30 Eylül 2012

dunyaninrenginekananlar

Cahil insan sirf bu ozelligiyle bile yeterince tehlikeliyken cahil ve anlayamayan olmak hepten fena. Keske cehalet giderici hap gibi filan bir sey olsa.
Gerçi cahil her zaman haklidir. Tartisilamaz onlarla.

çaliskançocuk

Iki hafta antrenorluk kursuna kilitlediler. Program rezaletti. Teorik ve uygulama bolumlerinin yerini kimseye haber vermeden degistirdiler. Bosubosuna sabahin korunde Burhan Felek'e goturduler. Sonra da burada bir isimiz yok deyip Sisli'de derse gireceksiniz dediler.
Ikinci haftaya kaydiralan teorik derslerin programini kurs bitene kadar ogrenemedik. Her gun yarin kesinlesecek dendi. Son gun de bittigi için ogrenmis olduk. Bir hafta boyunca sabah 8 buçukta Anadolu Hisari'nda olduk. Iskenceden halliceydi. Normal sartlar altinda 1 donemde verilecen dersler 4 saate sikistirilip verildi. 5 gunde 12 ders ve sinav yapildi. Gerçi pek çok sinav sadece ders basliginin anlami seklindeydi dogal olarak ama durum çok komik ve vahim. Her gelen hoca bu surede bu dersin yapilmasi, anlamaniz imkansiz ama yapmak zorundayiz diyor.
Boyleyken boyle. Bitti gitti. Devami seneye artik.

05 Eylül 2012

çöpruh

Sabah ofise gelirken gencecik kadının biriyle tartıştım.
Hemen aktarayım.

15-20 metre öteden 20 yaşlarında bir kadın geliyor. Çöp kutularının yanından geçerken elindeki sigara pakedini açıyor. Çöpü geçeli mecazi olarak değil, gerçekten iki adım ancak olmuşken ambalajın şerit gibi olan açma zımbırtısını yere atıyor. İki adım daha attıktan sonra ambalajın geri kalan kısımlarını yere attığı sırada aynı hizaya geliyoruz. Önce cık cık cık diye ses çıkartıyorum ama kendini öyle bir kaptırmış ki pakedin içindeki kağıdı da yere atmaktan utanmıyor.

Gerisi diyalog.

Ö- Ayıptır yahu
K- Ne?
Ö- Ayıp diyorum ayıp. Çöpü yere atmak ayıp. Çöp kutuları az ötede duruyor.
K- Sana ne be sana mı hesap vereceğim. Sen kim oluyorsun ki. Sanki sana soracağım nereye çöp atacağımı. Sana ne
Ö- Evet, bana hesap vereceksin. Benim vergilerim sayesinde temizleniyorsa buralar bana da hesap vereceksin herkese de vereceksin. Saygısızlık, terbiyesizlik yapma. Utan biraz!

Tahmin edileceği gibi hiçbir şey değişmedi. Mabadını sallaya sallaya yürümeye devam etti yere attığı çöplerini umursamadan.

keramet

evlendik geçen hafta. hatunlar sağ olsun çok koşuşturmaca oldu.
hatunlar derken civarımdaki hemen hemen tüm xx kromozomlulardan bahsediyorum.
yok kınasıydı, yok kesesiydi, yok bilmem nesiydi derken epey koşuşturma oldu.
halbuki benim hazırlanmam ne basit oldu. sabah kalktım kemençe çalıştım, kol düğmesi aldım, saçımdan çıkan antenleri kırptırdım, eve dönüp kahvaltı yaptım, tıraş oldum, ıkandım, giyindim, tanbur çalıştım, evden çıktım, bekledim, ayakkabımın tabanı koptu, yeni ayakkabı aldım, bekledim, bekledim. az kalsın kendi nikahımıza geç kalıyorduk. son 5 dakika filan kala yetiştik. neyse ki önceki nikahlar da biraz gecikmiş, bizimki sorun olmadı.
nikahın ardından yemeğe gittik. Özer Hocam coştu coşturdu. sesine müziğine saygımız sonsuzdu ama meğer halk oyunları konusunda da epey iyiymiş. bir ara oynayanlara doğru masadan bağırarak "öyle mi olur o, bak müziği dinle, ayağını diğer tarafa at" diye talimatlar veriyordu. hatta halay çekmeye çalışan annem halaybaşı olmaya çalışınca kalkıp onu kenara alıp "sen yapamazsın başkası halaybaşı olsun. sen ortaya geç" dedi. başka bir halay türüne babamı kaldırması gözlerimi yaşarttı. şaka ya, ne yaşaracak gözüm. sadece pederi ömrümde ilk kez halay çekerken gördüm. Korkut'la birlikte beni oyuna getirip damat halayında oynatmaları ise ayrı bir olaydı.
çok yazacak bir şey yok o güne dair galiba. özet buydu benim için.
iki gün sonrasında da Bozcaada'ya gittik. ona dair anlatacaklar var ama umuma çaık olarak anlatmamayı tercih ederim. karşılaştıkça anlatırım işte laf açılırsa.
böyleyken böyle.
ben de evli barklı adamım artık.