30 Aralık 2014

hediyelistesi

Geleneği bozmayıp bu yıl da kişisel hediye listemi paylaşıyorum.

1. 18bin TL
2. Kevlar pantolon
3. GoreTex motosiklet eldiveni
4. dSLR fotoğraf makinesi
5. Kask için intercom seti
6. GoPro / JS Cam
7. iMac

vay arkadaş neredeyse bütün listem motosiklet için olmuş. ne güzel, demek diğer ihtiyaçları bitirip lükse dönmüşüm. zenginlik böyle bir şey işte. siz fakirler bilmezsiniz.

16 Aralık 2014

inekliketme

Bu dönem şunu anladım ki benim eğitim öğretim hayatım İETT'ye bağlıymış. Adamlarla aram bozuldu ve ders mers yalan oldu. Kitap filan da okumuyorum.
Dört yaşıma dönüp okumayı unutacağım neredeyse.

yeniokul

Nasıl oldu da unututm buraya yazmayı. Halbuki her gün çılgınlar gibi yazıyorum.
2-3 ay kadar önce Baila'dan ayrıldım. Atölye Garaj'da Aydoğan abi ile birlikteyiz artık.
Ben bunları yazarken internet sitesi atıl şekilde duruyor ama nasılsa bir gün güncellenecek. www.atolyegaraj.com ve www.tangogaraj.com
Bilgin olsun. Duymadım, görmedim deme.

13 Ekim 2014

tekertekerüstüne

Az kaldı... Kaymak geliyor.

24 Eylül 2014

yarışantangocular

Tango yarışmasına ne kadar karşı olduğumu duymayan kalmamıştır herhalde. Buna rağmen son iki Türkiye şampiyonasında da hakemdim. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu demeyin diyemem. Ben de diyorum. Tek gerekçem "sistemin değişmesini istiyorsan önce dahil olup söz hakkı edinmelisin" düsturu. Her neyse.
Tango ya da sanat yarışmalarına daha sonra değinirim belki. Şimdi hafta sonu (21-IX-'14) yapılmış olan şampiyona ile ilgili biraz ahkâm keseyim.
Talep yine her zamanki gibi azdı. Yetişkinlerde 31 çift yarıştı. Büyükler ve minikler 7-8 çift, gençler 4, yıldızlar ise tek çift olarak yarışmaya dahil oldu.
Minikler yarışmaya katılmayacak denmişti geçtiğimiz aylarda ama maalesef yine katıldılar. Maalesef diyorum çünkü miniklerde yine tango yapan çift yoktu. Tango, o kadar küçük çocukların kolay kolay yapabileceği bir dans değil. Koreografik olarak tango yapabilirler, onu kabul ederim ama doğaçlama olarak bir şey yapmaları gerçekten zor. El kadar sabilerin hareketleri öğrenmesi, yönlendirmeyi öğrenmesi ve doğaçlama mantığını kavraması günümüz Türkiye koşullarında imkansıza yakın. Çocuğum dansçı olsun, küçücükken saatlerini dans için harcasın diyebilecek aile yok çevremde. Latinci çocuklara ikişer tango hareketi ezberlenip piste sürülmüş durumdaydı yine. Çocukların herhangi bir dalda yarıştırılıyor olması zaten ayıpken bir de kendi dalları dışında, bilgileri olmayan, becerileri gelişmemiş bir yarışmaya sokulması hoş gelmiyor.
Büyükler ile ilgili beklentilerim epey düşüktü. Beklediğimden çok daha iyi çıktılar. Derecelendirme ile ilgili şüphesi, itirazı olan duymadım. 1-2-3 bacağının hakkıyla dereceye girdi.
Yetişkinlerde sayı nispeten fazla olduğu, ve geçn arkadaşlar daha hırslı olduğu için çekişme de daha fazlaydı.
Isınma sırasında kesin birinci olurlar dediğim çift şaşırtmayıp birinci oldular ama ikinci ve üçüncü diye tahmin ettiğim çiftlerde ufak bir kayma oldu. Büyük ihtimalle ikinci olurlar dediğim çift altıncı oldu mesela (ufak kayma?). Son ana kadar ikinci olurlar derken gösterileri esnasında 3 ya da  4 olarak fikrimi değiştirdiğim doğrudur. Doğaçlama başarımları gayet güzelken kötü bir koreografi sundular. Doğaçlama başarımları nispeten daha sade olan çift ise çok güzel bir koreografi ile fikir değiştirtti ve dereceye girdiler. Yine de aklım diğer çiftte kaldı. Nasıl oldu da altıncı oldular anlamadım. Ufak tefek kaymalar çok normaldir ama bu kadar sapma varsa ya bende sorun var ya da diğer arkadaşlarda ya da masada. Bilemedim. Önce kendi zevkimi eleştirmem daha doğru olacak belki de.

Zevk demişken yarışmalar konusunda asıl takıntılı olduğum noktaya kısaca değineyim. Yarışma öncesi filan neye göre değerlendiriyorsunuz, ne yapsak artı puan alırız, hangi hareketler daha fazla puan getirir gibi sorular geliyor öğrencilerden. Yok öyle bir şey arkadaşlar. Orada disiplinden uzak, tamamen hakemin estetik keyfine göre puan veriliyor. İstersen 50 hareketi kusursuz oarak peşpeşe diz, hakemin hoşuna gitmediyse puan vermez. Bu nedenle hakem sayısı ne kadar çok artarsa o kadar genele hitap edilebilir. Keşke en az yarışmacı sayısı kadar hakem olabilse. Böyle olsa adil mi olacak, hayır. Yine birilerinin sanatsal zevkine göre başka birileri derecelendirilecek. Sanat, spor müsabakası gibi katı kurallara sahip değil. Olma şansı da pek yok. Sanattan uzaklaşır. Kaliteli spor sanat mıdır diye sorarsan evet derim ama ikisi arasındaki -kendimce-farkı şimdi açıklamaya üşendim.

Bu arada şununcu bununcu olan diyorum ama kişileri tanımadığımdan öyle diyorum. Asosyal bir tangocu olup kimseyle görüşmüyor olmamın artısını hakemlikte görüyorum iki seferdir. MHK başkanı Hakan Ağabey her toplantıda mutlaka "kendi öğrencinize ya da arkadaşınıza puan verirken eliniz titresin. Tekrar tekrar düşünün" diyor. Ben kimseyi tanımadığım için elim titremiyor. Hele bu yarışmada okul olarak hiçbir yarışmacımız olmadığından en fazla tanıdığım kişi Facebook'ta filan kazara bir duyurusunu filan gördüğüm, sokakta görsem muhtemelen tanımakta zorlanacağım kişilerdi. Kabul, abarttım ama düşünüyorum da sokakta görüp tanıyacağım kişi sayısı tüm kategoriler için toplam 4'ü geçmezdi. Önümüzdeki dönem için asosyalliği rafa kaldırmak gibi bir niyetim var ama yazarken öğrencilerin her sena başında bu dönem günlük çalışacağım, sınav zamanı sabahlama yapmayacağım demesi gibi bir his uyandırdı.

Gelelim biraz daha elle tutulur gözle görülür kulakla işitilir kısımlara. Soyunma odalarına girmedim bu sefer fakat çoğunluğun dediğine göre yetersiz, küçücük odalarmış. Organizasyon önceden bunları değerlendirip önlem almalıydı. Geçen seneki yarışmada olduğu gibi bir hırsızlık rezaleti filan duymadım. En azından güvenlik tedbiri daha iyiymiş diyebilirim. Pist zemini dans için uygundu bence. Sıkıntı yaşayan olmamıştır, olduysa da uygun ayakkabı giymemiştir diye düşünüyorum. Bir yarışmaya giderken en azından iki farklı ayakkabı götürmeyen yarışmacının ciddiyetinden şüphe ederim. Pabuçlar tek çeşit dğeil ki. Süet, kösele, lastik ve karışımları olarak türlü türlü taban var. Önlemini alman gerekiyor.
Müzik işi tam fiyaskoydu. Doğru tesisat kurulmadı ya da kurulamadı. O kısma hakim değilim. Tesisatın ekipmanları duruyordu ortalıkta ama bağlanmamışlardı. Tuvalette yüksek sesli müzik çalsa ancak böyle ses çıkardı. En fazla anons yapılabilecek tesisatla dans yarışması komik oldu. Yarışma esnasında müziğin birden fazla defa yarıda kesilmesi de yarışmacı açısında hiç hoş olmadı.
Soyunma ve bekleme yerlerinin yetersizliğinden dolayı bir sonraki turda yarışacak yarışmacıların pistin yanında bekleyip izliyor olması yanlıştı. Hele sürekli bağırıp çağıran minikler orada bulunmamalıydı. Dikkati dağılan yarışmacılara ve hakemlere şahit oldum.
Bir diğer noktada ise hakemler olarak çok fazla ayakta kaldığımızı düşünüyorum. Isınma turlarında dikilmeye başlayıp yalnız gösterilere kadar sadece ufak bir arada oturma şansımız vardı. Yorgunluk ve dikkat dağınıklığı arasında doğru orantı olduğu unutulmamalı. Öneri olarak bir sonraki yarışma için her turda hakemlerin yarısının pist etrafında eşit aralıklarla dizilmiş sandalyelerde oturması ve her turda yer değiştirilmesini sunayım.


El Mundial de Tango'ya bir şekilde katılma fırsatı olsa ayakları kıçına vura vura koşacak kişiler TDSF yarışma düzenlediği zaman seyirci olarak bile katılmıyor. Var böyle insanlar. İsim verip kimseye doğrudan giydirmiş olmayayım ama gerçekten var ve ikiyüzlüce geliyor bu tutum. Mundial'i geçtim, herhangi bir yurt dışı yarışmasına bile koşarak gidecek insanlar var. Bizde herkesin olayı ezkaza dereceye girersem reklamımı yapar, ekmeğini yerim oluyor. Dışarıya koşarak gidecek olan kişilerde -özellikle eğitmen olanlar- ise ya dereceye giremezsem korkusu var. Esnaf olarak düşünürsen çok doğal bir güdü aslında. Yurt dışı olduğunda ise kendi rakipleriyle yarışmayacak ve ola ki derece filan alırsa bilmem nerenin bilmem kaçıncısı diye unvan artışı yaşayacağı için koşar. Nasılsa oradakiler ticari ve ego bakımından rakibi değil. Dolayısıyla kazanamasa da sorun yok.
Bana Mundial teklifi gelse ne yaparım diye düşündüm bir yandan bunları yazarken. Önce "la yörü git başkasıyla eğlen" derim. Sahte organizasyon olabilir diye de düşünürüm; dansçı değilim ki yarışmaya gireyim. Sonra muhtemelen biraz düşünürüm. Beleşçi yanım devreye girer ve yolum, konaklamam filan karşılanacaksa girerim derim herhalde. Aksi halde ne işim olur. Anladığım kadarıyla çıkarcı herifin tekiymişim.
Şimdilik aklıma gelenler bu kadar. Sonradan aklıma gelen olursa ve üşenmezsem eklerim.
Kal sağlıcakla.

18 Eylül 2014

gecikmeler

İsteyerek ya da istemsizce bir şeyler gecikiyor sürekli. Vardır bir hayır diyenin ağzına vururum. Başlarım böyle hayıra. Tüm hayırlar bana gecikince mi oluyor lan. Tepem attı.
Ayrıca bugün okullu olduğumu düşündüm. Çok korkunç geldi. İlk okulda olduğunu düşünsene. Her gün okula gidiyorsun. Düzenli olarak ödev yapmak zorunda kalıyorsun. Sınavlar, karne, tatil ama sonra tekrar sar başa. Ağır işkence. Bir de etrafımda pek çok örneğini gördüğüm vasıfsız öğretmenler denk gelirse seyreyleyin gümbürtüyü. Çok rezil öğretmenler var be. Kendi dalına dahi hakim olamayan, iletişim diye bir şey bilmeyen, hiçbir şekilde öğrenciye örnek olamayacak tipler öğretmen oluyor. Sonra ülke neden bu halde. En ne olsun başka. Öğretmen mal olursa sonraki nesilden ne bekliyorsun.
Neyle başladım nereye geldim. Bu sefer böyle karışık olsun. Bir daha kim bilir ne zaman yazarım. Sözlük, twitter, facebook filan devreye girince yazıp paylaşma ihtiyaçlarımı oralarda gidermiş olup burayı ihmal ediyorum galiba.
Eski dost düşman olmaz.

15 Ağustos 2014

çokcahilizkeşkeölsek

İntihar verilerine bakıyorum.
Veriler 2000 yılından itibaren.
2006 yılına kadar çoğunlukla kadın ve erkeklerin intihar oranları erkeklerinki biraz daha yüksek olmakla beraber birbirine çok yakın. 2006'da ne oluyorsa birden kadın intihar vakaları ile erkeklerinki arasında neredeyse %50 gibi bir fark oluşuyor. Kadınlar yaşamayı, erkekler yaşamamayı tercih ediyor. İşin asıl garip kısmı ortalama intihar sayısının değişmemesi. Yılda 2700 civarında intihar görülüyor.
Sadece kadın erkek üzerinden gidersek acaba ne sonuçlar çıkartabiliriz?
2006 öncesi sosyal medya bu kadar gelişmemişken kadın cinayetlerinin intihar olarak kayda geçirilme oranı daha mı yüksekti? Cinayetlerin üzeri daha kolay örtülebiliyor olabilir miydi acaba? Bunu kabul edersek sosyal medyanın gücü pek azımsanamaz diyebiliriz. 2006 öncesi oranlarda kadınların istediği kişi ile evlenememe veya hissi ilişki nedeniyle intihar etme oranı daha yüksek gözüküyor. Beni şaşırtan bir istatistik ise bu sayının erkeklerde hep daha yüksek olması. Oran olarak bakarsak yüzdeler 2006'ya kadar kadınlarda daha yüksek, sonrasında ise başa baş gidiyor. Kadınların bu sebeple intihar etmesi 2006 öncesi %11 civarlarındayken 2006'dan sonra yaklaşık %6lara geriliyor.

Başka bir ihtimal olarak kadınların bilinçlenmesi ve yardım kanallarının farkına varması olabilir ama nedense ilk ihtimal daha kuvvetli gibi geliyor bana.

2004 yılında bilinmeyen nedenler diye bir sınıflandırma başlamış ve neredeyse tüm intiharların yarısı bu sınıfa dahil edilmiş. Hastalık ve aile geçimsizliği nedenlerinden hatrı sayılır bir oran bilinmeyen sebeplere kaymış.
Genel olarak intiharların en önemli sebepleri hastalık, aile geçimsizliği ve geçim zorluğu.
Birileri sürekli sosyal devlet olduğumuzu söyleyip duruyordu sanki.
Öyle bir sosyal devletiz ki sağlık ve geçim sorunları insanların en önemli hayatlarını bitirme sebebi.

Bu veriler keşke sayı olarak kalmasa da sosyologlar tarafından değerlendirilip ülkeye daha güzel yarınlar hazırlasa.

evlenboşan

Çevremdeki evlilikler ve ayrılıklar hareketlenmeye başlayınca merak ettim Türkiye çapında durum neymiş diye. İstatistik kurumu verilerini biraz inceleyince aşağıdaki sonuçlar çıktı. Bir de üşenmedim, ilgim çeken kısımlar için çizelge hazırladım.

2010-11-12-13 için evlenme sayıları
582715, 592775, 603751, 600138
Artış var fakat 2012-13 arası artış azalmış.

Bununla birlikte boşanma sayıları şu şekilde:
118568, 120117, 123325, 125305
Boşanmalarda da artış var ama artış oranı evlilikte olduğu gibi değil, giderek yükseliyor.

Boşananların evli kalma süreleri yine 2010-11-12-13 yıllarına bakınca
1- yıllık evliler: 3967, 4274, 4080, 4385
1 yıllık evliler: 10559, 10881, 11075, 12455
2 yıllık evliler: 9265, 9287, 9245, 9815
3 yıllık evliler: 8634, 8742, 8866, 8421
4 yıllık evliler: 7821, 8044, 8185, 7907
5 yıllık evliler: 7001, 7089, 7426, 7496
20+ yıllık evliler: 18365, 18636, 19151, 19190
20 yıla gidene kadar sayılar sürekli düşüyor. Hepsini tek tek yazmıyorum. Beşinci yıldan sonra keskin bir düşüş gözüküyor. 2013 için boşanmaların %40,3'ü ilk 5 yıl içinde gerçekleşmiş. %21,5'i ise 6-10 yıllık evliliklermiş.

Boşanma sebeplerine gelince veriler pek açıklayıcı değiller. Kendi etrafımdaki insanlardan da bildiğim kadarıyla her türlü sorun için anlaşmalı olarak boşanılıyorsa geçimsizlik bahanesi öne sürülüyor. Çok kapsamlı bir bahane.

Boşanma nedenlerine göre sayılar (2010-11-12-13):
Zina 90, 85, 71, 80
Cana kast ve pek fena muamele 32, 35, 30, 31
Cürüm ve haysiyetsizlik 37, 35, 26, 37
Terk 317, 288, 276, 238
Akıl hastalığı 42, 58, 52, 40
Geçimsizlik 113039, 116153, 119921, 121627
Diğer 1414, 957, 1050, 1149
Bilinmeyen 3597, 2506, 1899, 2103

Sadece 2013 yılında 16-19 yaş arasında resmi nikah kıyılmış 123120 kadın var. Kadınlarda evlenmenin zirve yaptığı yaş aralığı 20-24 (2013'te 213019 kadın). Küçük yaşta evlenen kadınların büyük çoğunluğu (58992 kadın) 20-24 yaşındaki erkeklerle evlenmiş.
Yine 2013 yılı için 16-19 yaş arası resmi nikahlı erkek sayısı 13546 gözüküyor. Erkeklerin evlenme zirvesi ise 25-29 yaş aralığı (2013'te 241462 erkek). Bu erkeklerin 44360'ı 16-19 yaş arası kadınlarla evlenirken 100343'ü 20-24 yaş aralığından kadınlarla evlenmiş.
Boşanma yaşları kısmında 16-19 ve 20-14 yaş kadınların sayısı can sıkıcı. 16-19 yaşa bakınca 2010-11-12-13 yılları için sırasıyla 2360, 2415, 2431, 2560; 20-24 yaşa bakınca 16010, 16276, 16241, 16323 görülüyor.
Kadınların ayrılma yaşları için 25-29 ve 30-34 (tüm boşanmalara oran ~%20,68) arasında çok az fark varken erkekler 30-34 aralığına geldiğinde ortalama %8 sıçramayla zirve yapıyor (tüm boşanmalara oran ~%22), 35-39 aralığında 3-4 puanla düzenli olarak azalmaya başlıyor. Halk arasında erkeklerin 35 yaş bunalımı diye adlandırılan efsane, verilere göre 35'i bulmadan gerçekleşiyor.

Evliliklerin %0,70'i ilk yıl tamamlanmadan sonlanıyor yani boşanmaların yaklaşık %3,4'ü evliliğin 1 senesi dolmadan gerçekleşiyor.

Ayrılma nedenleri içinde akıl hastalığının (tüm boşanmalara oran ~%0,039) cana kast ve pek fena muameleden (tüm boşanmalara oran ~%0,025) daha yüksek orana sahip olması ilginç geldi.
Akıl hastalığı sebebiyle ayrılan kadınların zirve yaptığı yaş 35-40 arasıyken erkeklerde 30-34 daha revaçta. Zina nedeniyle ayrılanlar her yaşta ağırlıklı olarak kadınken 35-39 yaş arası erkeklerde bir patlama oluyor.

İstatistik kurumu verileri bu şekilde. Resmi nikahlı olmadan evlenip ayrılanların sayım dışı olduğunu hatırlamakta fayda var.


18 Temmuz 2014

çocuğunolunca

"Çocuğun olunca anlarsın." dedikleri hiçbir şeyi anlayamadım.
Tek anladığım şey önceden daha ulvî gelen anne baba rolü iyice basitleşti gözümde. Anne baba olmak çok kolay. Her şeyi isteyerek yapıyorsun. Biraz uykusuz kalıyor, biraz fazla çalışıyorsun o kadar.

11 Haziran 2014

birşuhisitemkar

Bir şûh-i sitemkâr beni saldı yine derde
Kodu şu garip başımı bin türlü kederde
Çün görmüş idi didelerim vakt-i seherde
Bir misl-i melek zât-ı peri cinsi beşerde
Ah, kandedir ol nâzenim gelmedi nerde
Sevdim nideyim, terk edemem hayr ile şerde

28 Mayıs 2014

Tango Lesson filminden muhteşem bir tango dersi.

"Nothing. You should do nothing when you dance. Just follow, follow! Otherwise you block my freedom to move; you destroy my liberty... and then I cannot dance. I cannot dance! I can do nothing."
-Pablo Veron

16 Mayıs 2014

vasıfsız

insanlar çok garip gerçekten.
geçen gün televizyonda kahkaha terapisti diye bir şey gördüm mesela.
çıkıp 15 dakika boyunca kah kah kah kok koh koh yaptıtdı seyircilere. kadının asıl mesleği nedir hiçbir fikrim yok. titri kahkaha terapistiydi. araştırmadım gerisini. kilolu, yüzünün sağ tarafıyla ilgili bir sorun atlatmış hanımefendiydi. televizyondan görüp hemen bok atmak istemem fakat her kahkahası çok yapmacık geldi.
bunun yanında yaşam koçluğu diye muazzam bir meslek de var. etrafımda örnekleri de var. bakıyorum bakıyorum çözemiyorum. anlam veremiyorum pek fazla. mesleki anlamda öğütlerde bulunacak bir danışman olur, eyvallah ama yaşam koçu ne arkadaşım? çok mu geri kafalıyım bilmyiorum.
mesela psikolog ve psikolojik danışman ayrımını da anlayamıyorum. gördüğüm kadarıyla psikolojik danışmanlar da hemen hemen aynı işi yapıyor ama psikolog çok daha zor aşamalardan geçiyor sanki. rehber öğretmen filan tamam ama psikolojik danışmanlık kısmı kolpa geliyor. psikolojik durumlarla ilgili psikolog ve psikiyatrist vardır. diğer türlüsü sahte diplomalı psikolog gibi geliyor.
bunun yanında kendi mesleğimle ilgili de konuşayım. o kadar yetersiz eğitmenlerle karşılaşıyorum ki anlatamam. adam daha yaptığı şeyi anlatamazken bin tane anlamını kendisinin de detaylıca bilmediği terim sokarak laf salatası yapıyor.
işin komik tarafı bu adamlar ciddi paralar kazanıyor çoğu zaman.

bunları yazıyorum. bunları yazıp kendimi oyalamazsam öldürülen maden işçileri hakkında çok yazacağım. ne kadar çok yazarsam o kadar çok öfkeleneceğim. iyisi mi bugünü de geçiştireyim. aklım daha fazla yerine geldiğinde yazayım.
oyalanmam lazım.

gidikbilek

bileğimin ameliyatını erteleyen hekimleri saygıyla anıyorum sabahtan beri.

13 Mayıs 2014

Mahzun

Sevdiğim insanlara,
Kızabilirdim,
Eğer sevmek bana
Mahzun durmayı
Öğretmeseydi
-Orhan Veli

05 Mayıs 2014

modernkenefhatırası

çok saçma rüya gördüm dün gece.
öyle böyle saçma değil. tamamını anlatmayacağım ama bilgisayardan mı televizyondan mı ne TRT Okul açıköğretim dersi izlerken izlediğim yerdeki kişilere ben tuvalete gidip geliyorum diyorum. tuvalete giderken oranın aslında dans yarışması olduğunu görüyorum. tuvalet mahzen gibi yerlerden geçilerek ulaşılabiliyor. içeri girdiğimde Çırağan Sarayı kadar filan bir yerin çeşit çeşit tuvaletlere ayrıldığını görüyorum. öyle değişik tuvaletler var ki anlatılacak gibi değil. kimisinde yatarak yapıyorsun, kimisinin üzerinde taht gibi bir şey ar, kimisi bildiğimiz alaturka, pisuvarlar filan bir değişik, hatta bazıları su parkı gibi... her neyse bu kocaman alanda şuraya mı yapsam buraya mı yapsam diye düşünürken en sonunda lavabo gibi birini kestiriyorum gözüme. önü cam tamamen. alt katta girdiğim yer nasıl olduysa üst katlarda bir yere dönüşmüş. dışarıda da plaj soyunma kabinleri var. şehri tepeden görüyorum ama plaj da aynı hizada işte. işiyorum güzel güzel ama bir bakıyorum külot düşüyor. giymeye çalışıyorum olmuyor. sonra bir bakıyorum meğer don yerine Elif'in yelek gibi bir şeyini almışım. yelek ama dört kollu birisi için yelek. bacağımı geçirmeye çalışıyorum olmuyor, belime doluyorum boşluklardan her şey ortada kalıyor. tam o srada ders zili çalıyor ve tüm yarışmacılar kızlı erkekli karışık olarak kantine geliyor. evet, benim tuvaletin içinde kantin de varmış. buna şaşıracak halimiz yok herhalde. yeleğin kollarının birinden kafamı geçirip geri kalanı olduğu kadar üstüme doluyorum. niyeyse üstüm başım da çıkpal kalmış ben debelenirken. çok güzel hatunlar, gayet yakışıklı erkekler gelmeye başlıyor üzerime doğru. henüz beni fark etmiyorlar ama ben ne yapacağım diye diye ter içinde kalıyorum. hepsinin hocası mı, yarışmalarında hakem mi neyim galiba. üst mevkideyim onlara göre. o yüzden sıkıntı yapıyorum zaten. iyice yaklaştıklarında saklanacak yer bulamıyorum. dahiyane bir fikirle kafamdan geçirdiğim yeleği sezar gibi doluyorum üstüme ve haydi çıplak koşuyoruuuuuuuzz diye bağırarak koşmaya başlıyorum. yavuz hırsız misali utanmak yerine milleti galeyana getirmeye çalışıyorum. başarılı da oluyor. sonra ulan tayyip haklıymış. ne kadar rezilsen o kadar üste çıkmaya çalışınca yiyormuş millet diyorum. böyle bir garip olay.
rüya içinde de birbiriyle çok alakasız insanlar gördüm. herhalde 10 yıldır filan görmediğim Emre ile sohbet ediyorduk tuvalet girişinde. Serkan yatarak kullanılan tuvaleti övüyordu sanırım. Onur vardı. o da  İrlanda da tuvaletler hep böyle diyerek bir tuvaleti gösteriyordu. Orçun ve ney vardı ders kısmında. şimdi yazarken hatırlayamadım ama başka bir dünya insan vardı. değişikti.

içinde bunda daha fazla tuvalet geçen bir yazı daha yazamam herhalde.

22 Nisan 2014

kilitkafadanegosağla

Bir çıkarcı düşün bir de tek fikre saplanmış sarhoş. Birbirlerini gazlayıp diğer insanları saçma fikirleriyle bayıltırlarsa ne tepki vermek gerekir?
Gereken nedir bilmem ama kendimi bildim bileli tepki vermiyorum bu durumlara.
Ne kadar sinir bozucu gözükseler de komikler bence. Komik dediğim tabii ki trajikomik. Yoksa yazık yani koca koca insanların bu halde olması.
Tatava yapma, eğlen geç. Öleceğiz nasılsa er ya da geç.

15 Nisan 2014

Hallederizabi

Şu "hallederiz" psikolojisi bir gün ilk açacak başıma ama bakalım ne zaman. Sikana TV için tanbur eğitim videosu kaydettik bugün. Neredeyse yıl oldu tanbur çalışmayalı ama hallederiz dedim bir kere. Onlar memnun kaldı ama ben pek utanmış oldum. Bülbülüm altın kafeste parçasını dahi yanlış çalar mı insan arkadaş. Oldu işte. Farklı yorum diyelim. Peşrevlerde ne hatalar var kim bilir. Bakalım montaj sonrası ne hale gelmiş olacak. Keşke sesleri tekrar kayıt alma fırsatın olsa.
Olsa ile bulsayı ekmişler hiç bitmiş.
Kısfmet.

02 Nisan 2014

budünyabenimmemleket

HEMŞERİM MEMLEKET NİRE

Kendimi bildim bileli yollarda tükettim koskoca bir ömrü
Bir uçtan bir uca gezdim şu fani dünyayı
Okumuşu, cahili, yoksulu, zengini hiç farkı yok hepsi aynı
Sonunda ben de anladım hanyayı Konya'yı

Sanki insanlık pazara çıkmış ekmek aslanın ağzında
Bir sıcak çorba içer misin diyen yok
Dört duvarı ören çatısını kapatıp içeriden kitlemiş kapıyı
Bir döşek de sana serelim buyur diyen yok

Tek bir soru
Hemşerim, memleket nire?
Bu dünya benim memleket
Hayır, anlamadın hemşerim; esas memleket nire
Bu dünya benim memleket

Kardeşlik ve eşitlik üzerine uzun uzun nutuklar çekip
Niye senin derin benden koyu diye soran çok
Kaşının altında gözün var diye silahlanıp ölüme koşarken
Kalan dul ve yetim ne yer ne içer diye soran yok

Barış garibim bulamadı çözümü oturdu etti bunca sözü
Gelin hep beraber anlaşalım diyen yok
Zaten paramparça bölünmüş ve yaşanmaz olmuş dünyamız
Daha fazla kesip bölmeye hiç gerek yok

Tek bir soru
Hemşerim, memleket nire?
Bu dünya benim memleket
Hayır, anlamadın hemşerim, esas memleket nire
Bu dünya benim memleket

Söz, müzik: Barış Manço

http://youtu.be/Pu3yyfYsPWg

amerikancı

Sema ablalar geldi Seattle'dan.
ev cümbüş mekanı oldu. gece gündüz hiç fark etmiyor hep hareketlilik içindeyiz. kalabalık aile olmak hem keyifli hem meşakkatli bir şeymiş demek. alışık değilim kalabalık yaşamaya ya garip geliyor.
haftaya dönecekler ama yarın Kamil abinin ailesine gidecekler üç günlüğüne. çocuklar tam kültür karmaşası yaşıyor. evde, sokakta, lokantada pek çok şey onların alışkanlıklarına göre farklı. mesela ilk gün tuvalete karanlıkta girdiler ya da beş dakika ışık düğmesini aradılar. tuvaleti cezalandırma yeri olarak kullanan bir millet olduğumuz için bizde tuvalet ışıkları dışarıdan açılıp kapanıyor. çocukların aklına bile gelmedi ışığın dışarıdan açılıp kapatılacağı.
her enyse. durum böyle işte. yarın kısa süreli bir boşluğa düşeceğiz. haftaya temelli döndüklerinde ise daha uzun süreli boşluk olacak.
oradaki şartları filan duydukça acaba bir yolunu bulup ülkeden gitsek mi diye düşünmüyor değilim. seviyorum Türkiye'yi, İstanbul'u ama milliyet kavramı uzun süredir çok uzağımda durduğundan Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur saçmalığına inanmıyorum.
insanların çizdiği sınırlar insanları düşman ediyorsa kusura bakma ama bacağım girsin o sınırdan.

Barış Abi ne diyordu?

+Hemşehrim, memleket nere'?
-Bu dünya benim memleket

işaşdönenbaş

bugün bir ilki yaşayarak güne başladım.
sabah tuvalete girdim ve ardından öyle bir başım döndü ki midem bulandı. bacaklar titredi, etraf karardı filan. çok değişik oldu.
tam bilimkurgu filmi efekti gibi oldu görüşüm. 2-3 dakika içinde geçti ama değişik bir histi.
tavsiye ediyorum herkese. birden bok gibi hissediyorsun ama sonra geçiyor ve çok daha dinç, enerji dolu hissediyorsun.
işte bunlar hep yorgunluk lobisinin işi.

26 Mart 2014

seyrekyazılıasabişahsiyet

2-3 ayda bir yazar olmuşum artık.
başka yerlere daha pratik oalrak yazmak öldürdü buraya yazmamı.
twitter, sözlük ve zaman zaman facebook.
buralara yaza yaza emektarı köşeye kaldırdım.
toparlanmak gerekir diyeceğim şimdi ama kalkıp üç ay sonra yazarsam ayıp olacak.

neler oldu bu zaman zarfında
  • çocuk büyüyor. dişler mişler çıktı. çok şükür her şeyi sağlıklı gidiyor.
  • okul değişikliği iyi geldi. gerçi gittiğim okul yok ortada ama İstanbul Üniversitesi olması daha keyifli. iğrenç bir okul olmasına rağmen seviyorum bu okulu ben. Stockholm mu dersin ne dersen de. ilk dönem tüm dersleri verdim. 2003'ten beri profesyonel öğrencilik hayatımda ilk defa böyle bir şey yapıyorum. şaşırtıcı. demek sosyoloji okumam gerekiyormuş.
  • müzik çalışmam rezil durumda. hem zaman bulamıyorum hem bileğim epey kötüydü uzun süredir. ganglion kistiymiş. 5 ay kadar aralıksız atel kullandım ve şimdi rahat. ağrım epey azaldı ama ameliyat olup aldıracağım. muhtemelen ameliyat tarihim de belirlenmiştir ama sormadım henüz. Elif kuzen sağ olsun ayarladı her şeyi. velim gibi elimden tutup tüm tahlilleri, cartları curtları hallettirdi hemencecik.
  • bu aralar ayağım biraz kötü. daha önce tendonda bir sorun olmuştu. nüksetti galiba. hoş önceki sorun hangi ayaktaydı onu hatırlamıyorum ama Elif'in demesine göre aynı ayakmış şimdi ağrıyan. birkaç ay doğru düzgün üzerine basamamıştım ilk sakatlanmada. bu öyle ciddi değil muhtemelen ama yine de doktora görünmekte fayda var.
  • ekitap okuyucu aldım (Kobo Glo) ve inanılmaz memnunum kendisinden. mutlaka herkes alsın. ha derseniz ki dolar uçtu gitti nereye alalım o zaman susarım. Türkiye'de satılan bir ik marka için oldukça kötü yorumlar okudum araştırırken. benim Kobo Japonya'dan geldi. 6 ya da 10$ kargo ile iki haftada ulaştı elime. muhteşem bir alet. kutudan ilk çıkarttığımda tam bir cahil olarak üzerindeki jelatini sökmeye çalıştım ama yokmuş meğer jelatin. eMürekkep teknolojisi gerçekten harika bir şeymiş. matbu gibi duruyor ekran. Kobo Glo'da ekran aydınlatma sorunu da yok. Kindle gibi belirli biçimleri destekleyen aletleri boşverin. Kobo candır. zaten yakın zamanda Sony de küçülmeye giderken ekitap okuyucu bölümünü tamamen Kobo'ya bıraktı. ePub delisi oldum sayesinde.
  • hükümet meselesine girmeyi hiç istemiyorum. kısa kesemeyecek ve çok ağır hakaretlerle donatacak kadar öfkeliyim şeref yoksunlarına. şimdi gerek yok bu gereksiz tiplerden konuşmaya.
  • yalnız bu dönem ne tape yaptı be arkadaş. bitemedi bir türlü. herifin yüzü de köseleden beter. gerçi götüne gireceklerden korktuğu için mecburen köseleye vuruyor işi o ayrı mesele.
  • siyaset yok.
aklıma yazacak bir halt gelmiyor. sinrilendim yine şu siyasi hayasızlara. hayatları kararsın.

22 Ocak 2014

derindi

Denizi düşledim dün gece. Gök gibi maviydi, sonu derindi.
Dalgalar vardı; beyaz bulutlar gibi pamuk. Bazen biraz karamsar.
Balıkları gördüm renk renk. Kardelen, leylak, yediveren, mor sümbül.
Sonra, martılar vardı; çayır çocukları gibi.
Bir de salınan pancar motor balıkçı teknesi vardı. Seni bekleyen ben gibi.
Basittir düşlerim.
Doğa gibi,
aşk gibi,
seni beklemek gibi.

17 Ocak 2014

koleliksistemi

ya hep ya hic kurali calisiyor herhalde.
ust uste geliyor yine her sey.