olacaksın. şahane olay. kafan sürekli çalışmak zorunda. sürekli oyunlar kurup intikamını geciktireceksin. birden bire değil. ağır ağır, yavaş yavaş. ne keyifli olurdu hee. bunları yaparken de milletin sana kurduğu tuzakları görmek zorundasın.
atari oyunu gibi hayat olurdu. mükemmel olay.
ama işte uygun değil lan bana. beceremem intikam işini. hemen affediyorum. hatta çoğu zaman daha sinirlenemeden affediyorum. sünger gibiyim anasını satayım. emdiklerimi bir gün bir yere kusacağım ama bakalım nereye denk gelecek.
kindar olabilmeyi isterdim gerçekten. birisine bir kızayım, bir daha yüzüne dahi bakmayayım mesela. olmuyor ama lan. kızdığım kişi geldiğinde git diyemiyorum.
geniş gönüllü olmak güzel şey ama ne bileyim, ortamın kerizi gibi gözüküyorum kısa vadede. uzun vadeye bakınca kazanan benim illa ki ama hayat kısa be. çok uzun bakmak da mantıksız bir yerde.
böyleyken geniş gönüllü değil de tokat yiyince yüzünün diğer tarafını çevirenler gibi hissediyorum bazen. değmeyecek kişilere de böyle davranmak kötü oluyor. yoksa n'olacak lan. beni zenginleştirir böyle davranmak.
neyse işte. kahveden nereye geldi. içtiğimden de bir halt anlamadım. tekrar yapayım.
fındıklı-tarçınlı kahve. tavsiye ederim. kahve gibi kötü değil.
aslında kahve de kötü değil. severim kendisini. hele hele kokusunu. mmhhhh mis missss ama işte tadı ve diş sarartması çok iç açıcı değil. takıntılıyım bu konuda. önce dişlerimi fırçalayayım da sonra yaparım kahveyi. takıldı yine aklıma. dişlerim de adam gibi olsa eyvallah, o yüzden koruyorum diyeceğim ama yamuk yumuk, sarı şeyler anasını satayım. benim suçum değil vallahi. vaktiyle Süha amcaya neredeyse yalvarmıştım tel takalım da düzelsin diye. o takmamıştı. sağlık açısından sorunun yok, sadece estetik kaygı için yapmam öyle şey deyip şutlamıştı beni. teşekkür mü etmeliyim ne yapmalıyım bilmiyorum. bir bildiği vardır adamın. on numara insan sonuçta.
Süha Gürkan, Bakırköy'de. kendisinin üzerine dişçi tanımam. İncirli Caddesi üzerinde, Seyran Pastanesi'nin karşısında. çok yaşa Süha amca!

762

yazmazsam olmaz
az önce bir sitede en şahane reklamı gördüm. pipi büyütücü reklamlardan
"V-pills ile kalıcı mutluluk!"
"Sadece 3 ayda 7,62 cm büyüme garantisi..."
e hadi atıyorsun ediyorsun da bu kadar mı desteksiz olunur. 762mm diye kesin ölçü veriyorlar. küsuratlı atayım da attığım anlaşılmasın kuralına uymaya çalışıyorlar ama insaf be. pek çok insan için 7,62cm uzatmak demek boyunu neredeyse ikiyle çarpmak demek.
bu ilaçlara inananlar için şahane önerilerim var. şalvar giyin. iç çamaşırı kullanmayın. pipinizin ucuna ağırlık bağlayın. 250gr. ile başlar kilogram ile ölçülebilecek seviyeye kadar çıkarsınız. ben yağ tenekesi taşıyabiliyorum mesela.
bu şekilde uzun bir pipiye sahip olabilirsiniz a canlar.
Allah'ın malları.
bodur tavuk her daim piliç diye boşa dememişler. gerçi o pipi için değildi sanırım ama biraz uğraşırsak bağlantı kurabiliriz. ben kurdum bile. siz de kurun şimdi.
minyatür pipililer derneği kurup savaş açacağım bu dolandırıcılara.
katılmak isteyenler başvuru formunu doldursun. merak etmeyin formumuz kısa.
kısasa kısas

ortasındansıkma

canım sıkılıyor la. ne denediysem geçmedi.
camış gibi tıkınıyorum sıkıntıdan. dün bir büyük paket Eti Cin bitirdim. on üç tane mi on dört tane mi ne var içinde. akşam portakallı jöle sıçacaktım neredeyse.
bugün de kızarmış ekmek üzerinden gidiyorum.
sabah işe gelirken paçalarım ıslanmış zaten. ben onu fark edene kadar çoraplar ıslandı. şimdi kalorifer dibinden ayrılmıyorum. sıdıka gibiyim.
anaa çekirdek var mı acaba tükkanda. hemen dolaplara bakayım.
bu arada son bir iki aydır çok fazla Malt dinler oldum.
üşenmezsem onlardan da örnek koyarım. Cenk Bey forevır.

alamancı

haziranda Münih'e gelmek isteyen haber versin.
17'sinde gidip 24'ünde dönülecek şekilde en uygun Pegasus fiyatları şöyle:

Bilet Ücreti 113.53 TL
Vergi 85.71 TL
Hizmet Bedeli 88.00 TL
Koltuk Ücreti 20.00 TL
Toplam Ücret 307.24 TL

gelmek isteyen filan dedim ama benim gidip gitmeyeceğim de kesin değil. gaza gelmeme bağlı her şey.
oradaki konaklama hazır. hatta demesine göre yemek-içmek-konaklamak dahil olacak şekilde bekleniyorum.
milongalar da cabası. ne de olsa tangocu insan ağırlayacak.
kısacası, niyeti olan beni gaza getirsin. gidip dans edelim.

08 Mart 2010

likörmüsünkardeşim

tadına hiç bakmamış olmama karşın epeydir alıp denesem dediğim ve şans eseri geçen hafta Özer Hocalar'da deneme fırsatı bularak içgüdülerimde yanılmadığımı gördüğüm fakat günlerdir pek çok alkolmarket (çok alkol satılan yer oluyor) gezmeme karşın bulamadığım kahveli likörü nihayet bugün buldum.
hem de sapa kalmış bir yerde. girdiğimde içersi lahmacun kokuyordu. var mı dedim.bir tane olacaktı deyip yanındaki arkadaşını rafların ilersine yolladı. aha işte orada filan dedi, getirdi adam. sattıklarımın hemen hepsini denerim fakat bunun tadını bilmiyorum ama epey satıyor artık Hare dedi. bunu doğulu bir şive ile söyledi. gençten birisi. benden iki, üç yaş ancak fazladır. hemen aç dene dedim. yok kardeşim estağfurullah dedi. çevik bir hamleyle açtım. ısrarım üzerine bardak çıkartıp denedi.
sonra o da zorla lahmacun vermeye çalıştı. canım da çekti ama kendilerine kadardır, ayıp olmasın diye yemeğe bekliyorlar evde dedim. dürüm yapam, elinde yiye yiye git kardeşim dedi. ben de hemen valideden laf yemeyeyim deyip teşekkür ettim. böyle güzel geçti.
her neyse, resimdeki arkadaş gözde içeceğimdir artık. Özgür'ün hayatındaki üçüncü çeşit alkol diyeceğim ama likörü alkol yerine koymuyorum.
neyse, tavsiye ederim. çok içerseniz mide bulandrabilir gibi. hafif yağlı tadı var ama az az güzel gider.
Mey'in de şişe üzerinde yaptığı uyarı gibi
"Keyifle ve kararında içiniz"

kışörtüsü

Bahar ortasında kış örttün üzerime
Açılmış erguvanlarımı soldurdun
Itır bile kokusuz kaldı
Herkes baharı yaşarken burcu burcu
Sen, kışa mahkum ettin sevenini
Kışını getirdin ya bana
Artık ne bana bahar var ne sana
Aynı kışın karında üşüyeceğiz
Ağustos güneşi bile kar toplayacak bizim için
Yalnızlar ağlayacak bize
Hepsinden yalnız olacağız
Kışını örttün ya üstüme
Sen de üşüyeceksin, ben de
Isıtamayız birbirimizi
Isıtamaz kimse bizi
Ne sen yanacaksın cehennemde
Ne ben solacağım hasretinle

kimbilir

İçi yanmayan nasıl yazsın aşkı, sevdāyı, yalanı, acıyı
Tatmayan ne anlasın kederden, umuttan
Tutmayan nereden bilsin sevdiceğin sıcacık ellerini
Koklamayan nereden bilsin cānānın koynunu
Sarmayan nereden bilsin yârin nārin belinin kıvrımlarını
Öpmeyen nereden bilsin gönül sāhibinin saçının tadını
Görmeyen nasıl seçsin aşkı, sevdāyı, yalanı, acıyı

Aşk mı gözü kör eder, dünyayı göremeyen körler mi āşık olur...

şeyhuçurdu

Ebru Abi gazı verdikçe uçuyorum, arabeskin çatısına konuyorum.
heves serisi geliyor
hevesten kasıt yazmaya olan heves. ben de hevesli genç oluyorum
aha da mahlasım hazır. hevesli
yok be! hevesli şirin gibi oldu. beğenmedim. buluruz bir şey.

heves

Sen baharda düşen kardın benim için
Hiç beklenmedik
Bir o kadar da kısa
Dokundun acıtmadan anılarıma
Bahar karı gibiydin
Bahar gibi sıcak, kar kadar yakıcı

biryenimasaj

çok ağır, sağlam bir masaja ihtiyacım var. her yerim katur kutur. bütün kaslar zirvede kasılmakta. özellikle bacaklar ve omuz-sırt bölgesi. mümkünse masaj yapacak kişi hatun olsun. ben sızdıktan sonra da üstümü örtüp uyusun. uyumasa da olur. ben uyuduktan sonra ne yaptığını anlamayacağım nasılsa. soyup soğana çevirip kaçmasın da. uyanınca da yemek filan hazırlar belki. her şey karşılıklı tabii. bir gün ben bir gün sen. böyle bu işler arkadaşım. bir gün sen masaj yaparsın öbür gün ben masaj yaptırırım. adil gözüktü. bir gün sen yemek hazırlarsın öbür gün ben yerim.
karşılık olarak şükranlarımı sunarım sadece.

kankokusu



Biz dolaştık bahçemizde
Koparmayı çok sevdik
Nefret ede ede
Biz çok sevdik
Kan kokusunu özler misin?
Bilir misin kan tatlıdır?
Biz sırçadan odamızda
Her şeyi kırıp döktük
Paramparça parça
Biz çok sevdik

(Kaan Altan)

başlık

Kasdav yarışma sırasında çocuklara prezervatif dağıtmış. promosyon amaçlı tabii ama karşıyım böyle şeylere. adı üzerinde lan. çocuk bunlar. liseli daha. cinsel eğitim vermekle cinsi münasebet ürünü vermek farklı şeyler. henüz on sekiz olmamış kişileri böyle şeylere teşvik etmek doğru değil. geri kafalılık filan değil bu. bilinçsiz düzüşmeye karşıyım. o yaşta çocuklar başka bir şey yapamaz. ahlâk polisliği filan değil. beni bağlamaz başkasının ahlâkı ama batılılaşma adı altında yozlaşmayı almak saçma.
eğitim ver, çocuklara yaşatma. vakti gelince yaşayacaklar zaten.
batının güzelliklerini al. bilimini al. ilimini al. özgürlük adı altındaki saçmalıklarını alma.
ayrıca kondom denmesi çok komik geliyor. domdom diyesim geliyor kondom diyene. prezervatif ise ayrı bir komik zaten. çok latif.

şufilmşuroman

düşündüm de ben epey film cahiliyim. anlamıyormuşum demek film işinden.
hayatımda önemli yer etmiş hiçbir film yok. yeri olmuş olan film illa ki vardır ama şu film bakış açımı değiştirdi, şu hayatıma böyle girdi, bunu mutlaka izleyin diyecek bir film gelmiyor aklıma.
çok çok düşünürsem aha bilmem ne güzel filmdi diyebilirim en fazla.
bu yanımın noksan olması kötüymüş.
derhal film arşivimi karıştırıp filmlere bakmam gerek.
Ağır Roman güzeldi lan.
Gemide ve Laleli'de Bir Azize de tavsiyelerim arasındadır. Deli Deli Olma da çok güzeldi. Se7en'ı da severim. Pulp Fiction'ı saymazsam olmaz. hatta Kill Bill serisini pek sevmesem de genel olarak Tarantino filmleri diyebilirim. Inglorious Bastards çok insancıldı. insan hayatını cart diye göze sokuyordu. inanmayacaksın kardeşim insana. anında satar seni.
bunları söyleyerek o kadar da cahil değilim, ben de film izliyorum demek istedim.
vallahi izliyorum zaman zaman ama işte anlamayınca geçip gidiyor.

oursbeyav

The Hours isimli filmi bitirdim nihayet. geçen gün bahsedip de ismini yazmadığım film buydu.
gerçi film hediye gelecekti, sonra izleyecektim. daha önce izleme sakın denmişti ama dayanamadım.
özetlemem gerekirse, anlamadım.
lan bi bakıyorsun 1923 sonra 1951 ardından 2001. ambele oldum. vallahi anlamadım billahi anlamadım filmi. filmi izleyince öneren kişiyi biraz anladım sadece. o da başarı benim için. beceremiyorum lan sanat işini. sanatsal film, imalı filmler filan izletmeyin bana. izleyince ya gülüp geçeyim ya da tüh tüh tüh diyeyim. beceremiyorum ötesini. hele yabancı film olunca tüm insanlar aynıymış gibi geliyor. nasıl zencilerin veya çekik gözlülerin hepsi aynı kişiymiş gibi geliyorsa bu ingilizleri filan da ayırt edemiyorum. hep aynı oluyorlar. ama bak kadınla erkeği ayırt edebiliyorum. o kadar çalışıyor kafam. ötesi yok. ayrıca insan sanata hürmeten bir güzel kız, yakışıklı erkek koyar filme. kadının kızı acil durumlarda kullanınız mukabilindeydi ama gerisi fasafiso. tüm filmin yalnızca üç parça ile geçiştirilmesini ise özensizlik olarak yorumluyorum. tamam, güzel eserler ama daha fazla çeşit olabilirdi 110 dakikalık film için.
kıssadan hisse anlamadım bu filmi. önce birisi anlatır, sonra tekrar izlerim o zaman yorumum değişebilir tabii ki ama şu halimle tavsiye etmem.

sallamadünya

yazmam gereken şeyler var ama yazamayacağım. karmaşık çünkü. it's complicated. beklemedeyiz. bakalım sürpriz yumurtadan civciv mi çıkacak domates mi. acep ne çıkacak?
yüzeysel şeylerle geçiştirelim bu yazıyı.

cumartesi beklediğim gibi geçti. bomboş. öğlen yattım. akşamüstü kalktım. sonra oturdum bir süre müzik dinledim. eski cdleri kurcalarken Rashit'i filan buldum. sevindim. lise dönemine geri döndüm. o zaman bin yılın icadı walkmande kaseti sararak dinliyordum. kaset filan dedim de o kadar eski değil aslında. sadece inat yüzünden discman almadığım için kasetten dinliyordum. uzun zaman önce kafama dank eden bir tespiti de paylaşayım hemen. bir adam gözleyin. çantasından, cebinden filan mp3 çalarını çıkartıyor ve ilk olarak kulaklığı takıp sonra aleti açıyorsa bilin ki walkman devrinden kalma birisidir. o bir saniyelik kaybın bile nasıl pil yediğini biliyordur, yaşamıştır. kaseti ileri geri sarmak için kaleme takıp çevirmiştir mutlaka. pil ulan bu. boru mu. şarj edilebilir piller dünya paraydı o zamanlar. pintilik değildir adamın yaptığı. bazı şeylerin değerini yaşayarak öğrenmiştir.
neyse, düne geleyim. sabah gittim çok güzel iki çiçek aldım. gacılar günü ya bugün. bir hoşluk olsun dedim. öğlen bir buçukta dans etmeye başlayıp akşam sekize kadar ara vermedim desem biraz ipucu vermiş olurum herhalde. o zaman zarfındaki toplam oturma sürem beş dakika bile değil. ancak milletin yanına konsomasyona gittiğimde on, onbeş saniye oturduysam o kadar. bir de müzikleri ayarlarken popomu tabureye koymuşumdur belki. akşamüstü çekiliş yaptık çiçekler için Mesrur hanım ve Gönül abla kazandı.
uzun zaman üzerine Bilge geldi. önümüzdeki yıl çok garip olacak. tanıdığım pek çok kişi Erasmus aşkına yurtdışına gidiyor. Erosmus. bunu yazarken ilk başta Eros'u tırnak işareti içerisine aldım ama sonra yok lan niye aptallara gönderme yapıyorum deyip sildim. gizli kelime oyunlarından olsun bu da. bunu yazınca gizlenmiş olmadı ya boşver. dolu al. kazan öldü.
dün gece çok garipti.
çok huzursuz uyudum zaten. huzursuz da değil de ne bileyim işte garip.
sabaha karşı bir rüya gördüm. çok sıradan tabii. evlenmişiz. ablamla annem ziyarete gelmiş. ev bizim eski ev. Ataköy'deki. aslında orası ama değil gibi de bir yandan. her neyse, mutfakta kahve mi ne hazırlıyoruz. içeride birileri daha var. misafir olsa gerek ama kimler olduğunu tam hatırlamıyorum şimdi. kayınvalide ve arkadaşları gibi geliyor. hatırlamıyorum tam. o esnada deprem oluyor. ablam elinde cezveyle kalıyor. tepesinde ta Bakırköy'deki evde olan taşlı avize var. zangır zangır titriyor her yer. bir yanda gacı diğer yanda bacı tırsıyor. büyük ağabeye bağırıyorum çocuğum var ulan bitir şunu, çok fena bozuşuruz diye. rüya işte, Allah'a bile kafa tutuyorsun. bunları tutup çekiyorum filan. bir şey yok çok küçük deprem, hemen geçecek diyorum. diyorum ama kim yer. ben bile inanmıyorum. epey sürüyor. baktım bitmiyor hemen yalana devam ediyorum. deprem geçti ama bina yüksek olduğu için sallanıyoruz hâlâ. korkmayın diyorum. o esnada kocaman uçağın biri -ki galiba Tanser abi kullanıyormuş- düşeyazıyor. tam karşımızdaki binaya (A-17) çarpacakken kıl payı kurtarıp gidiyor ve İncirli civarlarına iniş yapıyor. deprem yüzünden etrafta binaların yıkıldığını hissediyorum. görüyorum desem değil, duyuyorum desem değil. hissediyorum işte. bizim binada da epey hasar varmış. içeridekiler deprem olunca bahçeye kaçmış. kaçarken biraz zarar görüyorlardı galiba. emin değilim. sonunda biz sağ salim çıkarken film bitti. ne filmi lan. rüya.
gereksiz detaylı anlattım galiba. sıradan rüya işte. sabah kalktım çorbamı içtim filan. evden çıkmadan azıcık tanbur tıngırdatayım dedim. benimki kılıf içinde evden çıkmaya hazır beklediği için salondakine gittim. televizyon açıktı. Elazığ'da deprem olmuş. enkaz görüntüleri veriliyor. Allah kalanlara kolaylık versin.
kötü oldum.

06 Mart 2010

baharpapatya

ben bahar geldi diyorum dana dana kar yağıyor
lapa lapa filan değil. bildiğin dana dana yağıyor
bir saatte yerler beyaz oldu. daha ne olsun.
marttayız be güzelim. olmasın böyle şeyler. mart kapıdan baktırır diyene kazma kürekle dalarım.
dün incecik penye ve ceketle gezerken bugünkü kar nedir?
tamam kar da canımız ciğerimiz ama bi' git lan artık. bahar gelsin. hiç gitmesin. vallahi kıymeti kalmaz diye bir şey yok. hep bahar olsun, hep bilirim kıymetini. değerlisin dediklerimi çöpe atan biri değilim. anlık öfkeler, üzüntüler tabii ki olur. hepimiz insanız. kar da insan. olmasaydı, kardan adam olmazdı. her neyse, nihayetinde marttayız ve kar yağıyor. işin kötü yanı yıkanıp evden çıkmam gerekiyor.
gece dönerim belki diye düşünüyordum ama bu havada yalan olur. hiç uğraşamam gece gece. şimdi böyle diyorum ama belli de olmaz benim işim. bakarsın sabaha karşı eve dönmüşüm.
çok kararsızım. keşke bugünkü milonga iptal olsaydı. yapmam gereken şeyler de var evde. aman her neyse. tecavüz kaçınılmazsa zevk alalım.
tecavüz deyince aklıma geldi. dün Elit çok fena küfür etti. küfür etse daha iyiydi daha doğrusu. yoksa kendisi küfür edebilen birisi değil. şimdiye kadar sadece bir kere bok bir iki kere de göt dediğini duymuşumdur. götü de kalıp olarak kullanmıştır. şöyle ki: dedi anlatamadığı şeyin koyasın götüne.
dağıldı yine konu. dedikodu yaparken cinsel hayat dinsel hayat bir şeyden açıldı kou. kusura bakma şekerim cinsel hayatımı anlatamam dedim. git işine ne cinselin var ki hayatı olsun mukabilinde bir şey dedi. Özgür cevab veremedi.
düşünüyorum da acaba varikosel ameliyatı sırasında Kürşat abi yanlışlıkla hadım etmiş olabilir mi beni. hadımağa mıyım lan ben?
aslansın kaplansın deyin de su serpin gönlüme. kar suyu da olur.
kar yağıyor lan. şimdi dışarı bakınca fark ettim yeniden. acıklı konuya dalınca unutmuşum bir an için.
neyse, filme geri döneyim.
evden çıkmadan bitirebilirsem iyi olur. yoksa bölük pörçük olacka. zaten karmaşık geldi. basmadı kafam. bi' 1920 bi' 1950 sonra hop 2001 ne oluyor kim yaşıyor, kim ölüyor anlamadım. ilerleyen zamanlarda çözülür diye umuyorum.

günberisi

dün garip şekilde çok plansız programsız gelişti.
dekanlığa liste verilmediği ve kayıt alması için kulüpten kimse bulunmadığı için tango dersini yapamadık. içeri girme izni olan tek kişi bendim. benim tek başıma girmem de bir anlam teşkil etmeyeceği için bahçede biraz hoşbeş edip gittik. ayıp oldu insanlara. hele Ayça hasta hasta (yalnızca burnu ve kulakları) geldi. neyse ki Nimetlere gitti bu bahaneyle.
sonra Elif baskın yaptı. bilgisayarı ölmek üzereydi epeydir. kısıtlı imkanlarımla belki bir faydam dokunur diye oraya gittim. gece de orada kaldım.
halbuki dünle ilgili tek planım dersi vaktinde bitirerek erkenden eve gelip yatıp uyumaktı. çok da fazla şey değişmedi aslında. bilgisayar sorunu çözülemediği için yine erken yattık. sabah da yedide kalkıp eve doğru yola koyuldum işte. deokuz gibi evdeydim. hâlâ evdeyim. gün içersinde yapacak çok işim yok. biraz uyuyacağım. gece milonga var. dinç şekilde gideyim uzun zaman üzerine. uyanınca tanbur çalışırım belki. bilmiyorum. çok garip hissediyorum. yapacak çok işim yok uzun zaman üzerine. ertelenebilecek işlerim var hep. çok hoş bir şey.
tavsiye ederim. ne acil işim var ne arayıp sormam gereken insanlar. bana ait lan gün.
şimdi böyle diyorum diye sorun çıkar mutlaka. hadi hayırlısı. biraz karnımı doyurayım bari.

05 Mart 2010

farmatango

İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi (Vezneciler/Beyazıt) Farmadans bünyesindeki Arjantin Tango devam derslerimiz 05 Mart 2010; yeni başlangıç seviyesi derslerimiz ise 12 Mart 2010 itibariyle Özgür Altun'un yardımlarıyla başlayacaktır.

8-10 hafta sürecek derslerimiz cuma günleri olacaktır ve katılım ücreti toplam 60TL'dir.
-Sınav dönemlerinde ders yapılıp yapılmaması katılımcıların arzusuna bağlıdır-

Derslerimize katılmak için fakültenin veya üniversitenin öğrencisi olmanız gerekmemektedir. Öğrencilik şartı ve yaş sınırlaması bulunmamakla birlikte derslerimiz herkese açıktır.

Yeni sınıf çalışma saati: 17:30
Devam sınıfı çalışma saati: 18:45

Tango; tutukudan önce iletişim ve eğlencedir.

Önemli not:
Okul girişlerinde sorun yaşanmaması açısından dersler başlamadan önce önkayıt yaptırmanız gerekmektedir.
Kayıt: Elif ŞEN: +90 (538) 856 8665
Özgür Altun: r.o.altun@gmail.com

dikleş

sanırım bir süre kendime çekidüzen vermem gerekiyor. uzun süre önce yapmam gereken şeyleri üç gün önce idrak edebildim. zaman akıp gidiyor. şimdilik yirmi beş yaş sınırındayım. buna en iyi ihtimalle dört yıl okul eklenecek. üzerine askerlik var. kapıyı bir yıldan açayım. iki eksik üç fazla mühim değil. oldum otuz. e hani aile kurmak, çocuk sahibi olmak?
birazcık kendime zaman ayıramadığım sürece kendi hayatımı asla kuramayacağım.
bugüne kadar kendi hayatımı kurmayıp hep başkalarının hayatına dahil olmaya çalışmışım meğer. şimdi karar verdim; önce kendi hayatımı yoluna koyup sonra başkalarını hayatıma katmaya çalışacağım.
epeydir bencilleşmiştim zaten ama bundan gayrı bir bencilliğim olacak. hayati bencillik. şimdiye kadar göstermelik olan bencilliğim bundan sonra esaslı olarak yaşanacak.
güle güle laylaylom.
profesyonel hayata hoş geldik. bakalım nereye kadar geliştirebileceğim kendimi.

herkesgibisin



Gönlümle baş başa düşündüm demin;
Artık bir sihirsiz nefes gibisin.
Şimdi tâ içinde bomboş kalbimin
Akisleri sönen bir ses gibisin.

Mâziye karışıp sevda yeminim,
Bir anda unuttum seni, eminim
Kalbimde kalbine yok bile kinim
Bence artık sen de herkes gibisin.
- 1920, Temmuz


Gözlerim gözünde aşkı seçmiyor
Onlardan kalbime sevda geçmiyor
Ben yordum ruhumu biraz da sen yor
Çünkü bence şimdi herkes gibisin

Yolunu beklerken daha dün gece
Kaçıyorum bugün senden gizlice
Kalbime baktım da işte iyice
Anladım ki sen de herkes gibisin

Büsbütün unuttum seni eminim
Maziye karıştı şimdi yeminim
Kalbimde senin için yok bile kinim
Bence sen de şimdi herkes gibisin
- 1918

(Nazım Hikmet)

karayel

Karar vermek zor demiştim gittiğinde. Gerçekten de gittiğinde zormuş. Yakınken değil.
Uzakta kalsan nefessiz kalırdım ama şimdi okyanusun altında bile soluyabilirim. Yüzünü görmeseydim, gözünü görmeseydim, sesini görmeseydim, seni görmeseydim nasıl olurdu bilmiyorum, umursamıyorum. Gördüm onları. Huzurluyum şimdi. Yenilenmiş, kanını değiştirmiş biriyim. Çok önceden almam gereken kararları ufacık bir anda içime demirledim. Rüzgâr şimâlden vururdu. Şimdi ise sıcak esiyor. Vakti geldiğinde okuyacağımız son bir mektup kaldı sadece. Belki de hiç açılmayacak...
Şimdi hayat kurma zamanı. Ertelenmişleri tamamlama vakti. Bahar kapıda.
Hoş geldin özüm. Safalar getirdin.

04 Mart 2010

ayrılıksevdayadahil



Açılmış sarmaşık gülleri kokularıyla baygın
En görkemli saatinde yıldız alacasının
Gizli bir yılan gibi yuvarlanmış içimde kader
Uzak bir telefonda ağlayan yağmurlu genç kadın
Rüzgar uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
Mor kıvılcımlar geçiyor dağınık yalnızlığımdan
Onu çok arıyorum onu çok arıyorum
Her yerimde vücudumun ağır yanık sızıları
Bir yerlere yıldırım düşüyorum
Ayrılığımızı hisettiğim an demirler eriyor hırsımdan
Ay ışığına batmış karabiber ağaçları gümüş tozu
Gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar yaseminler unutulmuş
Tedirgin gülümser
Çünkü ayrılık da sevdaya dahil çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili
Hiç bir anı tek başına yaşayamazlar
Her an ötekisiyle birlikte her şey onunla ilgili
Telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar
Gittikçe genişliyen yakılmış ot kokusu
Yıldızlar inanılmıyacak bir irilikte
Yansımalar tutmuş bütün sahili
Çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
Öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
Çünkü ayrılıklar da sevdaya dahil
Çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili
Yanlızlık hızla alçalan bulutlar karanlık bir ağırlık
Hava ağır toprak ağır yaprak ağır
Su tozları yağıyor üstümüze
Özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır
Eflatuna çalar puslu lacivert bir sis kuşattı ormanı
Karanlık çöktü denize
Yanlızlık çakmak taşı gibi sert elmas gibi keskin
Ne yanına dönsen bir yerin kesilir fena kan kaybedersin
Kapını bir çalan olmadı mı hele elini bir tutan
Bilekleri bembeyaz kuğu boynu, parmakları uzun ve ince
Sımsıcak bakışları suç ortağı kaçamak gülüşleri gizlice
Yalnızların en büyük sorunu tek başına özgürlük ne işe yarayacak
Bir türlü çözemedikleri bu ölü bir gezegenin soğuk tenhalığına
Benzemesin diye özgürlük mutlaka paylaşılacak suç ortağı bir sevgiliyle
Sanmıştık ki ikimiz yeryüzünde ancak birbirimiz için varız
İkimiz sanmıştık ki tek kişilik bir yalnızlığa bile rahatça sığarız
Hiç yanılmamışız her an düşüp düşüp kristal bir bardak gibi
Tuz parça kırılsak da hâlâ içimizde o yanardağ ağzı
Hâlâ kıpkızıl gülümseyen sanki ateşten bir tebessüm zehir zemberek aşkımız

(Attila İlhan)

veba

veda etmek zor derler ya, değil
karar vermek zor
karar versen sadece iki hece
tek heceden zor değil
ayrılıkta birliktelik var
yalnız değil
birliktelikte ise teksin
tek hecede iki kişi olmaz
sen olur
ben kalkar aradan
sen için nefes alınır
sen için bakılır
sen için duyulur
sen diye sevilir
iki hecede tek kişi olamayacağı gibi
iki hecede el olursun
kalan ve giden olursun
ben ve sen olursun
elveda
sen ve ben
öyle
belki ümit

ümit zaten belkidir

03 Mart 2010

amabelki

birden çıkmıştın karşıma
her şey, herkes önceden vardı belki
fakat sen birden çıkmıştın
ben de birden çıkmıştım belki
karşılaşmıştık
tesadüf de
rastlantı de
mukaddermiş de
birisi gözümüzün üstüne yazmış de
ne dersen de
sen vardın
ben gördüm
ben duydum
ben özledim
vardın sen

şimdi yokum diyorsun
yalan söylemezsin
yoksun demek
belki de sana ben yokumdur
ne fark eder
ben özlemesem sen hiç olmayacaktın,
hiç olacaktın.

duydun sandım sesimi
benliğini özüme harmanladım
sen yoksun şimdi
özüm eksik kalıyor
ben kayboluyorum
biz kayboluyoruz
derine giriyoruz
içinde yaşıyoruz
bilmiyorsun

pufidikyavru

hayatım boyunca hep çocuğum olsun istemişimdir ama dün apayrı bir şey oldu. istek tutkuya dönüştü Zehra ile birlikteyken.
çocuğumu ve annesini nasıl "öz"lediğimin tarifi imkânsız.
kızımız, annesi ve babası olarak gezelim, eğlenelim, uyuyalım, yiyelim, içelim, oynayalım...
kendin için yaşadığında mı gerçekten yaşıyorsun yoksa başkası için yaşadığında mı çözemedim.
aslında en çok, başkasını kendin için yaşadığın zaman yaşıyorsun.

doktoğğönopagği

önemli sınav var bugün.
iyi geçer inşallah.

02 Mart 2010

çokhavalıresim

geçen gün aklıma gelmişti. herhangi bir saz çalan herhangi bir kişi mutlaka o sazıyla yakın plan, ne olduğu tam belli olmayan bir resme sahiptir. sonra da düşündüm taşındım ve öyle bir resmimi hatırlayamadım. en fazla altaşortman ve ayaktan fırlamış çoraplarımla Kumkapı tanburisi şeklindeki resmim var.
az önce işyeri ortamında, kendi imkânlarımla üç resim çektim.
bunda da tırt ekranda azıcık fotoşop kullandım. kaloriferi temizlemek için kullandım onu da. temizlerken üşendim ve yarım yamalak bıraktım. sonra azıcık da rengiyle oynadım. aha da işte artık çok karizmatiğim.

milongo

Armada'ya milongaya gittik. çok fena... pist trafiği iğrençti. zerre keyif almadım desem yeridir. hiçbir sorumluluğum olmadan bir milongada bulunmama karşın keyifsizdi.
muhtemelen hayatımda en çok haz duyduğum milonga 333'tekiydi. yeniden o eşiğe erişmek zor gözüküyor.
bizim pazar antrenmanında neredeyse milonga dolusu insan olmaya başladı. katılım otuz civarıydı bu hafta. eğleniyor millet. keyifli geçiyor. bir de dans etmek zorunda kalmasam diyeceğim ama ayıp olacak o da. sorumluluk olmadan dans etmek istiyorum lan. çok mu şey istiyorum acaba?
yatayım şimdi. yarın zombi gibi olacağım. bugün de uykusuzdum. göz altlarım morardı iyice. dinlenmeli.

01 Mart 2010

uzaksın

Hangi yıldı, hangi aydı bilmiyorum
Tutmadım çetelesini
O sırada sana bakıyordum çünkü
Gözlerinin karasına dalmıştım
Pınarları ağlamaklı iken
Karası gülümsüyordu her şeye rağmen
o güzelim gözlerinin
Hemen seni oracıkta sevdim…
Bir çırpıda
Sesini duymayı
Kokunu hissetmeyi
Bir de adımı söylemeni istedim
Ama dokunmak istemedim sana
Yapraklarını zamansız dökmeni
Ürküp de içine kapanmanı istemedim
Her şeyden geçtim sonrasında
Bir tek
Yarı hüzün, yarı tebessüm dolu kara gözlerinle
Sadece gözlerime bakmanı istedim…
Olsun ki kollarıma alamayacaktım seni hiçbir zaman
Ben böyle mutluydum yine de
Zira
Ben seni uzaktan
Yalnızca
Gözlerimle sevmiştim…

seni gÖZLÜYORUM…
ebru yaşar seçen 2010
kış